yararlı

listen to the pronunciation of yararlı
Turkish - English
beneficial

Properly used, certain poisons will prove beneficial. - Uygun şekilde kullanılırsa, belirli zehirler yararlı olacaktır.

Is eating a clove of garlic every day beneficial to your health? - Her gün bir diş sarımsak yemek sağlığınız için yararlı mıdır?

useful

All models are wrong, but some are useful. - Tüm modeller yanlış, ancak bazıları yararlı.

This site is quite useful. - Bu site oldukça yararlı.

helpful

Tom's advice was very helpful. - Tom'un tavsiyesi çok yararlı idi.

I gave him some helpful advice. - Ona biraz yararlı tavsiye verdim.

advantageous
benignant
healthful
sanative
sanatory
benign
handy

Take this folding umbrella with you. It might come in handy. - Bu katlanan şemşiyeyi yanına al. Yararlı olabilir.

I can think of some situations in which a knife would come in handy. - Bir bıçağın yararlı olabileceği bazı durumları düşünebiliyorum.

salutary
subservient
wholesome
salubrious
of use

Tom taught me a lot of useful things. - Tom bana birçok yararlı şey öğretti.

good

He put this information to good use. - O, bu bilgileri yararlı kullanıma sundu.

The only useful knowledge is that which teaches us how to seek what is good and avoid what is evil. - Tek yararlı bilgi iyi olanı nasıl arayacağımızı ve kötü olandan nasıl kaçınacağımızı öğretendir.

useful; worthwhile; advantageous
efficacious
profitable
healthy
useful, beneficial, advantageous, profitable faydalı
fruitful
effective
utile
nutritious
worthwhile

This is a worthwhile book. - Bu yararlı bir kitap.

I think it's a worthwhile thing to do. - Bence o yapılması yararlı bir şey.

relevant
constructive
of service
improving
positive
serviceable
instrumental
remunerative
asset
able-bodied
expedient
fructuous
yarar
advantage

He took advantage of the opportunity to visit the museum. - O,müzeyi ziyaret etme fırsatından yararlandı.

We should not take advantage of the generosity of a friend. - Biz bir arkadaşın cömertliğinden yararlanmamalıyız.

yarar
profit

I profited from reading this book. - Bu kitabı okuyarak yarar sağladım.

She profited from her stay in London and considerably improved her English. - O, Londra'da kalmaktan yararlandı ve İngilizcesini büyük ölçüde geliştirdi.

yarar
benefit

Writers such as novelists and poets don't seem to benefit much from the advance of science. - Romancılar ve şairler gibi yazarlar bilimin avantajından çok fazla yararlanıyor gibi görünmüyorlar.

It is certain that he helped them for the benefit of himself. - Onun yararına onlara yardımcı olduğu kesindir.

yararlı özellik
virtue
yararlı olmak
belong
yararlı olmak
Help, make oneself useful, be beneficial
yararlı alan
useful space
yararlı biçimde
instrumentally
yararlı en
working width
yararlı olmak
to help, to benefit
yararlı olmak
make oneself useful
yararlı olmak
stand smb. in good stead
yararlı uzunluk
useful length
yararlı çerçeve
(Bilgisayar) good frames
yararlı şekilde
to advantage
yararlı olmak
help
yarar
gain

We're gonna make sure that no one is taking advantage of the American people for their own short-term gain. - Biz hiç kimsenin kendi kısa vadeli kazançları için Amerikan halkından yararlanmadıklarından emin olacağız.

yarar
utility

Their furniture was chosen for utility rather than style. - Onların mobilyaları, tarz yerine yarar için seçildi.

yarar
{i} use

Properly used, certain poisons will prove beneficial. - Uygun şekilde kullanılırsa, belirli zehirler yararlı olacaktır.

You had better make use of this opportunity. - Bu fırsattan yararlansanız iyi olur.

yarar
point

She thinks her job is pointless. - O, işinin yararsız olduğunu düşünüyor.

What's the point in doing this? - Bunu yapmanın ne yararı var?

yarar
interest

This book isn't just interesting, but also useful. - Bu kitap sadece ilginç değil, aynı zamanda yararlı.

It's in your best interest to testify against Tom. - Tom'a karşı tanıklık etmek sizin yararınızadır.

yarar
virtue
yarar
(Ticaret) boor
yarar
expediency
yarar
good

Eating fish is good for your health. - Balık yemek sağlığın için yararlıdır.

Your success will largely depend upon how you will make good use of your opportunity. - Sizin başarınız büyük ölçüde fırsatınızdan nasıl yararlanacağınıza bağlıdır.

yarar
useful

That's not a useful piece of information. - O, yararlı bir bilgi parçası değil.

Iron is a useful metal. - Demir yararlı bir metaldir.

yarar
(Biyokimya) availment
yarar
usefulness

Usefulness must be combined with pleasantness. - Yararlılık keyif ile birleştirilmelidir.

yararlı olmak
belong to
yararlı olmak
benefit
yararlı olmak
avail
yarar
behoof
yarar
service
yarar
serviceability
yarar
{i} convenience

The public convenience should be respected. - Kamu yararına saygı duyulmalıdır.

I urged Keiko to stop using people for her own convenience. - Kendi yararı için insanları kullanmayı bırakması için Keiko'ya baskı yaptım.

yarar
benefıt
yararlı olmak
be useful
çok yararlı
very helpful
en yararlı şekilde
to the best advantage
karşılıklı yararlı etkiler
(Hukuk) mutually beneficial effects
sağlığa yararlı
sanative
sağlığa yararlı
sanatory
sağlığa yararlı
healthful
sağlığa yararlı
wholesome
sağlığa yararlı
healthy
sağlığa yararlı
good
yarar
(Hukuk) interest, benefit, advantage
yarar
account
yarar
grist to the mill
yarar
efficacy
yarar
benefit, profit; advantage
yarar
useful, serviceable; use, service; advantage, benefit, profit, interest
yarar
avail

Is there any help available? - İşe yarar bir yardım var mı?

I availed myself of this favorable opportunity. - Bu olumlu fırsattan yararlandım.

yarar
(someone, something) who/which is useful to (someone); who/which is good for, who/which serves the purpose of
yarar
stead
yarar
serviceable
yararlı olmak
stead
Turkish - Turkish
Yarar sağlayan, yararı olan, faydalı, nafi: "Öbür oyuncular gibi uslu akıllı oynayabilse, pekâlâ takıma yararlı bir eleman olabilirdi."- H. Taner
Yarar sağlayan, yararı olan, faydalı, nafi
onat
faydalı

Demir çok faydalı bir metaldir. - Demir çok yararlı bir metaldir.

yararlı olmak
Fayda sağlamak
Yarar
getiri
yarar
Yarayan, elverişli, uygun
yarar
Çıkar, kâr, menfaat
yarar
Bir şeyden elde edilen sonuç, fayda
yarar
Bir işten elde edilen iyi sonuç. Çıkar, kâr, menfaat
yarar
Bir işten elde edilen iyi sonuç