yanına

listen to the pronunciation of yanına
Турецкий язык - Английский Язык
beside

She knelt beside him and asked him what his name was. - O onun yanına diz çöktü ve onun adının ne olduğunu sordu.

Can I sit beside you? - Senin yanına oturabilir miyim?

along

Don't forget to take along the camera. - Kamerayı yanına almayı unutma.

next

May I sit next to you? - Senin yanına oturabilir miyim?

She sat next to him on the bus. - O, otobüste onun yanına oturdu.

(kâr) kalmak to get away with, do (something) without being punished for doing it: Bu cinayet yanına kalmaz. You won't get away with this murder. (...)
beside, along, with, alongside
up to

Instead of waiting for Tom to come up and speak to you, you should just go up to him. - Tom'un gelip seninle konuşmasını beklemek yerine, sadece onun yanına gitmelisin.

He went up to her and they shook hands. - O onun yanına gitti ve tokalaştı.

with

He didn't take an umbrella with him. - Yanına bir şemsiye almadı.

Tom can't do such a thing and get away with it. - Tom böyle bir şey yapamaz ve yanına kar kalmaz.

near

He drew a chair near her. - O onun yanına bir sandalye çekti.

I wouldn't go near it if I were you. - Yerinde olsam onun yanına gitmem.

along with
alongside
yan
side

Wherever you go, you see a lot of bicycles left on sidewalks near stations. - Nereye giderseniz gidin, istasyonların yanında kaldırımlar üstünde bırakılmış çok sayıda bisiklet görürsünüz.

The two houses stand side by side. - İki ev yan yana durur.

yanına alma, beraberinde götürme
receiving side, drive along the
yanına gelmek
get close
yanına kalmak
(deyim) Get away with

He got away with what he had done.

yanına (salavatla) varılmaz
1. It's so high/expensive you can't touch it. 2. He/She thinks he's/she's better than everybody else. He/She thinks he's/she's something. 3. You have to walk on eggs around him/her; the smallest thing can make him/her blow his/her stack
yanına almak
to take into one's service
yanına almak
take along
yanına almak
1. to take (someone) on, employ (someone) (as one's assistant). 2. to take (someone) in (in order to look after him/her)
yanına bile yaklaşmamak
not to touch with a bargepole
yanına bırakmamak
not to leave unpunished, to get even
yanına bırakmamak/komamak/koymamak
not to let (someone) get away with (something), not to let (someone) do (something) without being punished for doing it. (...)
yanına gelmek
walk up to
yanına koymama
reprisal
yanına kıvrılmak
snuggle
yanına salavatla varılır
You have to walk on eggs around him/her; the smallest thing can make him/her blow his/her stack. (...)
yanına sokulmamak
give a wide berth to
yanına varılmaz
prohibitory
yanına varılmaz
un come at able
yanına varılmaz
(fiyat) prohibitive
yan
side; direction; place; auxiliary, subsidiary; askew, sidelong
yan
lateral
yan
{s} collateral
yan
party

I suggest we go over to Tom's and help him get ready for the party. - Tom'un yanına gitmemizi ve ona partiye hazırlanması için yardım etmemizi öneriyorum.

A party will be held next Saturday, that is to say, on August 25th. - Gelecek Cumartesi, yani 25 Ağustos'ta bir parti düzenlenecek.

yan
sidewise
yan
place

The darkest place is under the candlestick. - Çıra dibine kör yanar.

The accident took place near his home. - Kaza onun evinin yanında gerçekleşti.

yan
subsidiary
yan
auxiliary
yan
(Biyokimya) para

This paragraph is well written, but there is a mistake in the last sentence. - Bu paragraf iyi yazılmış ama son cümlede bir yanlışlık var.

yan
(Biyokimya) neighbouring
yan
direction

The forest fire began to spread in all directions. - Orman yangını tüm yönlerde yayılmaya başladı.

The birds flew away in all directions. - Kuşlar dört bir yana uçuştu.

yan
{f} glowing
yan
cockeyed
yan
laterality
yan
sideways

Tom looked sideways at Mary. - Tom yanlamasına Mary'ye baktı.

Mary tilted her head sideways. - Mary başını yana yatırdı.

yan
skew
yan
part

What is the hard part of learning Japanese? - Japonca öğrenmenin zor yanı nedir?

I suggest we go over to Tom's and help him get ready for the party. - Tom'un yanına gitmemizi ve ona partiye hazırlanması için yardım etmemizi öneriyorum.

yan
flank
yan
awry
yan
{f} glow
yan
wall

I was robbed of my wallet by the man sitting next to me. - Yanımda oturan adam tarafından cüzdanım soyuldu.

Some pickpocket stole my wallet on the train. - Bir yankesici trende cüzdanımı çaldı.

yan
by side

We walked along side by side. - Biz yan yana yürüdük.

The old couple sat side by side. - Yaşlı çift yan yana oturuyordu.

yan
burned

The fire burned up brightly. - Ateş parlak bir şekilde yandı.

He was burned to death in the fire. - Yangında yanarak öldü.

yan
(Biyokimya) neighbour

Last night there was a big fire in the neighbourhood. - Dün gece mahallede büyük bir yangın vardı.

I'll leave a key with my next-door neighbour in case you get here before I do. - Buraya gelmeden önce buraya gelme ihtimaline karşı, yanımdaki kapı komşuma bir anahtar bırakacağım.

dört yanına bakmak/ yana bakınmak
to look all around
ettiği yanına kalmak
(kâr) to get away with it
iti an, taşı eline al/değneği yanına koy
(Atasözü) If you're going to deal with an aggressive person, you ought to be ready for a fight
kaleyi şahın yanına koymak
castle
notanın yanına eklenen ufak nota
appoggiatura
parkeden aracın yanına parketmiş
double parked
parkeden bir aracın yanına parketmek
double-park
yan
{s} parietal
yan
sidelong
yan
part (of one's body): Her yanım ağrıyor. I ache all over
yan
secondary
yan
by
yan
bye
yan
aspect, side (of a matter)
yan
sideward
yan
ancillary
yan
asquint
yan
with; alongside, alongside of: Yanına hiç para alma! Don't take any money with you! Yanımda çalışıyor. He works alongside me
yan
subordinate

The sentence has got too long again. Then just take out a few of the subordinate clauses. - Cümle tekrar uzun sürdü. O zaman birkaç yan cümleyi çokarın.

According to some experts the spoken language uses few subordinate clauses. - Bazı uzmanlara göre, konuşulan dil çok az sayıda yan cümleler kullanır.

yan
neighborhood, vicinity, diggings: O yanlarda oturuyor. He lives in that area
yan
astray
yan
flanking
yan
(a) side
yan
aslant
yan
rakish
yan
direction (line or course extending away from a given point)
yan
lateral, side, located at or towards a side
yan
in comparison with, alongside of: Hüsnü, Zühtü'nün yanında bir sıfırdır. Hüsnü's nothing compared to Zühtü
yeni doğan bebeğin annenin yanına koyulması
rooming in
Английский Язык - Английский Язык

Определение yanına в Английский Язык Английский Язык словарь

yan
one in common dialect (from Cumbrian sheep counting)
yan
one in common dialect
Турецкий язык - Турецкий язык

Определение yanına в Турецкий язык Турецкий язык словарь

YAN
(Osmanlı Dönemi) f. Hastanın sayıklaması
Yan
nezt
Yan
kenar
Yan
(Osmanlı Dönemi) HİZVE
yan
İkinci derece olan
yan
Yer
yan
Bedenin bir bölümü
yan
Birlikte, beraberinde olma
yan
Üst
yan
Bir şeyin ön, arka, alt ve üst dışında kalan bölümü: "Yolcuların girdiği iskele yanından kendini denize attı."- M. Ş. Esendal
yan
Ciltlenecek bir kitabın başına ve sonuna yerleştirilen beyaz ya da renkli kağıda verilen ad
yan
Tali
yan
Yön, sağ ve solun ortak adı, taraf
yan
Bir yana yönelerek
yan
Ön, arka, alt ve üst dışında kalan bölümü
yan
Yön, sağ ve solun ortak adı, taraf: "Yaşlı garson yanımıza geldi."- Y. K. Karaosmanoğlu
yan
Tali: "Siyasi partiler kadın kolu, gençlik kolu ve benzeri şekilde ayrıcalık yaratan yan kuruluşlar meydana getiremezler."- Anayasa
yan
Üstte, altta, arkada veya önde olmayan
yan
Birlikte, beraberinde olma: "Bir ara acıkıp yanlarında getirdikleri ekmek peyniri yediler."- N. Cumalı
yan
Bir denklemde "=" işaretiyle ayrılmış olan iki anlatımdan her biri
yan
Savaş düzenindeki ordunun iki kanadından her biri
yan
Hastanın sayıklaması
yan
İstekleri karşıt olan iki kişiden veya topluluktan biri
yan
Bedenin bir bölümü. Üstte, altta, arkada veya önde olmayan
yanına
Избранное