devam

listen to the pronunciation of devam
Турецкий язык - Английский Язык
continuation

Space research is necessary for the propagation and continuation of the human species. - Uzay araştırması insan türünün yayılması ve devamı için gereklidir.

War is the continuation of politics by other means. - Savaş, diğer yollarla siyasetin devamıdır.

attendance

Regular attendance is required in that class. - O sınıfta düzenli devam gereklidir.

continuation, continuance, continuity, duration; attendance; Go on! Keep on! Keep going!
duration
prosecution
assiduous
(Bilgisayar) continue

None of the computers can continue to run with a burnt card. - Hiçbir bilgisayar yanmış bir kartla çalışmaya devam edemez.

Mathematics is the part of science you could continue to do if you woke up tomorrow and discovered the universe was gone. - Matematik, yarın kalkarsan ve evrenin gittiğini keşfedersen yapmaya devam edebileceğin, bilimin bir parçasıdır.

maintenance
standing

It was all I could do to keep standing. - Yapabildiğim bütün şey ayakta durmaya devam etmekti.

The boy kept standing for a while. - Çocuk bir süre durmaya devam etti.

elongate
(Bilgisayar) more

Tom kept getting more and more confused. - Tom'un gittikçe daha çok kafası karışmaya devam etti.

It's useless to keep on thinking any more. - Artık düşünmeye devam etmek işe yaramaz.

dom
follow-through
go on! keep on!
(Bilgisayar) resume

We'll resume the meeting after tea. - Toplantıya çaydan sonra devam ederiz.

He resumed his work after a short break. - Kısa bir moladan sonra işine kaldığı yerden devam etti.

permanency
steadiness
endurance

A man may die, nations may rise and fall, but an idea lives on. Ideas have endurance without death. - Bir insan ölebilir, uluslar yükselip düşebilir, ancak bir düşünce yaşamaya devam eder. Düşünceler ölümsüz sürekliliğe sahiptir.

continued existance
Go on!

My father would not permit me to go on to college. - Babam üniversiteye devam etmeme izin vermezdi.

Please go on with your story. - Lütfen hikayene devam et.

perpetuation
progression
sequel
pursuance
1.continuation
permanence
follow through
attendance, attending. D
go
elongation
run

Tom just kept running. - Tom koşmaya devam etti.

None of the computers can continue to run with a burnt card. - Bilgisayarların hiçbiri yanmış bir kartla çalışmaya devam edemez.

continuance
carried

But we carried on without him. - Ama onsuz devam ettik.

She carried on talking in spite of the loud noise. - Yüksek gürültüye rağmen konuşmaya devam etti.

underway

Search operations are still underway. - Arama operasyonları hala devam ediyor.

continue on
persists
perpetuity
durability
stending
permanent
devam ettirmek
continue
devam etmek
go on

You're right. I have to go on living. - Haklısın. Yaşamaya devam etmek zorundayım.

In this world, it's difficult to go on behaving like a human being. - Bu dünyada insan gibi davranmaya devam etmek zordur.

devam etmemek
discontinue
devam etmek
proceed

The scientist insisted on proceeding with the research. - Bilimci araştırmaya devam etmekte ısrar etti.

Are you ready to proceed? - Devam etmek için hazır mısın?

devam ettirmek
maintain
devam ettirmek
sustain
devam etmek
hold
devam etmek
continue

Not only has eating with your fingers continued throughout the centuries, but some scholars believe that it may become popular again. - Parmaklarınızla yemek yemek sadece yüzyıllar boyu devam etmekle kalmadı, aynı zamanda bazı alimler onun tekrar popüler olabileceğine inanıyorlar.

We have no options but to continue. - Devam etmekten başka seçeneğimiz yok.

devam etmek
last
devam etmek
abide
devam ettirmek
keep up
devam etmek
keep on

I have to keep on working. - Ben çalışmaya devam etmek zorundayım.

We have to keep on running. - Koşmaya devam etmek zorundayım.

devam etmek
endure
devam et
go on

Please go on with your story. - Lütfen hikayene devam et.

You have to go on without me. - Bensiz devam etmelisin.

devam etmek
keep up

It's hard to keep up with Tom. - Tom'la devam etmek zor.

devam etmek
attend
devam ettirmek
retain
devam etmek
take up
devam eden
run on
devam eden
continuous
devam eden
(Hukuk) ongoing

United States shale gas production is one of the worst ongoing ecological disasters. - Amerika Birleşik Devletleri'nin kaya gazı üretimi, devam eden en kötü ekolojik felaketlerden biridir.

It's an ongoing process. - Bu devam eden bir süreç.

devam ediyor
(Bilgisayar) continuing

Lake Chad is continuing to shrink. - Çad gölü küçülmeye devam ediyor.

The investigation is continuing. - Soruşturma devam ediyor.

devam et
go ahead!

You should go ahead and do it, just like you said you would. - Devam etmelisin ve onu yapmalısın, tam yapacağını söylediğin gibi.

Go ahead and unwrap your gift. - Devam et ve hediye paketini aç.

devam etmek
carry on with
devam ettirmek
prolong
devam eden
on-going
devam eden
continually
devam eden projeler
(Askeri) on-going projects
devam eden süreçte
during the
devam eden validasyon
(Tıp) ongoing validation
devam eder
(Bilgisayar) continued
devam ederek
ongoing
devam ederek
continuing
devam ederek
attending
devam edilemiyor
(Bilgisayar) cannot continue
devam ediliyor
(Bilgisayar) continuing
devam edin
(Havacılık) go ahead
devam ediyor
(Bilgisayar) continued

The footprints continued down to the river. - Ayak izleri nehire kadar devam ediyordu.

devam ediyor
(Bilgisayar) resuming
devam et
(Bilgisayar) continue anyway
devam et
right on

Tom just kept right on talking. - Tom hemen konuşmaya devam etti.

devam et
(Bilgisayar) resume

When the excitement died down, the discussion resumed. - Heyecan azalınca,tartışma devam etti.

Tom resumed speaking. - Tom konuşmaya devam etti.

devam et
(Bilgisayar) continue

Tom continued to study French for another three years. - Tom üç yıl daha Fransızca çalışmaya devam etti.

The Cold War continued. - Soğuk Savaş devam etti.

devam etme
persisting
devam etme
attending

Poverty prevented him from attending school. - Yoksulluk onun okula devam etmesini engelledi.

I really liked attending to that school. Every day, Gustavo would bring the guitar for us to play and sing during the break. - Gerçekten o okula devam etmeyi sevdim. Gustavo bize mola sırasında oynamak ve şarkı söylemek için her gün gitar getirirdi.

devam etmek
keep it up
devam etmek
(Havacılık) continue to

We have to continue to do our jobs. - İşimizi yapmaya devam etmek zorundayız.

I want to continue to help women. - Kadınlara yardım etmeye devam etmek istiyorum.

devam etmek
hold out
devam etmek
exposed
devam etmek
duro
devam etmek
dure
devam etmek
go ahead with something
devam etmek
go off
devam etmek
stand

It was all I could do to keep standing. - Yapabildiğim bütün şey ayakta durmaya devam etmekti.

devam etmek
(Bilgisayar) resume
devam etmek
persevere
devam etmek
attend regularly
devam etmek
hold on
devam etmek
press on
devam etmek
get on with

Tom wanted to get on with his life. - Tom hayatına devam etmek istiyordu.

I want to get on with my life. - Hayatıma devam etmek istiyorum.

devam etmek
be in progress
devam etmek
soldier on
devam etmek kalmak
persist
devam etmekte
in course of
devam etmeme
(Ticaret) discontinuation
devam etmeyen
discontinuous
devam etmiş
endured
devam ettiren
continuing
devam ettirme
prolongation
devam ettirmek
keep going
devam maması
(Gıda) follow-on formula
devam sihirbazı
(Bilgisayar) resume wizard
devam süresi
duration
devam ettirilen
(Muzik) sustained
devam etmek
Last, endure
devam etmek
Persevere, persist
devam etmek
Continue, keep on, go on, keep going, carry on
devam etmek
Attend (regularly)
devam edecek
to be continued
devam eden
continued
devam eden
continuing
devam eden aktiviteler
on-going activities
devam eden bir toplantı var
there is a meeting in progress
devam eden devlet
(Hukuk) continuing state
devam eden hesap
(Ticaret) continuing account
devam eden işler
(Ticaret) on-going-jobs
devam eden madde
run on
devam eden müzakereler
(Hukuk) negotiations underway
devam eden reformlar
(Hukuk) (süregelen) ongoing reforms
devam eden sözcük
run on
devam eden yağlama
lubrication in progress
devam ederlik
ongoingness
devam edip giden
under way on
devam et
keep going

We gave the first step, now we just have to keep going. - Biz ilk adımı attık, şimdi sadece devam etmek zorundayız.

We have to keep going. - Gitmeye devam etmek zorundayız.

devam et
keep it up

You are doing very well. Keep it up. - Çok iyi yapıyorsun. Devam et.

devam etme
progress

The work is now in progress. - İş şimdi devam etmektedir.

devam etme
continuance
devam etme
continuation
devam etmek
pursue
devam etmek
carry over
devam etmek
go ahead!
devam etmek
keep going

We've just got to keep going. - Biz sadece gitmeye devam etmek zorundayız.

You have to keep going. - Devam etmek zorundasın.

devam etmek
follow on
devam etmek
go ahead with smth
devam etmek
keep at
devam etmek
draw
devam etmek
(Hukuk) persist, proceed
devam etmek
prosecute
devam etmek
a) to continue, to keep on, to go on, to keep going, to carry on b) to last, to endure c) to persevere, to persist d) to attend (regularly)
devam etmek
carry forward
devam etmek
hang over
devam etmek
1. to last, go on. 2. to continue, keep on; to carry on (with). 3. to attend
devam etmek
persist
devam etmek
go along
devam etmek
pass on
devam etmek
progress

The work is now in progress. - İş şimdi devam etmektedir.

devam etmek
get along
devam etmekte
in progress

The work is now in progress. - İş şimdi devam etmektedir.

devam etmekte olan
on
devam etmemek
stop
devam etmemek
(Hukuk) cease
devam etmemek
cut
devam etmeyiş
impermanency
devam etmeyiş
impermanence
devam ettirmek
keep smth. going
devam ettirmek
extend
devam ettirmek
to continue, to maintain, to keep up, to sustain, to perpetuate
devam ettirmek
wage
devam ettirmek
carry on
devam ettirmek
keep

It's difficult to keep traditions in different contexts. - Gelenekleri farklı bağlamlarda devam ettirmek zordur.

I'll do whatever it takes to keep my children in school. - Çocuklarımı okula devam ettirmek için ne gerekiyorsa yapacağım.

devam ettirmek
uphold
devam işareti
go ahead!
devam kampanyası
follow up advertising
devam kampanyası
following on advertisement
devam klozu
(Ticaret) duration clause
devam kontrolü
attendance check
devam mecburiyeti
compulsory attendance
devam süresi
run
epeydir devam eden
long-standing
kaldığı yerden devam etmek
resume
devam et
{f} go ahead

If you've got something to say, go ahead and say it. - Söyleyecek bir şeyin varsa devam et ve söyle.

By all means. Go ahead. - Kesinlikle. Devam et.

devam etmek
get back to work
devam et
{f} continued

Black Americans continued to suffer from racism. - Siyah Amerikalılar, ırkçılıktan dolayı acı çekmeye devam ettiler.

Tom continued to study French for another three years. - Tom üç yıl daha Fransızca çalışmaya devam etti.

devam et
kept on

He kept on working all the while. - O,her zaman çalışmaya devam etti.

He deliberately kept on provoking a confrontation. - O, kasıtlı olarak bir çatışmayı provoke etmeye devam etti.

devam et
{f} continuing

Tom paused for a moment before continuing with the story. - Hikayeye devam etmeden önce Tom bir an durdu.

Poverty prevented him from continuing his studies. - Fakirlik onun çalışmalarına devam etmesini engelledi.

devam et
{f} attending

Poverty prevented him from attending school. - Yoksulluk onun okula devam etmesini engelledi.

I really liked attending to that school. Every day, Gustavo would bring the guitar for us to play and sing during the break. - Gerçekten o okula devam etmeyi sevdim. Gustavo bize mola sırasında oynamak ve şarkı söylemek için her gün gitar getirirdi.

devam et
soldier on
devam et
kept going
devam et
{f} ongoing
devam et
keep on

We've got to keep on struggling. - Mücadelemizi sürdürmeye devam etmek zorundayız.

Keep on working while I'm away. - Ben uzaktayken çalışmaya devam et.

devam etme
attendance
devam etmek
keep the ball rolling
devam etmek
push along
devam etmek
carry on

We have no choice but to carry on. - Devam etmekten başka seçeneğimiz yok.

devam etmek
run on
devam ettirmek
preserve
devam ettirmek
perpetuate
araştırmalar devam etmektedir
searches are ongoing
devam eden
contınued
devam eden
cont'd
devam ediyor
is going on
devam et
get on with it
devam etmek
to resume
devam etmek
to cont
devam etmek
to continued
devam etmek
get on with sth
ara vermeden devam etmek
follow on
arabayı parkedip yola trenle devam etme
park and ride system
bizi izlemeye devam edin
stay tuned

Stay tuned for a new episode. - Yeni bir bölüm için bizi izlemeye devam edin.

Stay tuned. We'll be right back. - Bizi izlemeye devam edin. Hemen döneceğiz.

bizi izlemeye devam edin
stick around
bizi izlemeye devam edin
just keep watching us
bizi izlemeye devam edin
stay with us
borsa sonrası sokakta devam eden işlemler
curb market
daha sonra devam et
(Bilgisayar) continue later
devam eden
continueing
devam eden
stending
devam eden
lasting
devam eden
runon
devam eden
outright
devam et
soldieron
Турецкий язык - Турецкий язык
(Osmanlı Dönemi) Bir işe veya bir memuriyete gidip gelme
(Osmanlı Dönemi) Bir halde bulunma, sürekli olma, daimîlik
(Osmanlı Dönemi) Sebat
Bir yere belli bir amaçla, gereken zamanlarda gitme
"Kesme, sürdür" anlamında kullanılır
Ek, parça
Sürme, sürüp gitme, kesilmeme, bitmeme
Ek, parça. "Kesme, sürdür" anlamında kullanılan bir söz
Devam etmek
sürümek
Devam etmek
(Osmanlı Dönemi) MUZABERE
Devam etmek
(Osmanlı Dönemi) MÜVAKEZA
devam
Избранное