lüks

listen to the pronunciation of lüks
Turkish - English
luxury

He led a life of luxury. - O, lüks bir hayat sürdü.

Art is not a luxury, but a necessity. - Sanat bir lüks değil fakat bir gerekliliktir.

lux

They used to live in luxury. - Lüks içinde yaşarlardı.

Brian's girlfriend often begs him to take her to luxurious restaurants. - Brian'ın kız arkadaşı sık sık onu lüks restoranlara götürmesi için yalvarır.

luxurious

Tom and Mary rented a room in one of Boston's most luxurious hotels. - Tom ve Mary, Boston'un en lüks otellerinden birinde bir oda kiraladılar.

Boredom is one of the most luxurious things. - Can sıkıntısı en lüks şeylerden biridir.

deluxe

What comes with deluxe room service? - Lüks oda servisi ile ne gelir?

What is the difference between a deluxe room and a standard room? - Lüks oda ve standart oda arasındaki fark nedir?

ritzy
posh

She went to a posh school. - O, lüks bir okula gitti.

He lives in a posh apartment near Central Park. - O Central Park yakınındaki lüks bir dairede yaşıyor.

luxurious, characterized by luxury
voluptuous
sumptuousness
plush
de luxe
swish
costly
tony
luxe

I want to visit Luxembourg. - Lüksemburg'u ziyaret etmek istiyorum.

I want to go and live in Luxembourg! - Lüksemburg'a gidip yaşamak istiyorum!

sumptuous
costliness
pukka
stateliness
grandeur
plushy
luxury; lux; luxurious, de luxe, gracious, posh
luxuriously

They furnished the house very luxuriously. - Evi çok lüks bir şekilde döşediler.

{s} fancy

My car isn't fancy, but it gets me from point A to point B. - Arabam lüks değil ama beni A noktasından B noktasına götürüyor.

Tom and Mary went to a fancy restaurant to celebrate their wedding anniversary. - Tom ve Mary evlilik yıldönümlerini kutlamak için lüks bir restorana gittiler.

de lux
exclusive
rich
silkstocking
silken
lüks bir oda
deluxe room
lüks gömleği
mantle
lüks hayat
fleshpots
lüks hayat
fleshpot
lüks hayat
luxurious living
lüks içinde
high

If I win the lottery, I'll be able to live high on the hog. - Milli piyangoyu kazanırsam, lüks içinde yaşayabilirim.

They're eating high on the hog. - Onlar lüks içinde yaşıyorlar.

lüks içinde
luxuriously
lüks içinde
in the lap of luxury
lüks içinde
lapped in luxury
lüks içinde büyümek
high-fed
lüks içinde yaşamak
to luxuriate
lüks kamara
stateroom
lüks mevki
1. lounge (on a ferryboat). 2. luxury class (on a passenger ship)
lüks salon
saloon
lüks ve şehre uzak zengin banliyöleri
exurbia
lüks vergisi
luxury tax
lüks vergisi
luxury tax, tax on luxury expenditures
lüks yaşam
gracious living
lüks yaşamak
luxuriate
şatafatla, lüks içinde
with luxury, in luxury
eğlence ve lüks merakı ile ilgili
Sybaritic
hızlı ve lüks uçak
concord
rahat koltuklu lüks vagon
pullman
şehir dışındaki lüks sitede yaşayan kimse
exurbanite
şehirden uzak lüks site
exurb
Turkish - Turkish
(Osmanlı Dönemi) Lât: Aşırı süs
(Osmanlı Dönemi) Işık ölçü birimi
(Osmanlı Dönemi) Kuvvetli ışık veren bir nevi petrol lâmbası
Bir tür petrol lambası
Giyimde, eşyada, harcamada aşırı gitme, gösteriş, şatafat
Gerekli olanın sınırlarını aşan: "Kim demiş onu, diye arsız arsız sırıtmış ve lüks mevkiye doğru yürümüş."- H. Taner
Bir petrol lambası
Giyimde, eşyada, harcamada aşırı gitme, gösteriş, şatafat: "Lüksleri, rahatları, eğlenceleri yerindedir."- N. Cumalı
Gerekli olanın sınırlarını aşan
Gösterişli, şatafatlı: "Bu lüks lokantada öğle yemeği yiyor."- T. Buğra
Hava basınçlı bir tür petrol lambası
Gösterişli, şatafatlı
Hava basınçlı bir tür petrol lambası: "Lüksün kuvvetli ışığı altında saçları ve yüzü bembeyaz, gözleri kamaşmış."- R. N. Güntekin
Aydınlatma ölçü birimi (kısaltması Lx)
Aydınlatma ölçü birimi
lüks baskı
Kitapların iyi cins kâğıt ve özel ciltli kapaklara basılan biçimi
lüks hayat
Fazla masraf gerektiren tantanalı, gösterişli ve göz kamaştırıcı yaşama biçimi
lüks koltuk
Salonun arka ve yan taraflarında özel bölmelerde yer alan ve ücreti farklı olan koltuk
lüks mevki
Birinci mevki
lüks tarife
İyi hizmet verilen yerlerde uygulanan, normal fiyattan yüksek olan ücret
lüks
Favorites