Erkek kardeşim okumaya öylesine dalmıştı ki odaya girdiğimde beni farketmedi.
- My brother was so absorbed in reading that he did not notice me when I entered the room.
Tamamen işine dalmıştı.
- He was completely absorbed in his work.
Atina'ya giden bir yük gemisi, bir iz bırakmadan Akdeniz'de battı.
- A cargo vessel, bound for Athens, sank in the Mediterranean without a trace.
Tom Tokyo'ya giden bir trene bindi.
- Tom boarded a train bound for Tokyo.
Tom unutmaya zorunlu.
- Tom is bound to forget.
Er ya da geç onun olacağı zorunluydu.
- It was bound to happen sooner or later.
He is bound by his promise.
- Er ist durch sein Versprechen gebunden.