gerçekleştirme

listen to the pronunciation of gerçekleştirme
Turkish - English
realization, materialization, fulfillment; making (something) come true
realization
substantiation
actualization
(Sinema) production
realization of
fulfilment
materialization
actualisation
implementation

Kawa is an implementation of Scheme for JVM that allows to take advantage of all the Java’s libraries. - Kawa bir JVM(Java Sanal Makinesi) gerçekleştirme projesidir.Bu bütün Java kütüphanelerini avantajlı bir şekilde kullanmaya izin verir.

gerçekleştirmek
make real
gerçek
actual

Can computers actually translate literary works? - Bilgisayarlar gerçekten edebi eserleri çevirebilir mi?

Was the money actually paid? - Para gerçekten ödenildi mi?

gerçek
{s} real

I really look forward to your visit in the near future. - Yakın bir gelecekteki senin ziyaretini gerçekten dört gözle bekliyorum.

Understanding you is really very hard. - Seni anlamak gerçekten çok zor.

gerçek
truth

All of you are familiar with the truth of the story. - Hepiniz gerçek hikayeyi biliyorsunuzdur.

Scientific truth is a creation of the human mind. - Bilimsel gerçek insan aklının bir yaratılışıdır.

gerçek
genuine

Tom was genuinely surprised. - Tom gerçekten şaşırmıştı.

That football is made of genuine leather. - O futbol topu gerçek deriden imal edilmiştir.

gerçekleştirmek
realize

Learn to be a man of your word and find opportunities to realize your dreams. - Sözünün adamı olmayı öğren ve hayallerini gerçekleştirmek için fırsatlar bul.

gerçek
{s} authentic

I doubt the authenticity of the document. - Belgenin gerçekliğinden şüpheliyim.

gerçek
{s} true

This is true of you, too. - Bu da seninle ilgili gerçek.

His story sounds true. - Onun hikayesi gerçek görünüyor.

gerçekleştirmek
carry out

I am determined to carry out this plan. - Ben bu planı gerçekleştirmek için kararlıyım.

It will be to our mutual benefit to carry out the plan. - Bu planı gerçekleştirmek karşılıklı olarak yararımıza olacaktır.

gerçekleştirmek
{f} achieve

He badly exaggerated his ability to achieve a breakthrough. - O bir atılımı gerçekleştirmek için yeteneğini berbat bir şekilde abarttı.

gerçek
{s} virtual

Have you ever experienced virtual reality? - Sanal gerçekliği hiç deneyimledin mi?

Have you ever tried virtual reality? - Sanal gerçekliği hiç denedin mi?

gerçek
{s} factual

As a consequence of its fun factor, Tatoeba contains random bits of factual information. - Eğlenceli faktörün bir sonucu olarak, Tatoeba rastgele gerçek bilgi bitleri içeriyor.

The factual world is often weirder than the fictional world. - Gerçek dünya genellikle kurgusal dünyadan daha tuhaftır.

Gerçekleştirmek
make something happen
gerçek
{s} substantial

Using cash makes you think money is truly substantial. - Nakit kullanmak sana paranın gerçekten önemli olduğunu düşündürür.

gerçek
{i} Right

I really can't talk right now. - Gerçekten şu anda konuşamam.

I don't think we can really say that one is right and the other is wrong. - Birinin haklı diğerinin hatalı olduğunu gerçekten söyleyebileceğimizi sanmıyorum.

gerçek
fact

Many economists are ignorant of that fact. - Çok sayıda ekonomist, o gerçekten habersiz.

These are the facts. Think hard about them! - Bunlar gerçeklerdir. Onlar hakkında sıkı düşünün!

gerçekleştirmek
materialize
gerçekleştirmek
go through with
gerçek
(Politika, Siyaset) achievable
gerçek
the real mccoy
gerçek
substantive
gerçek
candid

Even though the media reports that she is a potential presidential candidate, does anyone really think that she is a potential president? - Medya onun potansiyel bir başkan adayı olduğunu bildirmesine rağmen, herhangi biri gerçekten onun potansiyel bir başkan olduğunu düşünüyor mu?

gerçek
very

I was really very happy. - Gerçekten çok mutluydum.

Understanding you is really very hard. - Seni anlamak gerçekten çok zor.

gerçek
genuineness
gerçek
echt
gerçek
objective

Tom believes the philosophy of Ayn Rand is truly objective. - Tom, Ayn Rand felsefesinin gerçekten tarafsız olduğuna inanmaktadır.

gerçek
(Ticaret) tangibles
gerçek
disillusioned
gerçek
leal
gerçek
essential
gerçek
substance
gerçek
sure enough
gerçek
low-down
gerçek
lowdown
gerçek
honest-to-goodness
gerçek
effective

Preventive measures are much more effective than the actual treatment. - Önleyici tedbirler gerçek tedaviden çok daha etkilidir.

That was really effective. - O gerçekten etkiliydi.

gerçek
full-fledged
gerçek
(Ticaret) effective tax rate
gerçek
honest-to-god
gerçek
gospel

What he says is gospel. - Onun söylediği şey gerçek.

gerçek
(Argo) fair dinkum
gerçekleştirmek
(Sinema) produce
gerçekleştirmek
bring about
gerçekleştirmek
realise

It's easier to make plans than to realise them. - Planları yapmak onları gerçekleştirmekten daha kolaydır.

gerçek
pukka
gerçek
as large as life
gerçek
outright
gerçek
veritable
gerçek
dyed-in-the-wool
gerçek
issue of fact
gerçek
proper

A proper gentleman brings his lady red roses. - Gerçek bir beyefendi kadınına kırmızı güller getirir.

The facts weren't properly understood. - Gerçekler tam olarak anlaşılmadı.

gerçek
heartfelt
gerçek
positive

I felt really positive. - Gerçekten olumlu hissettim.

gerçek
regular

Esperanto is a truly regular and easy language. - Esperanto gerçekten düzenli ve kolay bir dildir.

gerçek
intrinsic
gerçek
pucka
gerçekleştirmek
set
gerçekleştirmek
fulfil

Having made an unwavering decision, he started to make plans to fulfill his dreams. - Değişmez bir karar verdikten sonra, o, hayallerini gerçekleştirmek için planlar yapmaya başladı.

Sami wanted to fulfill his fantasies with Layla. - Sami fantezilerini Leyla ile gerçekleştirmek istiyordu.

gerçekleştirmek
put through
gerçek
sterling
Gerçekleştirmek
make something come true
gerçek
{s} earnest
gerçek
the real

The portrait looks exactly like the real thing. - Portre tam olarak gerçek şey gibi görünüyor.

He's holding the real story back from us. - O gerçek hikayeyi bizden gizliyor.

gerçekleştirmek
materialise
kendini gerçekleştirme
self-actualization
emir gerçekleştirme sistemi
(Politika, Siyaset) order execution arrangement
gerçek
for real

If you keep on complaining, I will get mad for real. - Şikayet etmeye devam edersen, gerçekten delireceğim.

At that time, I thought that I was going to die for real. - O zaman, gerçekten öleceğimi sandım.

gerçek
dinkum
gerçek
the true

I hide the true amount from her. - Gerçek miktarı ondan saklarım.

Few people know the true meaning. - Gerçek anlamı birkaç kişi biliyor.

gerçek
actualities
gerçek
{s} exact

I know exactly what you mean. Parents can be really annoying. - Ne demek istediğini tam olarak biliyorum. Anne ve babalar gerçekten sinir bozucu olabiliyorlar.

I think I'm starting to understand exactly what real love is. - Sanırım gerçek aşkın ne olduğunu tam olarak anlamaya başlıyorum.

gerçek
simonpure
gerçek
{s} original
gerçek
straightout
gerçek
real; genuine, true, authentic; factual; actual; reality; truth; fact; actuality
gerçek
{s} literal

That could literally ruin my life. - O gerçekten hayatımı mahvedebilir.

I am literally crying right now. - Ben şimdi gerçekten ağlıyorum.

gerçek
earnest(1)
gerçek
{i} sooth
gerçek
truthful

To be truthful, this matter doesn't concern her at all. - Gerçekçi olmak gerekirse, bu konu onu hiç ilgilendirmez.

I don't think he is truthful. - Onun gerçekçi olduğunu sanmıyorum.

gerçek
{s} veracious
gerçek
honest to goodness
gerçek
reality, truth
gerçek
straight-out
gerçek
bona fide
gerçek
veracity
gerçek
rightful

These items must be returned to their rightful owner. - Bu eşyalar gerçek sahibine iade edilmelidir.

gerçek
real, true, genuine, authentic
gerçek
really, in truth
gerçek
genunine
gerçek
reality

Because it is politics that has caused this war, making the war our everyday reality. - Savaşı gündelik gerçeklik yaparak, bu savaşa sebep olan politik görüştür.

You ought to face the stark reality. - Yalın gerçeklikle yüz yüze gelmelisin.

gerçek
low down
gerçek
honest to god
gerçek
{s} sincere

Tom seemed really sincere. - Tom gerçekten samimi görünüyordu.

I sincerely, truly believe that. - İçtenlikle, gerçekten ona inanıyorum.

gerçek
actuality
gerçek
(Hukuk) genuine, actual
gerçek
{i} verity
gerçek
truism
gerçek
{s} tangible
gerçek
veritas
gerçek
troth
gerçek
{s} unfeigned
gerçekleştirmek
substantiate
gerçekleştirmek
follow through
gerçekleştirmek
carry through
gerçekleştirmek
put into practice
gerçekleştirmek
follow out
gerçekleştirmek
{f} effectuate
gerçekleştirmek
verify
gerçekleştirmek
actualize
gerçekleştirmek
to realize, to materialize, to execute, to put sth through
gerçekleştirmek
execute
gerçekleştirmek
practice
gerçekleştirmek
effect
gerçekleştirmek
practise
gerçekleştirmek
implement , perform
gerçekleştirmek
to realize, materialize, carry out, fulfill, make (something) a reality; to make (something) come true
kendi kendine gerçekleştirme
self realization
Turkish - Turkish
Gerçekleştirmek işi
temin
Gerçek
reel
Gerçek
hakiki
Gerçek
asıl
Gerçek
fiziksel
Gerçek
şeniyet
Gerçekleştirmek
yapmak
Gerçekleştirmek
(Hukuk) REALİZE ETMEK
gerçek
Aslına uygun nitelikler taşıyan, sahici
gerçek
Bir durum, bir nesne veya bir nitelik olarak var olan, varlığı inkâr edilemeyen, olgu durumunda olan, hakiki
gerçek
Temel, başlıca, asıl
gerçek
Yalan olmayan, doğru olan şey
gerçek
Düşünülen, tasarımlanan, imgelenen şeylere karşıt olarak var olan
gerçek
Gerçek olma durumu, gerçeklik, realite
gerçek
Doğadaki gibi olan, doğayı olduğu gibi yansıtan
gerçek
Yapay olmayan
gerçek
Gerçeklik, realite: "Her hâlde o gün imparatorluğun ölümü apaçık bir gerçekti."- H. E. Adıvar
gerçek
Temel, başlıca, asıl: "Bir kişinin ahlaklı olması için, o benim dediğim gerçek ahlaka erişebilmesi için bir iç âlemi olmalıdır."- N. Ataç
gerçek
Doğruluk: "Bu laflarda gerçek payı ne kadar çoksa, duygu payı da ondan az değildir."- B. Felek
gerçekleştirmek
Gerçek duruma getirmek, yapmak, ortaya koymak
gerçekleştirme
Favorites