ilgisiz

listen to the pronunciation of ilgisiz
Turkish - English

Definition of ilgisiz in Turkish English dictionary

ilgi
attention

Any man who can drive safely while kissing a pretty lady is simply not giving the kiss the attention it deserves. - Güzel bir bayanı öperken güvenle araba sürebilen bir sürücü sadece öpücüğe hakettiği ilgiyi vermiyordur.

Tom always wants to be the center of attention. - Tom her zaman ilgi odağı olmak ister.

ilgi
{i} relevance

Relevance is a key element in communication. - İlgi, iletişimde anahtar bir unsurdur.

Objection. This certainly has no relevance. All objections have been waived till the trial. - İtiraz ediyorum. Bunun kesinlikle hiç bir ilgisi yok. Bütün itirazlar duruşmaya kadar ertelenmiştir.

<span class="word-self">ilgisizspan>
{s} irrelevant

What you think is irrelevant. - Düşündüğün şey ilgisiz.

Is it that irrelevant? - Bu o kadar ilgisiz mi?

ilgi
{i} relevancy
<span class="word-self">ilgisizspan>
{s} unconcerned

Tom looked like he was unconcerned. - Tom ilgisiz gibi görünüyordu.

Tom seemed unconcerned. - Tom ilgisiz görünüyordu.

<span class="word-self">ilgisizspan>
{s} disinterested

A disinterested third party resolved the dispute. - Bir ilgisiz üçüncü taraf anlaşmazlığı çözdü.

Tom had a bored, disinterested look on his face. - Tom'un yüzünde bıkkın, ilgisiz bir görünüş vardı.

<span class="word-self">ilgisizspan>
{s} uninterested

I told him of our plans, but he seemed uninterested. - Ona planlarımızdan bahsettim ama o ilgisiz görünüyordu.

She seemed uninterested. - O ilgisiz görünüyordu.

ilgi
interest

I found this book very interesting. - Bu kitabı çok ilginç buldum.

I had an interesting conversation with my neighbor. - Komşumla ilginç bir muhabbet ettim.

<span class="word-self">ilgisizspan>
indifferent

He is quite indifferent to money. - O, para için oldukça ilgisiz.

The police were indifferent to the matter. - Polis konuya ilgisizdi.

<span class="word-self">ilgisizspan>
careless

The actions she took were too careless, and she was left defenseless. - Onun açtığı davalar çok ilgisiz ve o savunmasız bırakıldı.

ilgi
concern

This does not concern you at all. - Bu seni hiç ilgilendirmez.

The Recruit scandal is a corruption scandal concerning public officials and politicians who accepted as bribes undisclosed shares from the RecruitCoscom company. The shares had been rising steadily. - Acemi asker skandalı kamu görevlilerini ve rüşvet olarak RecruitCoscom'dan gizli payları alan politikacıları ilgilendiren bir rüşvet skandalıdır. Hisseler sürekli yükseliyordu.

ilgi
care

Who will take care of the baby? - Bebekle kim ilgilenecek?

He took care of the business after his father's death. - O, babasının ölümünden sonra işle ilgilendi.

<span class="word-self">ilgisizspan>
{s} listless
<span class="word-self">ilgisizspan>
apathetic
ilgi
{i} thought

I thought you might be interested in this. - Bununla ilgilenebileceğini düşündüm.

Tom never told me he was having suicidal thoughts. - Tom bana intiharla ilgili düşüncelere sahip olduğunu asla söylemedi.

ilgi
relevant

How dare you say that's not relevant! - Onun konu ile ilgili olmadığını söylemeye nasıl cesaret edersin!

I thought his opinion was relevant. - Onun fikrinin konu ile ilgili olduğunu düşünmüştüm.

ilgi
interesse
ilgi
concerns

It concerns the State. - Bu devleti ilgilendiriyor.

What I have to say concerns everyone here. - Söylemek zorunda olduğum şey, buradaki herkesi ilgilendirir.

ilgi
connecting link
ilgi
countenance
<span class="word-self">ilgisizspan>
negligent
<span class="word-self">ilgisizspan>
lackadaisically
<span class="word-self">ilgisizspan>
unenthusiastic
<span class="word-self">ilgisizspan>
disinterest

Tom had a bored, disinterested look on his face. - Tom'un yüzünde bıkkın, ilgisiz bir görünüş vardı.

A disinterested third party resolved the dispute. - Bir ilgisiz üçüncü taraf anlaşmazlığı çözdü.

<span class="word-self">ilgisizspan>
phlegmatic
<span class="word-self">ilgisizspan>
(Dilbilim) no bearing on
<span class="word-self">ilgisizspan>
unbothered

Tom seems unbothered. - Tom ilgisiz görünüyor.

Tom seemed unbothered. - Tom ilgisiz görünüyordu.

<span class="word-self">ilgisizspan>
cool
<span class="word-self">ilgisizspan>
tepid
<span class="word-self">ilgisizspan>
irrelative
<span class="word-self">ilgisizspan>
lax
<span class="word-self">ilgisizspan>
clinical
<span class="word-self">ilgisizspan>
(Konuşma Dili) neither here nor there
<span class="word-self">ilgisizspan>
phlegmatical
<span class="word-self">ilgisizspan>
superior
<span class="word-self">ilgisizspan>
unallied
<span class="word-self">ilgisizspan>
casual
<span class="word-self">ilgisizspan>
bloodless
<span class="word-self">ilgisizspan>
lackadaisic
<span class="word-self">ilgisizspan>
distant
<span class="word-self">ilgisizspan>
derelict
<span class="word-self">ilgisizspan>
unconnected
<span class="word-self">ilgisizspan>
inapprehensive
ilgi
pertinence
ilgi
solicitude
ilgi
bug
ilgi
involvement

Tom denied any involvement in the killing. - Tom cinayetle herhangi bir ilgisi olduğunu yalanladı.

ilgi
rapport
<span class="word-self">ilgisizspan>
insouciant
<span class="word-self">ilgisizspan>
lackadaisical
<span class="word-self">ilgisizspan>
absent
<span class="word-self">ilgisizspan>
aloof
<span class="word-self">ilgisizspan>
nonchalant
<span class="word-self">ilgisizspan>
lukewarm
<span class="word-self">ilgisizspan>
oblivious to
ilgi
relationship

I'm not interested in a serious relationship. - Ciddi bir ilişki ile ilgilenmiyorum.

If indifference is the kiss of death for a relationship, then complacency is the kiss of death for a business. - İlgisizlik bir ilişki için ölüm öpücüğü ise öyleyse rahatlık bir iş için ölüm öpücüğüdür.

ilgi
liking
İlgi
ınterest

I found this book very interesting. - Bu kitabı çok ilginç buldum.

He has no interest in politics. - Onun politikaya ilgisi yok.

ilgi
relation

Tom isn't interested in a relationship. - Tom bir ilişkiyle ilgilenmiyor.

I can describe China, especially in relation to big cities like Beijing, in one sentence - China is a country whose pace of life is both fast and leisurely. - Ben, özellikle Pekin gibi büyük şehirler ile ilgili olarak Çin'i tek bir cümleyle açıklayabilirim. - Çin, yaşam hızı hem hızlı hem de keyifli bir ülkedir.

ilgi
attachment
ilgi
reference

I copied down several useful references on gardening. - Bahçecilikle ilgili birkaç faydalı referansı kopyaladım.

I apologize that I'm not able to give a better reference to this work. - Bu işle ilgili daha iyi bir referans veremeyeceğim için özür dilerim.

ilgi
relation, connection, bearing; concern, interest; care, attention; affinity
ilgi
bearing
ilgi
connexion
ilgi
affinity
ilgi
chem. affinity
ilgi
curiosity
ilgi
connection

I have no connection the matter. - Konuyla hiçbir ilgim yok.

Two men have been arrested in connection with Tom's murder. - Tom'un öldürülmesiyle ilgili olarak iki adam tutuklandı.

ilgi
respect

With respect to financial matters, Mr. Jones knows more than anyone else in the company. - Mali konularla ilgili olarak, Bay Jones şirketteki başka birinden daha çok bilir.

With respect to these letters, I think the best thing is to burn them. - Bu mektuplarla ilgili olarak, sanırım en iyi şey onları yakmaktır.

ilgi
relation, connection; relevance
ilgi
regard

The members of the family had grave doubts regarding the explanation they received from the army. - Aile üyelerinin ordudan alınan açıklama ile ilgili ciddi şüpheleri vardı.

I'd like to point out some problems regarding your suggestion. - Senin önerinle ilgili bazı sorunları işaret etmek istiyorum.

ilgi
interest, concern
ilgi
relativeness
ilgi
sympathy
ilgi
sympathies
ilgi
tieup
ilgi
relatedness
<span class="word-self">ilgisizspan>
impertinent
<span class="word-self">ilgisizspan>
uninterested, apathetic, indifferent
<span class="word-self">ilgisizspan>
complacent

We'll never be complacent. - Asla ilgisiz olmayacağız.

If you knew what I knew, you wouldn't be so complacent. - Eğer benim bildiğimi bilseydin bu kadar ilgisiz olmazdın.

<span class="word-self">ilgisizspan>
oblivious
<span class="word-self">ilgisizspan>
incurious
<span class="word-self">ilgisizspan>
insensible
<span class="word-self">ilgisizspan>
standoffish
<span class="word-self">ilgisizspan>
unrelated

These two things are completely unrelated. - Bu iki şey tamamen ilgisiz.

These two problems appear unrelated. - Bu iki sorun ilgisiz görünüyor.

<span class="word-self">ilgisizspan>
indifferent, disinterested, absent, lukewarm, aloof, apathetic, casual; irrelevant, unconnected
<span class="word-self">ilgisizspan>
(Hukuk) irrelevance
<span class="word-self">ilgisizspan>
apathetical
<span class="word-self">ilgisizspan>
irrevelant
<span class="word-self">ilgisizspan>
{s} unobliging
<span class="word-self">ilgisizspan>
does not apply
<span class="word-self">ilgisizspan>
aloofly
<span class="word-self">ilgisizspan>
pococurante
Turkish - Turkish

Definition of ilgisiz in Turkish Turkish dictionary

ilgi
Kimyasal şartlar eş veya birbirine çok yakın olduğunda ögelerin birbirleriyle birleşmede gösterdiği seçicilik
ilgi
Dikkati öncelikle belirli bir şey üzerinde toplama eğilimi
ilgi
İki şey arasında bulunan herhangi bir bağlılık, ilişki, alaka, taalluk
ilgi
Alaka

Konuşmasının muhtevası, mevzu ile alakalı değildir. - Konuşmasının içeriği, konu ile ilgili değildir.

Bir web sitenin gördüğü alaka onun muhtevasına bağlıdır. - Bir web sitenin gördüğü ilgi onun içeriğine bağlıdır.

ilgi
Belirli bir olay veya etkinliğe yakınlık duyma, ondan hoşlanma ve ona öncelik tanıma
<span class="word-self">ilgisizspan>
İlgisi olmayan veya ilgilenmeyen, kayıtsız, aldırmaz, alakasız, lakayıt, bigâne
İlgi
nazarıdikkat
İlgi
alaka

Konuşmasının muhtevası, mevzu ile alakalı değildir. - Konuşmasının içeriği, konu ile ilgili değildir.

Bir web sitenin gördüğü alaka onun muhtevasına bağlıdır. - Bir web sitenin gördüğü ilgi onun içeriğine bağlıdır.

İlgisiz
(Hukuk) BİGANE