tehlikede

listen to the pronunciation of tehlikede
Türkçe - İngilizce
(Hukuk) at stake

The future of our company is at stake. We have been heavily in the red for the last couple of years. - Şirketimizin geleceği tehlikede. Son birkaç yıldır aşırı derecede borçluyuz.

Tom knows what's at stake. - Tom neyin tehlikede olduğunu biliyor.

on the line

Her career is on the line. - Onun kariyeri tehlikede.

My career is on the line. - Benim kariyerim tehlikede.

be in jeopardy
on thin ice
in peril of
at risk
in danger, at stake
in danger

Are you saying my life is in danger? - Hayatım tehlikede mi diyorsun?

I think his life is in danger. - Sanırım onun hayatı tehlikede.

on the spot
out on a limb
in peril

Unless a nation's existence is in peril, war is murder. - Bir ulusun hayatı tehlikede değilse, savaş cinayettir.

be at stake
endangered

What makes you think that your language is endangered? - Dilinin tehlikede olduğunu sana ne düşündürüyor?

A fund was set up to preserve endangered marine life. - Tehlikede olan deniz yaşamını korumak için bir fon kuruldu.

{k} in a bad way
tehlike
danger

Products with GMO are dangerous to human life. - GDO'lu ürünler insan hayatı için tehlikelidir.

Radioactive matter is dangerous. - Radyoaktif maddeler tehlikelidir.

tehlike
hazard

This is a hazard to your health. - Bu sağlığınız için bir tehlikedir.

The use of optical instruments with this product will increase eye hazard. - Bu ürünle birlikte optik aletlerin kullanımı göz tehlikesini artıracaktır.

tehlikede bulunmak
be in danger
tehlikede olan
insecure
tehlikede olma
insecurity
tehlikede olmak
be in danger
tehlikede olmak
to be on the line
tehlikede olmak
be at risk
tehlike
{i} peril

Unless a nation's existence is in peril, war is murder. - Bir ulusun hayatı tehlikede değilse, savaş cinayettir.

Due to overfishing, some fish stocks are now at perilously low levels. - Çok fazla balık avı dolayısıyla, bazı balık stokları şimdi tehlikeli derecede düşük seviyelerde.

tehlike
threat

There are dangers that threaten both men and women. - Hem erkekleri hem de kadınları tehdit eden tehlikeler vardır.

There is a threat of a storm. - Fırtına tehlikesi var.

tehlike
(Hukuk) jeopardy

Would domestic peace be plunged into jeopardy? - İç barış tehlikeye girer mi?

tehlike
(Askeri) mayday
tehlike
menace
tehlike
insecureness
tehlike
pitfall
tehlike
dangerousness
tehlike
endanger

Can Tatoeba contribute to the saving of endangered languages? - Tatoeba, yok olma tehlikesinde olan dillerin korunmasında katkıda bulunabilir mi?

What makes you think that your language is endangered? - Dilinin tehlikede olduğunu sana ne düşündürüyor?

tehlike
trouble

Jamal is a dangerous thug. He always gets in trouble. - Jamal tehlikeli bir haydut. Her zaman başı beladadır.

tehlike
distress

The ship flashed a distress signal. - Gemi bir tehlike sinyali gönderdi.

We've got a distress signal from that ship. - Biz o gemiden bir tehlike sinyali aldık.

tehlike
perniciousness
tehlike
risk

Some of the photos have been taken at the risk of life. - Bazı fotoğraflar ölüm tehlikesi altında çekildi.

They risked their lives on the dangerous trip. - Tehlikeli yolculukta hayatlarını riske attılar.

tehlike
storm cloud
tehlike
emergency
tehlike
danger, hazard; risk; emergency
tehlike
(gemi) distress
tehlike
shoal
tehlike
danger; hazard; peril
tehlike
hazardousness
Türkçe - Türkçe

tehlikede teriminin Türkçe Türkçe sözlükte anlamı

TEHLİKE
(Osmanlı Dönemi) (Tehlüke) (Helâk. den) Helâkete sebep olacak hâl. Felâket
Tehlike
alarm
Tehlike
(Osmanlı Dönemi) BİM
tehlike
Büyük zarar veya yok olmaya yol açabilecek durum, muhatara: "Tehlike gittikçe büyüyor, güçlük artıyordu."- R. H. Karay
tehlike
Büyük zarar veya yok olmaya yol açabilecek durum, muhatara
tehlike
Gerçekleşme ihtimali bulunan fakat istenmeyen durum
tehlike
Gerçekleşme ihtimali bulunan fakat istenmeyen durum: "Ketumdur, katlandığı acıları, atlattığı tehlikeleri sergilemeyi hiç sevmez."- A. İlhan
tehlikede