that time

listen to the pronunciation of that time
English - Turkish
O zaman

Keşke o zaman bütün hikayeyi bana anlatsaydın! - If only you had told me the whole story at that time!

O zamanlarda, bölge İspanya'ya aitti. - At that time, the territory belonged to Spain.

this time
bu sefer

Bu sefer onu yapamam. - I can't make it this time.

Bu sefer Bob muhtemelen kazanacak. - This time Bob is likely to win.

this time
bu kez

Bu kez cezadan kaçamazsın. - This time, you won't escape punishment.

Bu kez farklı olacak. - This time's going to be different.

this time
bu defa

Bu defa hatalı olan benim gibi görünüyor. - This time, it looks like it is me who is wrong.

Tom bu defa tekrar bize yardım etmeye istekli. - Tom is willing to help us again this time.

then
o zaman

O zaman onu görmediğine inanmıyorum. - I cannot believe you did not see him then.

Özür diledim fakat o zaman bile benimle konuşmadı. - I apologized, but even then she wouldn't speak to me.

then
(ondan) sonra
then
o durumda
then
daha sonra

İzlandaca bir cümlenin İngilizce bir çevirisi varsa ve İngilizce cümlenin Svahilice bir çevirisi varsa, daha sonra bu, dolaylı olarak İzlandaca cümle için Svahilice bir çeviri sağlayacaktır. - If an Icelandic sentence has a translation in English, and the English sentence has a translation in Swahili, then indirectly, this will provide a Swahili translation for the Icelandic sentence.

Hırsız bana vurdu ve gözümü morarttı ve daha sonra kaçtı. - The thief hit me and gave me a black eye and then ran off.

then
o süre içinde
then
madem öyle
then
o zamanki
then
o zamanlar

O zamanlar sanat zirvedeydi. - Art was then at its best.

O zamanlar erkekler şapka takardı. - Men wore hats back then.

then
sonra

Ama sonra o Londra'da dilleri çalışan bir öğrenci olan Jane Wilde'a aşık oldu. - But then he fell in love with Jane Wilde, a student studying languages in London.

Dima bir gecede 25 adamla yattı ve sonra onları öldürdü. - Dima slept with 25 men in one night and then killed them.

then
öyleyse

Oh evet,haklısın.Pekala,bu senin ekonomik olan alışveriş şeklin öyleyse. - Oh yes, you're right. Well, it's the way you shop that's tight-fisted then.

Öyleyse onu görmediğine inanamam. - I cannot believe you did not see him then.

This time
be sefer
Your time
vaktiniz
our time
bizim zamanımız
that the time
O zaman
then
(zarf) o zaman, ondan sonra, o halde, öyleyse, zira, demek
then
derhal
then
o zaman vaki olan
then
ondan sonra
then
o halde

Eğer bu cümleyi okuyabiliyorsan, o halde okuyabiliyorsundur. - If you can read this sentence, then you're able to read.

Oraya gitmek istemiyorsanız, o halde biz de oraya gitmeyiz. - If you don't want to go there, then we won't go there.

then
(sıfat) o zamanki, o zamanlarki
then
demek

Ancak o zaman onun ne demek istediğini anladım. - Only then did I realize what he meant.

Eğer beni bu şekilde tanımıyor idiysen, kısaca beni tanımamışsın demektir. - If you didn't know me that way then you simply didn't know me.

English - English

Definition of that time in English English dictionary

me time
Time to oneself; a period spent relaxing on one's own
that time.
then

It will be finished before then.

I know what time you said you'd get there, but I couldn't get there then. - I know what time you said you would be there, but I wasn't able to be there at that time.

Had she been alive, my mother would have given me a hand then. - If my mother had still been alive, she would have helped me at that time.

this time
On or near the same date

this time last year.

this time
on this occasion, on this opportunity
that time

    Turkish pronunciation

    dhıt taym

    Pronunciation

    /ᴛʜət ˈtīm/ /ðət ˈtaɪm/

    Videos

    ... so we put more border patrol on the ' any time in history and the flow of undocumented ...
    ... BERNI SEEFELD: And those clouds, they're real time. ...
Favorites