takım

listen to the pronunciation of takım
Turkish - English
suit

That red tie doesn't go with your suit. Why don't you wear the green one? - O kırmızı kravat takım elbisene uymuyor-Niçin yeşil olanını takmıyorsun?

I want a suit made of this material. - Bu kumaştan yapılmış bir takım elbise istiyorum.

set

A totally ordered set is often called a chain. - Bütünüyle sipariş edilmiş bir takıma çoğunlukla bir zincir denilir.

Apparently, Tom's car needs a new set of tires. - Öyle görünüyor ki Tom'un arabasının yeni bir takım lastiğe ihtiyacı var.

team

Yumi Ishiyama is the oldest member of Team Lyoko. - Yumi Ishiyama, Lyoko takımının en yaşlı üyesidir.

I am not the captain of the new team. - Ben yeni takımın kaptanı değilim.

squad

Tom ran into a squad of police officers armed to the teeth. - Tom tepeden tırnağa silahlı bir takım polis memurlarıyla karşılaştı.

The match was postponed because half the squad came down with food poisoning. - Takımın yarısının gıda zehirlenmesi geçirmesi nedeniyle maç ertelendi.

tool

I'll need my own tools. - Kendi takımlarıma ihtiyacım olacak.

Tom opened his toolbox. - Tom takım kutusunu açtı.

group

The good team spirit in the work group is valued positively. - Çalışma grubundaki iyi takım ruhu olumlu olarak değerlendirilir.

brigade
cigarette holder
mech. train: dişli takımı gear train
fleet
set; lot; suit; suite; team; squad, platoon; class; kind, sort, type; order; crew, gang; cigarette-holder
set (of things): çay takımı tea set, tea service, or set of napkins (to be used with a tea set). tornavida takımı set of screwdrivers. oda takımı living room suite (of furniture). yatak takımı bedroom suite (of furniture) or set of bedsheets and pillowcases (for one bed)
outfit
battery

Where did I put my battery pack? - Pil takımımı nereye koydum?

band
clique
fitment
suite
gear

Tom was wearing scuba gear. - Tom dalış takımını giyiyordu.

There's a problem with the plane's landing gear. - Uçağın iniş takımında bir sorun var.

side
group, team, crew, troop, set, gang, band, or bunch (of people)
suit (of playing cards)
covey
platoon
gang
posse
(Botanik) , (Zooloji) order
(Askeriye) platoon
tribe
kit
tackle

This is my tackle box. - Bu benim takım sandığım.

I saw Tom and Mary carrying their fishing poles and tackle boxes. - Ben Tom ve Mary'yi olta kamışlarını ve takım kutularını taşırken gördüm.

gram., see tamlama. bir
bunch
(Biyoloji,Gıda) order

A totally ordered set is often called a chain. - Bütünüyle sipariş edilmiş bir takıma çoğunlukla bir zincir denilir.

A new team was formed in order to take part in the race. - Yarışa katılmak için yeni bir takım kuruldu.

(Bilgisayar) accessory
(Matematik) family
type
cluster
cohort
furnishings
(Tıp) ordo
kind
sort
furniture
pool
unit

Their team has a strong sense of unity. - Onların takımının güçlü bir birlik duyusu var.

Manchester United is one of the most successful teams in both the Premier League and England. - Manchester United, hem Premier League'de hem de İngiltere'de en başarılı takımlardan biridir.

utensil

Please bring your own eating utensils. - Lütfen kendi yemek takımını getir.

Nobody brought eating utensils to the party. - Hiç kimse çatal-bıçak takımlarını partiye getirmedi.

togs
range
parcel
caboodle
troop
team of
ensemble
toolbox

Tom opened his toolbox. - Tom takım kutusunu açtı.

burton
fitting
{i} rig

We're on the same team, right? - Aynı takımdayız, değil mi?

Hey! This is not the right place. You should contact the actual national coach for information regarding this. - Hey! Bu doğru yer değil. Sen bununla ilgili bilgi için gerçek milli takım antrenörüyle temas kurmalısın.

genus
bevy
takım elbise
suit

That red tie doesn't go with your suit. Why don't you wear the green one? - O kırmızı kravat takım elbisene uymuyor-Niçin yeşil olanını takmıyorsun?

How can you afford another suit? - Diğer takım elbiseye gücün nasıl yetebilir?

takım (alet)
utensil
takım (birlikte)
(Askeri) platoon
takım halinde
as a team
takım komutanı
Team Commander
takım oyunu
team play
takım arkadaşı
teammate

Jake quickly threw the ball in to his teammate. - Jake çabucak topu takım arkadaşına attı.

Tom has been a good teammate. - Tom iyi bir takım arkadaşı olmuştur.

takım ciğer a pair of lungs
(as sold by a butcher)
takım dayağı
tool post
takım delgi
gang punch
takım elbise
(man's) suit
takım elbise
lounge suit
takım elbise
suit of clothes

I bought a new suit of clothes. - Yeni bir takım elbise aldım.

takım elbise kumaşı
suiting
takım halinde yapmak
team
takım karşılaşması
team event
takım kurmak
team
takım lideri
(Askeri) team leader
takım ruhu
team spirit

The good team spirit in the work group is valued positively. - Çalışma grubundaki iyi takım ruhu olumlu olarak değerlendirilir.

The team spirit was unbelievable, we were all in this together. - Takım ruhu inanılmazdı, hepimiz birlikte bunun içindeydik.

takım taklavat
(Konuşma Dili) the whole kit and caboodle, the whole push
takım taklavat
the whole outfit
takım taklavat
a) bag and baggage, paraphernalia b) private parts, privates
takım takım
in groups
takım tezgâhı
machine tool
takım tutmak
to support a (sports) team, be a fan of a team, root for a team
takım yatmak
for a team to lose the game
takım çantası
tool box
takım; program kütüphane teybi
(Askeri) platon; program library tape
taktik füze; hedef materyaller; takım üyesi; teknik talimname; harekat alanı füz
(Askeri) tactical missile; target materials; team member; technical manual; theater missile; TROPO modem
bir takım
several

Several houses were damaged in the last storm. - Son fırtınada bir takım evler hasar gördü.

A combination of several mistakes led to the accident. - Bir takım hataların birleşimi kazaya neden oldu.

(mobilya) takım
suite
en iyi takım
(Spor) varsity
genç takım
(Spor) young team
konuk takım
(Bahis) away team
spor takım
side
takımlar
(Mekanik) tooling
takımlar
(Mekanik,Otomotiv) tools

I'll need my own tools. - Kendi takımlarıma ihtiyacım olacak.

ikinci takım
second team
takım elbise
in suit
takım elbise
suits

Men usually wear black suits and black ties to funerals. - Erkekler cenazeler için genellikle siyah takım elbise ve siyah kravat giyerler.

The actor used to have the tailor make his suits. - Aktör takım elbiselerini terziye diktirirdi.

alt takım
under frame
altmış kişilik takım
sixties
altılık takım
sextuple
asım takım
jewelry, ornaments
bir takım
some

We asked Tom some questions. - Biz Tom'a bir takım sorular sorduk.

bir takım
sundry
bu desende gümüş takım var mı
Have you got silverware in that pattern
dikey takım
(Matematik) orthogonal family
ev sahibi takım
home team
frak bir takım
dress suit
hangi takım sarı forma giyiyor
Which team is wearing the yellow uniform
iki parça bir takım
two piece suit
ikinci takım
scrub team
ikinci takım
scrub
ilk takım
first team
izin verilen ikmal listesi; takım adalar deniz şeridi; anahtar yer bulma yönlend
(Askeri) allowable supply list; archipelagic sea lane; assign switch locator (SL) routing; authorized stockage list (Army)
karma takım
mixed team
karşı takım
opposing team
konuk takım
visiting team
kıyıya yakın adalar dizisi ve kıyı takım adaları
(Hukuk) coastal archipelagos
milli takım
(Spor) national tem
milli takım
national team
on bir kişilik takım
eleven
onlu takım
decade
pantolon ceket takım
(kadın) trouser suit
pantolon ceket takım elbise
pants suit
pantolonlu takım
(kadın) pants suit
resmi bir takım
business suit
resmi bir takım rica ediyorum
I would like a business suit
sekiz kişilik takım
eight
sekizli takım
octad
seksen kişilik takım
eighties
siyah takım elbiseli
black suited
spor bir takım
gym suit
standart takım
(Otomotiv) standard tool
tek kişilik porselen takım
a sulky set of china
ulusal takım
(Spor) national tem
yedi kişilik takım
septuplet
çeyrek finale çıkan takım
quarterfinalist
özel dikim bir takım
custom made suit
özel dikim bir takım rica ediyorum
I would like a custom made suit
üç parça bir takım
three piece suit
üçlü takım
trine
ısmarlama takım elbise
tailored costume
ısmarlama takım elbise
tailored suit
Turkish - Turkish
Görev bakımından birbirini tamamlayan kimselerin topluluğu, ekip, trup
Bir oyunda sahaya çıkan belli kuruluşlara bağlı oyuncular topluluğundan her biri
Sigara ağızlığı
Birbirini tamamlayan şeylerin tümü
Birlikte oynayan, kazanmak için birlikte çalışan sporcu topluluğu
Benzer, gibi: "... bu takım düşünceler arasında, dün sütçüye verilen paranın üstünün eksik geldiğini de hatırlıyor."- M. Ş. Esendal
Aşağılayıcı ve küçümseyici anlamda topluluk
Canlıların bölümlendirilmesinde familya ile sınıf arasında yer alan, yakın benzerlikler gösteren organizmaların oluşturduğu birlik
Topluluk
Aşağılayıcı ve küçümseyici anlamda topluluk: "Anlaşıldı, Sabit Bey ağabey takımı, Sinekli Bakkal Sokağı'ndan geçerken artık sağa sola bakmaz, kimseye omuz vurmaz oldu."- H. E. Adıvar
Bölüğü oluşturan birliklerden her biri
Bir filmin çevriminde görüntüleri alma, aydınlatma, ses alma gibi belli başlı çalışmaları yapmak için gerekli en küçük teknikçiler topluluğu
Bölüğü oluşturan birliklerden her biri: "Bu binayı merkez taburundan bir takım bekleyecek."- Ö. Seyfettin
Birbirini tamamlayan şeylerin tümü: "Kadın kahve takımlarını alıp çıktı."- N. Cumalı
Benzer, gibi
Bir işte veya bir yerde kullanılan eşya ve aletlerin tamamı, ekipman
Meslek, davranış, durum vb. yönlerden birbirine uyan kimselerin oluşturduğu topluluk
kat
takım taklavat
1. Hepsi, hep birlikte.2. Bir işte veya bir yerde kullanılan eşya ve aletlerin tamamı, ekipman

1. Pencerelerin arkasında silme yıldız bir temmuz gecesi, takım taklavatıyla, görkemli bir donanma şenliği gibi kuruluyor.- A. İlhan. 2. İşe giderken takım taklavat dolu valizimizi tramvaya alırlar mı diye korka korka sorduk.- B. R. Eyuboğlu.

takım erki
Oligarşi
takım oyunu
Bir işi paylaşarak ve ortaklaşa yapmak
takım oyunu
Oyuncuları belli sayıda olan takımlarla yapılan spor türü
takım taklavat
Hepsi, hep birlikte
takım takım
Küçük topluluklar durumunda
alt takım
İniş takımları
alt takım
Bir takım içinde kurulan ikinci derecedeki takım
asım takım
Kadınların takındıkları süs eşyası
milli takım
Uluslararası yarışmalarda bir ülkeyi temsil etmek için bir araya gelmiş sporcular grubu
takım
Favorites