karanlıkta

listen to the pronunciation of karanlıkta
Türkçe - İngilizce
in the dark

I am frightened of walking in the darkness. - Karanlıkta yürümekten korkuyorum.

Small children are afraid of being left alone in the dark. - Küçük çocuklar karanlıkta yalnız bırakılmaktan korkuyorlar.

in the dark, in the darkness
by night
in the drak
darkling
in dark
karanlık
darkness

A form appeared in the darkness. - Karanlıkta bir şekil belirdi.

The twilight merged into darkness. - Alacakaranlık karanlıkla birleşti.

karanlık
{i} dark

Bats usually fly in the dark. - Yarasalar genelde karanlıkta uçar.

He is terrified of the dark. - O karanlıktan çok korkar.

karanlıkta görebilen
cat eyed
karanlıkta görme
night vision
karanlıkta göz kırpmak
to try to explain something using incomprehensible signals or language
karanlıkta kalacak şekilde
darkly
karanlıkta kalmış
benighted
karanlıkta olan
darkling
karanlık
{s} funny
karanlık
gloomy

The gloomy house was like a ghost. - Karanlık ev bir hayalet gibiydi.

The sky is gloomy and gray - a typical rainy-season sky. - Gökyüzü karanlık ve gri - Tipik bir yağışlı mevsim havası.

karanlık
(Aydınlatma) dim

We saw a dim light in the darkness. - Karanlıkta loş bir ışık gördük.

karanlık
{i} night

It was a dark and stormy night. - Karanlık ve fırtınalı bir geceydi.

As he sits in the dark, typing away at his computer, he hears the sound of morning birds chirping away and realizes he has been up all night - but the insomniac still refuses to sleep. - O karanlıkta otururken bilgisayarında yazı yazıyor, cıvıl cıvıl öten sabah kuşlarının sesini duyuyor ve bütün gece uyumadığını fark ediyor- fakat uykusuzluk hastası hâlâ uyumayı reddediyor.

karanlık
dingy
karanlık
fishy
karanlık
shadowy

The boundaries which divide Life from Death are at best shadowy and vague. Who shall say where the one ends, and where the other begins? - Hayatı ölümden ayıran sınırlar azami karanlık ve belirsizdir. Birinin nerede biteceğini ve diğerinin nerede başlayacağını kim söyleyecek?

karanlık
funerary
karanlık
obscure
karanlık
sombreness
karanlık
sombre
karanlık
tenebrious
karanlık
shade
karanlık
obscureness
karanlık
murkiness
karanlık
gloom

The sky is gloomy and gray - a typical rainy-season sky. - Gökyüzü karanlık ve gri - Tipik bir yağışlı mevsim havası.

The gloomy house was like a ghost. - Karanlık ev bir hayalet gibiydi.

karanlık
mistiness
karanlık
sullen
karanlık
obscurity
karanlık
equivocal
karanlık
deepness
Karanlık
tamus
karanlık
foggy
alaca karanlıkta çıkan
crepuscular
karanlık
doubtful
karanlık
stygian
karanlık
{s} somber
karanlık
{s} tenebrous
karanlık
{i} somberness
karanlık
{i} inkiness
karanlık
dreamy
karanlık
{s} shady
karanlık
{s} dusky
karanlık
funny peculiar
karanlık
{i} deep

It was a deep darkness. - Bu derin bir karanlıktı.

karanlık
{i} shadow

The boundaries which divide Life from Death are at best shadowy and vague. Who shall say where the one ends, and where the other begins? - Hayatı ölümden ayıran sınırlar azami karanlık ve belirsizdir. Birinin nerede biteceğini ve diğerinin nerede başlayacağını kim söyleyecek?

A dark shadow passed behind Tom. - Tom'un arkasından karanlık bir gölge geçti.

karanlık
{s} clouded
karanlık
{i} gloominess
karanlık
{s} unlit
karanlık
obscure, unclarified
karanlık
caliginous
karanlık
murky

Police searched the murky lake. - Polisler karanlık gölü aradı.

karanlık
dun
karanlık
the dark, darkness; dark place
karanlık
{i} obscuration
karanlık
dark, without light
karanlık
dark, gloomy; obscure, murky, dreamy; the dark, darkness, gloom
karanlık
darkling
karanlık
blackout
karanlık
{s} underexposed
karanlık
fuscous
karanlık
{i} murk

Police searched the murky lake. - Polisler karanlık gölü aradı.

karanlık
bad, wicked
karanlık
pitchy
karanlık
dangerous

I've heard that it's dangerous to be walking alone on Park Street after dark. - Karanlıktan sonra Park Caddesi'nde yalnız yürümenin tehlikeli olduğunu duydum.

Türkçe - Türkçe

karanlıkta teriminin Türkçe Türkçe sözlükte anlamı

Karanlık
(Osmanlı Dönemi) TAFE
Karanlık
(Osmanlı Dönemi) FEHME
Karanlık
(Osmanlı Dönemi) İMLAS
Karanlık
(Osmanlı Dönemi) AMUS
Karanlık
(Osmanlı Dönemi) MÜDLEHİMM
Karanlık
zifir
Karanlık
(Osmanlı Dönemi) AGTAŞ
Karanlık
zulmet
Karanlık
(Osmanlı Dönemi) DAMİC
Karanlık
(Osmanlı Dönemi) SEHAB
Karanlık
akise
Karanlık
(Osmanlı Dönemi) UDMUS
Karanlık
(Osmanlı Dönemi) TAHATIH
Karanlık
ariki
Karanlık
muzlim
Karanlık
taran
Karanlık
(Osmanlı Dönemi) DELES
karanlık
Yasalara, töreye uygun olmayan; karışık
karanlık
Işık olmama durumu
karanlık
Gereğince anlaşılıp bilinemeyen, ne olacağı, sonu belli olmayan (durum)
karanlık
Gereğince anlaşılıp bilinemeyen, ne olacağı, sonu belli olmayan (durum): "Bu kadar karışık ve karanlık bir mevzuda neye istinaden, hangi ... teşhis konulabilir?"- A. Ş. Hisar
karanlık
Işık olmama durumu: "Biz, karanlığın içinde ilerliyoruz."- H. Taner. Üzüntü, sıkıntı, perişanlık: "Demiştim ya; bütün memleketi bir yas karanlığı kaplamıştı."- Y. K. Karaosmanoğlu
karanlık
Yasalara, töreye uygun olmayan: "Bu karanlık işlerin hesabını sorarlar."- M. Ş. Esendal
karanlık
Üzüntü, sıkıntı, perişanlık
karanlık
Işığı olmayan, bütünü veya bir parçası ışıktan yoksun olan
karanlık
Karışık
karanlıkta