oyunculuk

listen to the pronunciation of oyunculuk
Турецкий язык - Английский Язык
show biz
show business
playful
fun
acting

The acting in that movie was very good. - O filmdeki oyunculuk çok iyiydi.

Jane has been acting in movies since she was eleven. - Jane on bir yaşından beri filmlerde oyunculuk yapıyor.

trickery, deceitfulness
playfulness, frolicsomeness
being a player (of a game)
histrionics
playfulness
acting, being an actor or actress
biz
oyun
{i} game

If the metal plate terminal of the game cassette is dirty it may be difficult for the game to start when the cassette is inserted into the game console. - Eğer oyun kasetinin metal plaka terminali pis ise oyun konsoluna kaset yerleştirildiğinde oyunun başlaması zor olabilir.

Although Go is probably the most popular Japanese game in my country, at most only a few university students know it. - Go büyük ihtimalle benim ülkemdeki en popüler Japon oyunu olsa da o bile bazı üniversite öğrencileri dışında pek bilinmiyor.

oyun
play

Daddy, may I go out and play? - Baba, dışarıya çıkıp oyun oynayabilir miyim?

Resident Evil 4 is one of the best games I have ever played. - Resident Evil 4 şu ana kadar oynadığım en iyi oyunlardan biridir.

oyunculuk yapmak
Fun to do
oyun
performance

Would you like to see a live performance of a play with me Saturday? - Cumartesi günü benimle bir oyunun canlı performansını görmek ister misin?

The game's outcome hangs on his performance. - Oyunun sonucu onun performansına bağlı.

oyun
{i} act

Her acting is on the level of a professional. - Onun oyunculuğu profesyonel düzeydedir.

Not everyone thought she was a great actress. - Herkes onun büyük bir oyuncu olduğunu düşünmüyordu.

oyun
{i} playing

I am playing a browser game. - Bilgisayar oyunu oynuyorum.

Just then, the workers in the park brought over some small playing cards. - Tam o sırada parktaki işçiler bazı küçük oyun kartları getirdiler.

oyun
canard
oyun
{i} hoax

I believe it's all a hoax. - Bunun hepsinin bir oyun olduğuna inanıyorum.

oyun
stage play
oyun
trick

Jack played a dirty trick on me. - Jack bana kirli bir oyun oynadı.

She would often play tricks on me. - Sık sık bana oyunlar oynardı.

oyun
acting

Tom got an acting job in Hollywood. - Tom Hollywood'ta bir oyunculuk işi aldı.

Jane has been acting in movies since she was eleven. - Jane on bir yaşından beri filmlerde oyunculuk yapıyor.

oyun
jeu (fr)
oyun
piece

Climbing that mountain was a piece of cake. - O dağa tırmanmak çok oyuncağıydı.

oyun
representment
oyun
wiles
oyun
pretense
oyun
sham
oyun
dalliances
oyun
intrigue
oyun
presentation
oyun
sell

The toy seller was very friendly. - Oyuncak satıcısı çok samimiydi.

That toy is selling like hot cakes. - O oyuncak çok satılıyor.

oyun
prank

Stop playing pranks on me! - Bana oyun oynamayı kes!

oyun
ruse
oyun
artifice
oyun
spectacle
oyun
representation
oyun
dodge
oyun
show

I'll show you how this game is played. - Bu oyunun nasıl oynandığını sana göstereceğim.

He showed me the manuscript of his new play. - O, yeni oyununun el yazmasını bana gösterdi.

Oyun
gameplay
oyun
diversion
oyun
gamers
oyun
playgrounds
OYUN
(Askeri) gaming
oyun
stratagem
oyun
cheat
oyun
{i} presentment
oyun
{i} sport
oyun
dalliance
oyun
flimflam
oyun
practice

Tom hurt his left knee during practice, so John had to play the game in his place. - Tom uygulama sırasında sol dizini incitti, bu yüzden John oyunu yerinde oynamak zorunda kaldı.

oyun
gambol
oyun
ludo
oyun
{i} frolic
oyun
gouge
oyun
device
oyun
wheeze
oyun
dance, folk dance
oyun
play, theatrical presentation
oyun
dance

He knows many folk dances. - O birçok halk oyunu biliyor.

oyun
trick, ruse
oyun
game; play, performance; drama; dance; trick, ruse, game, hoax, prank
oyun
wrestling a movement designed to throw one's opponent off guard
oyun
gull
oyun
stratsgem
oyun
pelota
oyun
rounders
oyun
chouse
oyun
double

I enjoy playing doubles with Tom. - Tom'la teniste çiftli oyun oynamaktan hoşlanıyorum.

yardımcı oyunculuk yapmak
understudy
Турецкий язык - Турецкий язык
Sahne sanatçılığı: "Oyunculuk ki, o devirde toplum dışı bir parya işi sayılmaktadır."- H. Taner
Oyun oynama işi
Düzencilik, hilecilik
Sahne sanatçılığı
Oyun
(Osmanlı Dönemi) ŞEMA'
Oyun
(Osmanlı Dönemi) DEYDENUN
Oyun
lub
Oyun
(Osmanlı Dönemi) LAG
Oyun
baziçe
Oyun
(Osmanlı Dönemi) DÜABE
oyun
Müzik eşliğinde yapılan hareketlerin bütünü: "Büyük annem yeni dansları eski kabakçı Arapların oyunu kadar bile güzel bulmuyor."- H. E. Adıvar
oyun
Oğuz Atay'ın yarattığı, yazınsal karakterlerin genel davranış biçimi
oyun
Müzik eşliğinde yapılan hareketlerin bütünü
oyun
Şaşkınlık uyandırıcı hüner
oyun
Teniste taraflardan birinin dört sayı kazanmasıyla elde edilen sonuç
oyun
Kumar: "Bazıları oyun başından kalkar kalkmaz her şeyi unuturlar."- P. Safa. Şaşkınlık uyandırıcı hüner
oyun
Vakit geçirmeye yarayan, belli kuralları olan eğlence
oyun
Eski Türkler'de şaman, baksı, kam, ozan gibi adlar verilen büyücü-şairler için kullanılan bir başka sözcük
oyun
Hile, düzen, desise, entrika: "Atatürk hiçbir zaman onların oyununa kanmış değildir."- H. Taner
oyun
Güreşte rakibini yenmek için yapılan türlü biçimlerde şaşırtıcı hareket
oyun
Sahne veya mikrofonda oynamak için hazırlanmış eser, temsil, piyes
oyun
Tiyatro veya sinemada sanatçının rolünü yorumlama biçimi
oyun
Hile, düzen, desise, entrika
oyun
Taraflardan birinin dört sayı kazanmasıyla elde edilen sonuç
oyun
Kumar
oyun
Hasmını yenmek için yapılan türlü biçimlerde şaşırtıcı hareket
oyun
Bedence ve kafaca yetenekleri geliştirmek amacıyla yapılan, çevikliğe dayanan her türlü yarışma
oyunculuk
Избранное