ayrı

listen to the pronunciation of ayrı
Турецкий язык - Английский Язык
apart

He lives apart from his family. - O, ailesinden ayrı yaşıyor.

I like to take things apart to see what makes them tick. - Nasıl çalıştığını anlamak için ayrı şeyler almayı isterim.

separate

We'd like separate checks. - Biz ayrı hesaplar istiyoruz.

They each paid separately. - Onların her biri ayrı ayrı ödedi.

distinct

That's a distinct possibility. - Bu ayrı bir olasılık.

He advocated abolishing class distinctions. - O, sınıf ayrımlarının ortadan kaldırılmasını savundu.

divergent
separate, apart; different, dissimilar, distinct
aside

Don't put aside such an important detail. - Bu kadar önemli bir ayrıntıyı kenara koyma.

Don't put aside such an important detail. - Böyle önemli bir ayrıntıyı kenara koymayın.

distanced
unconnected
aloof; detachedly
especial
isolated

No nation can exist completely isolated from others. - Hiçbir ulus diğerlerinden tamamen ayrılmış olamaz.

exceptional
another

The buses left one after another. - Otobüsler art arda ayrıldı.

The buses left one after another. - Otobüsler peş peşe ayrıldılar.

discontinuous
different, distinct
segregate

The magicians were segregated from the prison population and shot promptly at dawn. - Sihirbazlar hapishane nüfusundan ayrıldı ve şafak vaktinde vuruldu.

The buses in Montgomery were segregated. - Montgomery'de otobüslerin içinde ırk ayrımcılığı vardı.

discrete
dissimilar
divided

African elephants are divided into two different species: savannah and forest elephants. - Afrika filleri savana ve orman filleri olmak üzere iki farklı türe ayrılır.

This book is divided into four parts. - Bu kitap dört bölüme ayrılmıştır.

hetero
separate, apart
separately ayri
differential
disjunct
extra

The service charge is extra. - Ayrı bir servis ücreti tahsil edilecektir.

It's a way to make a little extra on the side. - Ayrıca bu biraz ekstra yapmak için bir yoldur.

detached

You have to remain detached. - Ayrı kalmak zorundasın.

asunder

The cabin was torn asunder by the storm. - Kabin fırtına tarafından parçalara ayrıldı.

torn

The cabin was torn asunder by the storm. - Kabin fırtına tarafından parçalara ayrıldı.

Sami was torn to shreds by a cougar. - Sami bir puma tarafından parçalara ayrıldı.

different

Our teacher also said that her wedding wouldn't be the same as other people's; we asked how it would be different, but she didn't say. - Öğretmenimiz ayrıca düğününün diğer insanlarınki ile aynı olmayacağını söyledi;biz nasıl farklı olacağını sorduk fakat o söylemedi.

Tom and Mary left through different doors. - Tom ve Mary farklı kapılardan ayrıldı.

singular
dividual
sepa
seperate
separate from

I keep this bottle separate from all the others. - Bu şişeyi tüm diğerlerinden ayrı tutuyorum.

She finally decided to separate from her husband. - O sonunda kocasından ayrılmaya karar verdi.

segregated

The buses in Montgomery were segregated. - Montgomery'de otobüslerin içinde ırk ayrımcılığı vardı.

Sami attended a segregated school. - Sami ayrılmış bir okula gitti.

detachedly
removed
dis

He's opposed to racial discrimination. - Irksal ayrımcılığa karşı çıktı.

Can't we just agree to disagree? - Fikir ayrılığında uzlaşamaz mıyız?

various

Diplomats are allowed various privileges. - Diplomatlara çeşitli ayrıcalıklar tanınır.

Besides, we will lose too much time to talk about the various topics. - Ayrıca çeşitli konular hakkında konuşmakla çok fazla zaman kaybedeceğiz.

sporadic
aloof
excepted
single

She left without saying even a single word. - Tek bir kelime bile etmeden ayrıldı.

Don't leave out a single detail. - Bir tek ayrıntıyı unutmayın.

ayrı ayrı
separately

They paid separately. - Onlar ayrı ayrı ödediler.

Tom and Mary arrived separately. - Tom ve Mary ayrı ayrı geldi.

ayrı yaşamak
separate
ayrı cinsten
heterogeneous
ayrı ayrı
severally
ayrı tutmak
sequester
ayrı ayrı
Separately, one by one, severally, respectively, asunder
ayrı düşmek
far apart
ayrı olmak
seperated
ayrı suç işleme kastı
separate criminal intent
ayrı tutulma
be kept separate
ayrı ayrı
one by one
ayrı ayrı
1. separate, distinct. 2. individual, separate. 3. one by one, separately
ayrı ayrı
separately, singly, one by one
ayrı ayrı
asunder
ayrı ayrı
respectively
ayrı ayrı
(Hukuk) respective
ayrı baskı
offprint
ayrı baş çekmek
to go one's own way
ayrı bir yere
apart
ayrı bir önem
a particular importance
ayrı bir önem vermek
place a particular importance
ayrı bölge
(Dilbilim) isolated area
ayrı durma
isolation
ayrı durmak
stand aloof
ayrı durmak
stand apart
ayrı düşmek
to be separated from each other
ayrı düşmek
draw apart
ayrı girişi olan
walk in
ayrı kalmak
stand aloof
ayrı kalmak
stand apart
ayrı kalmış
out on a limb
ayrı koymak
set off
ayrı olarak
separately

Pay together or separately? - Birlikte mi yoksa ayrı olarak mı ödenecek?

Could you wrap this separately, please? - Bunu ayrı olarak sarar mısınız, lütfen?

ayrı olarak
individually
ayrı olarak
apart

I think we should spend some time apart from each other. - Birbirimizden ayrı olarak biraz zaman geçirmemiz gerektiğini düşünüyorum.

Sami spent more and more time apart from his wife. - Sami karısından ayrı olarak, gittikçe daha fazla zaman geçirdi.

ayrı olarak düşünmek
dissociate
ayrı olma
separation
ayrı olmak
hive off
ayrı paketleyin lütfen
Wrap them separately please
ayrı seçi olmak
to withdraw one's property, cease to share things
ayrı seçi yapmak
to differentiate
ayrı seçi yapmak
to be discriminatory
ayrı telden çalmak
talk at cross purposes
ayrı tutma
(Hukuk) exemption
ayrı tutma
sequestration
ayrı tutmak
discriminate
ayrı tutmak
set apart
ayrı tutmak
insulate
ayrı tutmak
set off
ayrı tutmak
take aside
ayrı tutmak
to make a distinction (between), discriminate (between)
ayrı tutmak
individualize
ayrı tutmak
segregate
ayrı tutmak
make a distinction
ayrı tutmak
isolate
ayrı tutmak
to segregate, to make a distinction
ayrı yaşamak
to separate
ayrı yıkayın
Wash separately
ayrı ödüyoruz
We are paying separately
her biri ayrı olarak
respectively
ayrı ayrı
synthesis
ayrı ayrı
singly
ayrı olarak
shoplifting
ayrı olarak
independently
birbirinden ayrı olarak
astride
tedricen ayrı düşmek
drift apart
ayrı ayrı
loose
ayrı ayrı
several
ayrı ayrı
in separately
ayrı ayrı
separately for
ayrı ayrı
seperately
ana bir, baba ayrı
born of the same mother but of different fathers
annesi bir babası ayrı kardeş
uterine sister
annesi bir babası ayrı kardeş
uterine brother
annesi bir babası ayrı olan
uterine
ayrı ayrı
individually
bilinenden ayrı bambaşka bir hayat sürmek
lead a double life
binadan ayrı tuvalet
outhouse
birbirinden ayrı
asunder
din kurumlarından ayrı olma
secularity
eyaletlerin ayrı yönetildiği sistem
communalism
iki ayrı ve bağımsız ilkenin kabullenilmesi
dualism
karısından ayrı erkek
grass widower
kocasından ayrı yaşayan kadın
grass widow
otelde oda ve yemekleri ayrı ayrı ödeme sistemi
European plan
topluma ters düşerek ayrı duran kimse
dropout
üreme organları ayrı canlılara ait
dioecious
ayrı
Избранное