kızmak

listen to the pronunciation of kızmak
Turkish - English
be angry

Tom had reasons to be angry. - Tom'un kızmak için nedenleri vardı.

Tom had every right to be angry. - Tom kızmakta haklıydı.

get hot
lose one's temper
cut up rough
ruffle
fret
inflame
huff
become hot
be riled at
gall
be angry with smb
chafe
grow hot
to get angry, to resent, to be cross (with sb) (about sth); to get hot
heat
(for a hen) to get broody
be nettled at
(for something being heated) to get hot
(Fiili Deyim ) get angry

Mary, come down. It is harmful to get angry. - Mary, sakin ol. Kızmak zararlıdır.

That's no reason to get angry. - Kızmak için neden yok.

get

That's no reason to get angry. - Kızmak için neden yok.

Getting excited is not at all the same as getting angry. - Heyecanlanmak kızmakla hiçte aynı değildir.

have one's hackles up
(deyim) be up in arms
bristle
cross
glow
fume
get mad
resent
bridle
fly into a passion
be riled
rail against
nettled
rail
fly off the handle
get hot under the collar
kız
girl

I sometimes wonder if I am a girl. - Bazen bir kız mıyım diye merak ediyorum.

Dorenda really is a nice girl. She shares her cookies with me. - Dorenda gerçekten iyi bir kızdır, o kurabiyelerini benimle paylaşıyor.

kız
{i} bird

The girl let the bird loose. - Kız kuşu serbest bıraktı.

He looks like the yellow angry bird. - O sarı kızgın kuş gibi görünüyor.

kız
daughter

He was impatient to see his daughter. - Kızını görmek için çok sabırsızdı.

I'm Helen Cartwright's daughter. - Ben, Helen Cartwright'ın kızıyım.

kızma
take it easy
kızma
{i} frown
kız
judy

That girl who has long hair is Judy. - Uzun saçlı o kız Judy'dir.

That girl whose hair is long is Judy. - Saçı uzun olan kız Judy.

kız
skirt

The girls wore grass skirts and had flowers around their necks. - Kızlar çim etekler giyiyordu ve boyunlarında çiçekler vardı.

Mary was the only girl wearing a skirt. - Mary etek giyen tek kızdı.

kız
queen

I've got a queen of hearts. - Benim bir kupa kızım var.

Once upon a time there lived a king and queen who had three very beautiful daughters. - Bizr zamanlar, üç çok güzel kızı olan bir kral ve kraliçe yaşardı.

kızma
glowing
kızma
{i} fury
kız
bridle up
kız
wench
kız
lass
kız
resent

There was enormous resentment over high taxes. - Yüksek vergiler hakkında büyük bir kızgınlık vardı.

I feel resentment against your unwarranted criticism. - Haksız eleştirine karşı kızgınlık hissediyorum.

kız
puss
kız
picture card
kız
virgin

That girl who's wearing a scarf is a virgin. - Bir eşarp takan o kız bakire.

In the Torah Lot offers his virgin daughter's to be gang raped. - Tevrat'ta Lut, bakire kızını toplu tecavüze uğraması için sunuyor.

kız
bridle at
kızma
resentment
hiddetlenmek, kızmak, gadap etmek
To rage, to be angry, to gadap
kız
girl's
kız
gırl

Betty is a pretty girl, isn't she? - Betty güzel bir kızdır, değil mi?

His girlfriend is Japanese. - Onun kız arkadaşı Japon.

kız
country girl
kafası kızmak
to get angry
kafası kızmak
to get angry, to fly into a temper
keli kızmak
(for a calm person) to lose his temper
kız
{i} female

That teacher tends to be partial to female students. - Şu öğretmen kız öğrencilere düşkün olma eğilimindedir.

Since 1990, eleven female students received the award. - 1990'dan beri on bir kız öğrenci ödül aldı.

kız
{i} Miss

I'm beginning to miss my girlfriend. - Kız arkadaşımı özlemeye başlıyorum.

I really miss my girlfriend. - Kız arkadaşımı gerçekten özlüyorum.

kız
{s} maiden

What's your wife's maiden name? - Karınızın kızlık soyadı nedir?

What's your mother's maiden name? - Annenin kızlık soyadı nedir?

kız
{i} babe
kız
chick

I like roast chicken. - Fırında kızartılmış tavuğu severim.

Tom bought a bucket of extra-spicy fried chicken and a container of coleslaw. - Tom bir ekstra-baharat kovası, kızarmış piliç ve bir konteyner lahana salatası ısmarladı.

kız
demoiselle
kız
jenny
kız
girl; daughter, girl; queen; virgin, maiden
kız
gal
kız
bunny

Mary wore bunny slippers. - Mary kız terlikleri giydi.

Tom gave his daughter a stuffed bunny. - Tom kızına bir doldurulmuş tavşan verdi.

kız
playing cards queen
kız
chicken

Tom bought a bucket of extra-spicy fried chicken and a container of coleslaw. - Tom bir ekstra-baharat kovası, kızarmış piliç ve bir konteyner lahana salatası ısmarladı.

Tom loves fried chicken. - Tom, kızarmış tavuk seviyor.

kız
lassie
kız
colleen
kız
virgin, maiden
kız
maid

What's your mother's maiden name? - Annenin kızlık soyadı nedir?

The maid gave up her job. - Hizmetçi kız, işinden ayrıldı.

kız
(iskambil) queen
kız
jill

Jill is the only girl in our club. - Jill Kulübümüzde tek kız.

kız
sheila
kızma
vexation
kızma
{i} tiff
kızma
{i} inflammation
kızma
becoming hot
kızma
indignation
kızma
{i} anger

You have no cause for anger. - Kızmak için nedenin yok.

Turkish - Turkish
Isıtılan veya ısınan bir nesnenin sıcaklığı çok artmak
Çiftleşmek istemek, kösnümek
Öfkelenmek, sinirlenmek
At, eşek gibi hayvanlar çiftleşmek istemek, kösnümek
Zamanı gelip kuluçkaya yatma isteği göstermek
Isıtılan veya ısınan bir nesnenin sıcaklığı çok artmak. Öfkelenmek, sinirlenmek: "Tamamıyla bir Fransız olduğumu anlayınız da şapka giydiğime kızmayınız, olur mu?"- Ö. Seyfettin
Dişi kuşlar zamanı gelip kuluçkaya yatma isteği göstermek
horata
Kız
bint
kız
Dişi cinsten birine daha yaşlı biri tarafından seslenilirken kullanılır
kız
Dişi
kız
Cinsel ilişkide bulunmamış dişi, kız oğlan kız, erden, bakire
kız
Cinsel ilişkide bulunmamış dişi, kız oğlan kız, erden, bakire: "Bulursam namuslu bir kızla evleneceğim."- B. R. Eyuboğlu
kız
Dişi çocuk: "Düşüncesi bu noktaya gelince birdenbire Azize'nin küçük kızını hatırladı."- H. E. Adıvar
kız
İskambil kâğıtlarında kız resimli kâğıt
kız
Dişi cinsten birine daha yaşlı biri tarafından kullanılan bir seslenme sözü: "Sesleri işitiyor musun, kızım?"- F. R. Atay. İskambil kâğıtlarında kız resimli kâğıt
kız
Dişi çocuk
kızma
Kızmak işi: "Şimdi artık kızma sırası bana gelmişti."- R. N. Güntekin
kızma
Kızmak işi
kızmak
Favorites