eğlencelik

listen to the pronunciation of eğlencelik
Turkish - English
titbits, nuts, sweets
tidbits, munchies (e.g. nuts, chocolate)
entertainment
nuts
sweets
(Dilbilim) trivial
eğlence
amusement

Yesterday, I ran into my teacher at the amusement park. - Dün eğlence parkında öğretmenime rastladım.

Tom went to an amusement park. - Tom bir eğlence parkına gitti.

eğlence
entertainment

Singing is an honest and pleasurable entertainment, but one must be careful to avoid singing or taking pleasure in listening to lewd songs. - Şarkı söylemek dürüst ve zevk veren bir eğlence, ama insan müstehcen şarkılar söylememeye veya dinlememeye dikkat etmeli.

Tragedy is the entertainment of the nobles. - Trajedi soyluların eğlencesidir.

eğlence
fun

He learnt the periodic table by heart just for fun. - O sadece eğlence için periyodik tabloyu ezberledi.

It was fun playing in the park. - Parkta oynamak eğlenceliydi.

eğlence
{i} play

It's fun to play tennis. - Tenis oynamak eğlenceli.

It was fun playing in the park. - Parkta oynamak eğlenceliydi.

eğlence
high jinks
eğlence
distraction

I need a distraction. - Bir eğlenceye ihtiyacım var.

eğlence
diversion

Movies are a great diversion. - Filmler büyük bir eğlence.

eğlence
recreational

Recreational drug use inspires many urban legends. - Eğlence uyuşturucu kullanımı birçok şehir efsanelerine ilham veriyor.

eğlence
{i} relaxation
eğlence
social

A socialite is a person who is well known in fashionable society and is fond of social activities and entertainment. - Bir sosyete moda toplumda iyi tanınan ve sosyal faaliyetlere ve eğlenceye düşkün bir kişidir.

eğlence
{i} pastime

Playing the piano is her favorite pastime. - Piyano çalma onun gözde eğlencesidir.

His favourite pastimes were hunting and golf. - Onun sevdiği eğlenceler avcılık ve golf.

eğlence
blow out
eğlence
(deyim) fun and games

Fun and games are over. - Eğlence ve oyunlar bitti.

We are not here for fun and games. - Biz eğlence ve oyunlar için burada değiliz.

eğlence
fling
eğlence
entertaining

This TV program seems to be very entertaining. - Bu TV programı çok eğlenceli görünüyor.

This is an entertaining program for children. - Bu, çocuklar için eğlenceli bir program.

eğlence
festival
eğlence
joy

Where there is music there is joy. - Müziğin olduğu yerde eğlence var.

Music gives sound to fury, shape to joy. - Müzik öfkeye ses, eğlenceye şekil verir.

eğlence
{i} lark

Don't come to school to lark around. - Sadece eğlence için okula gelme.

eğlence
dance

It's fun to watch you dance. - Dans etmeni izlemek eğlenceli.

eğlence
merrymaking

After all the merrymaking, the apartment was in great disarray. - Tüm eğlenceden sonra daire büyük bir karışıklık içindeydi.

eğlence
spree
eğlence
recreation

Playing go is my only recreation. - Go oynamak tek eğlencem.

Time is allotted for work, recreation, and study. - Zaman, çalışma, eğlence, ve eğitim için ayrılmıştır.

eğlence
pleasure

It looks like there's a pleasure boat. - Bir eğlence teknesi var gibi görünüyor.

Singing is an honest and pleasurable entertainment, but one must be careful to avoid singing or taking pleasure in listening to lewd songs. - Şarkı söylemek dürüst ve zevk veren bir eğlence, ama insan müstehcen şarkılar söylememeye veya dinlememeye dikkat etmeli.

eğlence
revel
eğlence
delectation
eğlence
{i} party

Trang's party was as fun as a funeral wake. - Trang'in partisi bir cenaze sonrasında olduğu kadar eğlenceliydi.

Her party was really fun. - Onun partisi gerçekten eğlenceliydi.

eğlence
plaything
eğlence
bash
eğlence
binge
eğlence
beano
eğlence
pasttime
eğlence
{i} saturnalia
eğlence
festivity

Once the festivity finishes, we'll go back to work. - Eğlence bittiğinde işe geri döneceğiz.

eğlence
divertissement
eğlence
gag
eğlence
something that entertains or amuses, (an) entertainment
eğlence
jollification
eğlence
{i} jamboree
eğlence
{i} gaiety
eğlence
{i} resource
eğlence
conviviality
eğlence
{i} jolliness
eğlence
{i} setout
eğlence
{i} sport

Australians excel at sports and entertainment. - Avustralyalılar spor ve eğlencede üstündürler.

eğlence
carnival
eğlence
merriment
eğlence
{i} jollity
eğlence
rejoicings
eğlence
amusement, entertainment, fun, recreation, pastime, festivities, diversion; plaything, joy
eğlence
frolic
eğlence
easy task, a piece of cake
eğlence
entertainment, fun, amusement
eğlence
rejoicing
eğlence
fete
eğlence
regale
eğlence
{i} frivolity
eğlence
potlatch
eğlence
rollick
eğlence
{i} racket
eğlence
party, entertainment
Turkish - Turkish
Oyalanmak için yenilen şekerleme, kavrulmuş badem, fıstık, kabak çekirdeği gibi şeyler
Eğlence
zevk

Basket oynamak çok zevklidir. - Basketbol oynamak çok eğlenceli.

Eğlence
sefahat
eğlence
Eğlenme işi: "Biz bu işe tuhaf bir merakla eğlence şeklinde başladık."- F. R. Atay
eğlence
Eğlenme işi
eğlence
Neşeli ve hoşça vakit geçirilen toplantı
eğlence
Neşeli ve hoşça vakit geçirten şey: "Karıma göre en güzel eğlence, kırda yayan gezmek, kırların havasından istifade etmektir."- Ö. Seyfettin
eğlence
Neşeli ve hoşça vakit geçirilen toplantı: "Boş arsalara çeşitli eğlence çadırları kurulur."- S. Ayverdi
eğlence
Neşeli ve hoşça vakit geçirten şey
eğlencelik
Favorites