Our wedding anniversary is coming soon.
- Evlilik yıl dönümümüz yakında geliyor.
She is coming from England.
- O İngiltere'den geliyor.
Both of his parents are coming to Tokyo.
- Onun ebeveynlerinin her ikisi Tokyo'ya geliyorlar.
Are you coming to the party?
- Partiye geliyor musun?
Tom is coming up behind us.
- Tom arkamızdan geliyor.
The exam is coming up next week.
- Sınav gelecek hafta geliyor.
I came to Japan from China.
- Çin'den Japonya'ya geldim.
No more than 50 people came.
- 50 kişiden fazla gelen olmadı.
Did you come by yourself today?
- Bugün tek başına mı geldin?
Can you come at nine?
- Dokuzda gelebilir misin?
This smell might come from the oven!
- Bu koku fırından gelebilir!
80% of all English words come from other languages.
- Tüm İngilizce sözcüklerin %80'i diğer dillerden gelmiştir.
She is coming from England.
- O İngiltere'den geliyor.
Her dad won't be coming, he is very busy.
- Babası gelmeyecek, o çok meşgul.
He came bearing a large bunch of flowers.
- O, büyük bir demet çiçek taşıyarak geldi.
There is not past, no future; everything flows in an eternal present.
- Geçmiş ve gelecek yok; her şey sonsuz bir şimdikilikte akıyor.
That sounds good, doesn't it?
- O kulağa hoş geliyor, değil mi?
It seems to me that he is honest.
- O bana dürüst gibi geliyor.
It seems to me that we should go now.
- Bana şimdi gitmemiz gerekiyor gibi geliyor.
Tom saçına jöle çaldı.
- Tom put gel in his hair.
O, saçına jöle sürer.
- Tom puts gel in his hair.
Pelte limonlu ve portakallı olarak yapılabilen içine taze meyve katıldığında ise tadına doyum olmayan tatlıdır.
Ben jelatin kullanmadan panna cotta yaparım.
- I make panna cotta without using gelatin.