engellenmek

listen to the pronunciation of engellenmek
Türkçe - İngilizce
eloq
be precluded
to be obstructed, be hindered, be impeded, be blocked
obstruct
engelle
obscure
engelle
{f} hinder

Heavy fog and rain hindered the search for the missing bushwalkers. - Ağır sis ve yağmur, doğa yürüyüşçülerini aramayı engelledi.

He hindered me in my work. - O, işimde beni engelledi.

engelle
impede

He has tried to impede an official investigation. - Resmi bir soruşturmayı engellemeye çalıştı.

Storms at sea impeded our progress. - Denizdeki fırtına ilerlememizi engelledi.

engelle
{f} deterred

Tom doesn't look deterred. - Tom engellenmiş görünmüyor.

engelle
prevent

Illness prevented me from going to school. - Hastalık okula gitmemi engelledi.

Illness prevented him from doing his work. - Hastalık onun işini yapmasını engelledi.

engelle
(Bilgisayar) block cookie
engelle
(Bilgisayar) deny
engellenme
inhibition
engelle
{f} handicapped
engelle
{f} hindered

He hindered me in my work. - O, işimde beni engelledi.

Heavy fog and rain hindered the search for the missing bushwalkers. - Ağır sis ve yağmur, doğa yürüyüşçülerini aramayı engelledi.

engelle
{f} obstruct

He was accused of obstruction of justice. - O, adaleti engellemekle suçlanıyordu.

They obstructed our plan. - Onlar bizim planımızı engellediler.

engelle
{f} obscuring
engelle
{f} hindering
engelle
{f} hurdling
engelle
{f} blocked

You blocked me on Facebook, and now you're going to die. - Beni Facebook'ta engelledin, şimdi öleceksin.

The construction blocked the entrance to the street. - İnşaat, caddeye girişi engelledi.

engelle
{f} thwarted

Phone robbery thwarted in unusual manner. - Telefon soygunu olağanüstü bir biçimde engellendi.

engelle
inhibit
engellenme
frustration
engelle
blocking
engelle
hamper

Some people listen to music when writing, but others say it hampers their productivity. - Bazı insanlar yazarken müzik dinler, ancak diğerleri verimliliklerini engellediğini söylüyor.

engelle
thwart

The very pursuit of happiness thwarts happiness. - Mutluluğun peşinde olmak mutluluğu engeller.

Phone robbery thwarted in unusual manner. - Telefon soygunu olağanüstü bir biçimde engellendi.

engelle
intercept
engelle
trammels
engelle
foil

The coup attempt was foiled at the last moment. - Darbe girişimi son anda engellendi.

This threatens to foil our plans. - Bu planlarımızı engellemekle tehdit ediyor.

engelle
stunt
engelle
stymie

Nuclear power is stymied by the new laws. - Nükleer güç yeni yasalar tarafından engellenmektedir.

engelle
preclude

An application of a qualifier precludes non-partaking instances from the compound meaning of a term. - Bir terimin birleşik anlamından dolayı, bir niteleyicinin kullanımı benzemeyen örnekleri engeller.

engelle
trammel
engellenme
detention
Türkçe - Türkçe
Engel olunmak: "... haberleşme engellenemez ve gizliliğine dokunulmaz."- Anayasa
Engel olunmak
dinamitlenmek
engellenme
Engellenmek işi
engellenmek