cekmek

listen to the pronunciation of cekmek
Kurdish - Turkish

Definition of cekmek in Kurdish Turkish dictionary

çek
lbise
çek
silah
çek
çek
Turkish - Turkish

Definition of cekmek in Turkish Turkish dictionary

çekmek
Sürmek
çekmek
Yürütmek, sürmek: "Aheste çek kürekleri mehtap uyanmasın."- Y. K. Beyatlı
çekmek
Daralıp kısalmak
çekmek
Asmak: "Açıkta durduk
çekmek
Kayığa tehlike bayrakları çektik."- Halikarnas Balıkçısı
çekmek
Taşıma gücü olmak
çekmek
Yollamak
çekmek
Şans denemek amacıyla hazırlanmış kâğıtlardan birini almak
çekmek
Bir şeyin içyüzünü anlamak amacıyla bir kimseyi sıkıştırmak
çekmek
Bırakmak, koymak
çekmek
Dikkat, ilgi vb.ni üzerine toplamak: "Bu kadın iyi terzi elinden çıkmış koyu renk elbiseleri içinde biçimli vücuduyla az sonra dikkati çeker."- R. H. Karay
çekmek
Bir duyguyu içinde yaşatmak
çekmek
Örtmek, giymek
çekmek
Yollamak: "Çektikleri telgrafı babasıyla annesi, bakalım, alabilecekler mi?"- A. İlhan
çekmek
Bir yerden bir şeyi yukarı doğru almak
çekmek
Çizgi durumunda uzatmak
çekmek
Solukla içine almak: "Beş defa yutkunup üç defa burnunu çektikten sonra anlattı."- B. R. Eyuboğlu. Üzerinde bulunan bir silahla saldırmak için davranmak: "Elindeki tabancayı tetiğine basmak için yeni çekivermiş gibiydi."- T. Buğra
çekmek
Tartıda ağırlığı olmak: "Tartsaydınız kırk, kırk beş kilodan fazla çekmezdi."- P. Safa
çekmek
Tedavi amacıyla uygulamak
çekmek
Üzerine toplamak
çekmek
Bir şeyi tutup kendine veya başka bir yöne doğru yürütmek: "Hepsi iskemleleri çekerek masanın etrafında bir halka yapmaya hazırlanıyorlardı."- R. N. Güntekin
çekmek
Dişi hayvanı çiftleşmek için erkeğin yanına götürmek
çekmek
Masrafını karşılamak, masrafını çekmek, ikramda bulunmak: "Beni lokantasına götürdü, âlâ bir öğle yemeği çekti."- H. E. Adıvar
çekmek
Sekiz yaşından beri çekiyordum."- P. Safa
çekmek
Geri almak
çekmek
Emip dışarıya çıkarmak
çekmek
Bir kimseyi veya bir şeyi geri almak
çekmek
Hoşa gitmek, sarmak
çekmek
Protesto, poliçe, çek vb. düzenleyip yürürlüğe koymak
çekmek
Yürütmek, sürmek
çekmek
Sıkıştırmak
çekmek
Boya, badana vb. sürmek
çekmek
Bir duyguyu içinde yaşatmak: "Ona yanıyorum, onun hasretini çekiyorum."- R. H. Karay. İçki içmek: "Çok kimse rakısını bağında çekiyordu."- F. R. Atay
çekmek
Tıpkısını yazmak veya çizmek
çekmek
Atmak, vurmak
çekmek
Dayanmak, katlanmak
çekmek
Herhangi bir engel kurmak: "Derenin kış yaz kurumayan suları böğürtlen fidanlarını yükseltmiş, iki tarafa yemiş dolu bir koyu çit çekmiş."- R. H. Karay. Şans denemek amacıyla hazırlanmış kâğıtlardan birini almak: "Birisi niyet çeksin de biz de bir lokma bir şey yiyelim diye bekleşiyorlar."- S. F. Abasıyanık. İmbik yardımı ile elde etmek. Çizgi durumunda uzatmak: "Kirpiğine sürme çek / Kına yak parmağına."- F. N. Çamlıbel
çekmek
Herhangi bir anlama almak. Örtmek, giymek: "Yorganınızı başınıza çeker ve uykunuza devam edersiniz."- R. H. Karay
çekmek
Bir şeyi tutup kendine veya başka bir yöne doğru yürütmek
çekmek
Taşıtı bir yere bırakmak, koymak
çekmek
Üzerinde bulunan bir silâhla saldırmak için davranmak
çekmek
Hamur vb. iyice pişmiş duruma gelmek
çekmek
Kaçan ilmeği örmek
çekmek
Tedavi amacıyla şişe, vantuz, sülük vb.ni uygulamak
çekmek
Masrafını karşılamak, masrafını çekmek, ikramda bulunmak
çekmek
İçine almak, emmek
çekmek
Herhangi bir engel kurmak
çekmek
Herhangi bir anlama almak
çekmek
Görüntüyü bir aletle özel bir nesne üzerinde tespit etmek
çekmek
Germek. İçine almak, emmek
çekmek
Söylemek
çekmek
Yol, ay sürmek: "Sevmediğim ayların çoğu otuz bir çeker, uzundur."- B. Felek
çekmek
Yüklenmek, üzerine almak, etkisi altında bulunmak: "Senin yüzünden bir hâl olursa, azabını ömrün boyunca çekersin, ağabey..."- H. Taner
çekmek
Bir şeyi emip dışarıya çıkarmak
çekmek
Yüklenmek, üzerine almak, etkisi altında bulunmak
çekmek
Demir attık
çekmek
Döşemek
çekmek
Solukla içine almak
çekmek
Ailesinden birine herhangi bir bakımdan benzemek
çekmek
Söylemek: "Bir nutuk çekmeğe başlarken birdenbire yutkunmuş susmuştu."- Y. K. Beyatlı
çekmek
Ağırlığı olmak
çekmek
Bir kimse ailesinden birine herhangi bir bakımdan benzemek: "Yeğeninin ona çeken tek yanı yoktur."- T. Buğra
çekmek
Asmak
çekmek
İçki içmek
çekmek
Bir yerden başka bir yere taşımak
çekmek
Güç durumlara dayanmak, katlanmak: "Yalnız bende meçhul bir hastalık vardı
çekmek
Düzenleyip yürürlüğe koymak
çekmek
İmbik yardımı ile elde etmek
çekmek
Germek
çekmek
İyice pişmiş duruma gelmek
çekmek
Öğütmek
çekmek
Bir amaçla ortadan kaldırmak
Çekmek
(Osmanlı Dönemi) SEF'
Çekmek
(Osmanlı Dönemi) METY
Çekmek
(Osmanlı Dönemi) MAGT
Çekmek
(Osmanlı Dönemi) MA'D
Çekmek
(Osmanlı Dönemi) MAHT
Çekmek
(Osmanlı Dönemi) MATT
Çekmek
(Osmanlı Dönemi) TECRİR
Çekmek
(Osmanlı Dönemi) MATV
Çekmek
(Osmanlı Dönemi) METT
Çekmek
(Osmanlı Dönemi) MASH
Çekmek
(Osmanlı Dönemi) NATNATA
Çekmek
(Osmanlı Dönemi) METR
Çekmek
(Osmanlı Dönemi) SEHB
Çekmek
(Osmanlı Dönemi) ME'V
Çekmek
(Osmanlı Dönemi) ŞEBH
Çekmek
(Osmanlı Dönemi) GARM
Çekmek
(Osmanlı Dönemi) MA'Z
Çekmek
(Osmanlı Dönemi) HALC
tombala çekmek
(Atasözü) elini cebinin ya da iç çamaşırının içine sokarak karıştırmak
başı çekmek
Herhangi bir konuda önde gitmek, önayak olmak: "Hacı Reşit'in dükkânında post kuran orta yolcular arasında Muallim Naci başı çeker."- S. Birsel
pati çekmek
tekerlekleri patinaj yaptırmak
ÇEK
(Osmanlı Dönemi) Çekoslovakya, Bohemya ahalisinden olan ve Çek'ce konuşan kavim ki, Osmanlı metinlerinde "çeh" diye geçer
Çek
Çek halkına özgü olan
Çek
Slavların batı kolundan olan bir ulus veya bu ulusun soyundan gelen kimse
Çekme
(Osmanlı Dönemi) MATL
çek
Bir kimsenin, bankadaki parasının dilediği kimseye ödenmesi için bankaya gönderdiği yazılı belge
çekme
Vücut bölümlerinin bükücü kas gücü ile bir direnci kendisine yaklaştırması
çekme
Masa, dolap gibi şeylerin dışarıya çekilen gözü, çekmece
çekme
Parmak veya mızrapla çalınan çalgı
çekme
Yüksekteki ince dalları çekip kesmeye yarar, ay biçiminde, uzun saplı, ağzı tırtıklı bıçak
çekme
Çekmek işi: "Siyah kehribar tespihini çekmeye başladı."- C. Uçuk
çekme
İş yaparken giyilen bir tür şalvar
çekme
Çekmek işi
çekme
Düzgün biçimli
çekme
Kızı zorla, isteği olmadan kaçırmak
çekme
Düzgün biçimli. Çekilerek giyilen veya kullanılan: "Erkekleri yandan lastikli çekme fotinden başkasını bilmiyorlardı."- R. H. Karay
çekme
Çekilerek giyilen veya kullanılan
çekme
Ağacın yapısındaki nem oranının azalması sonucu boyutlarının küçülmesi
çekme
Masa, dolap gibi şeylerin dışarıya çekilen gözü, çekmece: "Sonra çekmesinden pembe bir dosya çıkarıp önüne sürdü."- H. Taner
Turkish - English

Definition of cekmek in Turkish English dictionary

çekmek
suffer

It is man's destiny to suffer. - Acı çekmek insanın kaderidir.

To some life is pleasure, to others suffering. - Bazılarına göre hayat zevktir, diğerlerine göre acı çekmektir.

çekmek
pull

Tom couldn't bring himself to pull the trigger. - Tom tetiği çekmek için kendini ikna edemedi.

I need a tool for pulling weeds in my garden. - Benim bahçemdeki yabani otları çekmek için bir alete ihtiyacım var.

çekmek
draw

I would therefore like to draw attention to the Report of the Committee on Invisible Members of Parliament. - Bu sebeple, Komite'nin Parlamento'nun Görünmez Üyeleri hakkındaki raporuna dikkat çekmek isterim.

You're drawing attention to yourself. - İlgiyi kendine çekmek istiyorsun.

çekmek
withdraw

How much money you would like to withdraw? - Ne kadar para çekmek istersin?

Many people use cash machines to withdraw money. - Pek çok insan para çekmek için nakit para çekme makineleri kullanıyor.

çekmek
{f} haul
çekmek
tug
çekmek
to bear, endure, put up with, suffer (an illness, pain, sorrow, trouble, a troublesome person)
çekmek
draw on
çekmek
attract; pull over
çekmek
draft
çekmek
pull on
çekmek
exposure
çekmek
pull over

We have to pull over. - Kenara çekmek zorundayız.

çekmek
lead
çekmek
lure
çekmek
enthrall
çekmek
(Kanun) accite
çekmek
last
çekmek
stand
çekmek
pull in
çekmek
(Ticaret) shrinkage
çekmek
take

Tom said that we weren't allowed to take photographs in this museum. - Tom bize bu müzede fotoğraf çekmek için izin verilmediğini söyledi.

I went to Nagano to take pictures of the mountains covered with snow. - Karla japlı dağların resimlerini çekmek için Nagano'ya gittim.

çekmek
put up with
çekmek
touse
çekmek
weigh
çekmek
beguile
çekmek
sustain
çekmek
(Dilbilim) take out

Tom maxed out his three credit cards and had to take out a high interest loan to pay them off. - Tom, üç kredi kartının limitini aştı ve onları ödemek için yüksek faizli bir kredi çekmek zorunda kaldı.

Jane went to the bank to take out some money. - Jane biraz para çekmek için bankaya gitti.

çekmek
stretch
çekmek
hoisting
çekmek
medicine
çekmek
unfurl
çekmek
draught
çekmek
drink

Absorbing information on the internet is like drinking water from a fire hydrant. - İnternette bilgi çekmek yangın musluğundan su içmek gibidir.

çekmek
wrench
çekmek
tense
çekmek
draw away
çekmek
broach
çekmek
arrest
çekmek
suck in
çekmek
contract
çekmek
appeal
çekmek
siphon off
çekmek
support
çekmek
pull along
çekmek
drafting
çekmek
milk

Man is the only creature that consumes without producing. He does not give milk, he does not lay eggs, he is too weak to pull the plough, he cannot run fast enough to catch rabbits. - İnsan, üretmeden tüketen tek yaratıktır. Süt vermez, yumurtlamaz, pulluğu çekmek için çok zayıf, tavşanları yakalamak için yeterince hızlı koşamaz.

çekmek
pull at
çekmek
abide
çekmek
to weigh, have a weight of; to weigh, measure the weight of
çekmek
inhale
çekmek
bear; shrink; tow
çekmek
to send (someone) (an official notice, a telegram, a fax)
çekmek
to withdraw (money) from (a bank)
çekmek
to distill
çekmek
(yayın) receive
çekmek
charm
çekmek
to manage (people)
çekmek
(çorap vb.) stretch
çekmek
to give (something) (a coat of paint)
çekmek
to deliver, make (a speech)
çekmek
(for a month) to be (a specified number of days) long; (for one place) to be (a specified amount of time) away from (another)
çekmek
tow away; take after
çekmek
to pull; to draw; to drag; to haul, to tug, to lug; to tow; to withdraw; to hoist; to extract; to carry; to support; (silah vb.) to draw, to pull out; to suffer, to undergo; to bear, to endure, to abide, to put up with; to absorb, to inhale; to shrink; to" " içmek; (resim) to take; (kahve, vb.) to grind" " öğütmek; (film) to shoot; (bayrak) to run up; (ilgi, dikkat) to catch; to conjugate, to decline; to weigh; to attract; to magnetize; to charm, to captivate, to appeal, to beguile; to distil; (kablo, vb.) to lay" " döşemek; (dayak, vb.) to give; to give a meaning, to interpret; to last, to take; to drive; to put on, to wear, to pull on, to draw on" " giymek; (boya) to apply
çekmek
to put (one animal) together with (another) so that they will mate
çekmek
(zorlukla) claw
çekmek
(ağırlık) turn the scale at
çekmek
draw off
çekmek
to support, bear, take, carry (a weight, a load): Bu sütun o ağırlığı çekmez. This pillar won't carry that weight
çekmek
slang to fill (a specified number of glasses) with (tea, beer, etc.) (used by waiters and barmen): İki çay çek! Give me two teas!
çekmek
run up
çekmek
captivate
çekmek
to sew (something) on (a sewing machine)
çekmek
to clear (goods) through (customs)
çekmek
go through

Love is like the measles; we all have to go through it. - Aşk kızamık gibidir, hepimiz onu çekmek zorundayız.

çekmek
to tow
çekmek
sip
çekmek
to draw (lots, chances) (in a lottery)
çekmek
to apply (kohl) to
çekmek
to build (a fence, a wall, a barrier); to string up (a curtain)
çekmek
(for a chimney) to draw
çekmek
(for someone) to inhale, breathe in, inspire (air, smoke); (for a machine, an opening) to suck in, pull in, draw in (air, smoke, a liquid)
çekmek
to draw (water) from (a well)
çekmek
to pull

We have to pull the weeds. - Biz yabani otları çekmek zorundayız.

When rain's fallen and the soil is moist, it becomes easier to pull out weeds. - Yağmur yağarsa ve toprak nemli olursa, otları çekmek daha kolay olur.

çekmek
(for cloth) to shrink
çekmek
(bayrak) hoist
çekmek
carry
çekmek
absorb

Absorbing information on the internet is like drinking water from a fire hydrant. - İnternette bilgi çekmek yangın musluğundan su içmek gibidir.

çekmek
(for an animal) to pull, draw (a vehicle)
çekmek
shrink
çekmek
slang to drink, down (an alcoholic beverage)
çekmek
slang (for one player or team) to score (points, goals) against (another player or team)
çekmek
to take (a harvest) from (the fields) to (a granary, a storehouse)
çekmek
to hoist (a flag)
çekmek
hold
çekmek
to interrupt (someone's words) in (a specified way)
çekmek
to bear (an expense)
çekmek
engross
çekmek
to run, manage (a place)
çekmek
to pull, extract (a tooth)
çekmek
undergo
çekmek
to repair a run in (a woman's silk or nylon stocking)
çekmek
slang to hit, sock (someone): Yüzüne öyle bir çekerim ki! I'll give you a wallop you won't forget! Çek!/ Çek arabanı! (Konuşma Dili) Clear out!/Get out! çekip çekiştirmek to backbite (someone). çekip çevirmek
çekmek
catch

She wears dotted gowns to catch attention. - O, dikkat çekmek için puantiyeli elbise giyer.

Man is the only creature that consumes without producing. He does not give milk, he does not lay eggs, he is too weak to pull the plough, he cannot run fast enough to catch rabbits. - İnsan, üretmeden tüketen tek yaratıktır. Süt vermez, yumurtlamaz, pulluğu çekmek için çok zayıf, tavşanları yakalamak için yeterince hızlı koşamaz.

çekmek
(bıçak) whisk
çekmek
to lay (a cable); to stretch, string up (a wire, a rope)
çekmek
magnetize
çekmek
to pull on (one's boots, trousers)
çekmek
pull away
çekmek
to straighten (someone) out; to set (someone's house) in order. çekip gitmek to leave, clear out; to slip away. Çekiver kuyruğunu! slang Forget about him/her/them (as he/she/they will be of no use to you)! çekeceği olmak (for someone, something) to be a real pain for, make life unpleasant for (used only to refer to the future): Ondan çekeceğimiz var! He's going to be a real pain!
çekmek
to draw (a line)
çekmek
to take (a photograph); cin. to shoot (a movie)
çekmek
(fiil) conjugate
çekmek
(kürek) toss
çekmek
to give (a banquet)
çekmek
(silah) up with
çekmek
to attract, draw
çekmek
to get things running smoothly in (a place)
çekmek
scale out
çekmek
(dikkat) arrest
çekmek
to draw; to haul, drag, tug
çekmek
brook
çekmek
(for one person) to resemble, take after (another)
çekmek
to draw (a weapon)
çekmek
to withdraw (a product) from (a market)
çekmek
scale in
çekmek
bear with
çekmek
go to scale at
çekmek
to give (someone) (a beating)
çekmek
(bandıra) pull up
çekmek
to get (someone) to give up (a bad habit)
çekmek
drag
çekmek
gram. to conjugate (a verb); to decline (a noun)
çekmek
to grind (coffee, etc.)
çekmek
{f} attract

I did not want to attract attention. - Ben dikkat çekmek istemiyordum.

Don't do anything to attract attention to yourself. - Kendinize dikkat çekmek için bir şey yapmayın.

çekmek
{f} suck
çekmek
draw out
çekmek
take after
çekmek
{f} heave
çekmek
extract
çekmek
allure
çekmek
schlep
çekmek
Grin and bear it
çekmek
abstract
çekmek
stand for
çekmek
endure
çekmek
bear

Tom had no choice but to grin and bear it. - Tom'un ya sabır çekmek dışında bir seçeneği yoktu.

çekmek
experience
çekmek
be on the receiving end
çekmek
know
Çekmek
(Tıp) abduct
çekmek
syphon off
çekmek
glamor
çekmek
be a sufferer by
çekmek
inflect
çekmek
throw back
çekmek
last out
çekmek
{f} engage
çekmek
mill
çekmek
{f} pique
çekmek
{f} syphon
çekmek
narrow
çekmek
{f} shoot
çekmek
tow away
çekmek
be a sufferer from
çekmek
{f} schlepp
çekmek
{f} grip
çekmek
take one's medicine
çekmek
{f} hitch
çekmek
soak in
çekmek
sop up
çekmek
{f} lump
çekmek
{f} invite
çekmek
{f} lug
çekmek
{f} record
çekmek
stand the racket
çekmek
{f} fetch
çekmek
{f} prepossess
çekmek
glamour
çekmek
decline
çekmek
pass through
çekmek
{f} pluck
çekmek
be cursed with smth
çekmek
{f} dwindle
çekmek
conjugate
çekmek
{f} grind
çekmek
{f} siphon
çekmek
{f} soak
çekmek
{f} tow
acı çekmek
suffer

She suffers from constant neuralgia. - O, sürekli nevraljiden acı çekmektedir.

You don't need to suffer in silence. - Sessizce acı çekmek zorunda değilsiniz.

geri çekmek
withdraw
burun çekmek
sniff
fazla para çekmek
overdraw
iple çekmek
look forward to
çekme
draw

I usually toss my loose change into my desk drawer. - Bozuk paramı genellikle masamın çekmecesine atarım.

Tom has a drawer full of USB cables. - Tom'un USB kabloları ile dolu bir çekmecesi var.

geri çekmek
retract
çekme
drawing

Sami liked drawing attention. - Sami dikkat çekmeyi severdi.

You're drawing attention to yourself. - İlgiyi kendine çekmek istiyorsun.

geri çekmek
draw back
çekmek (baca)
draw
çekmek (dikkat/ilgi)
draw
çekmek (foto)
take
çekmek (silah)
draw
çekmek (sıkıntı)
undergo
çekici ile çekmek
tow
çetele çekmek/tutmak
to keep a tally
ilgisini çekmek
appeal
kenara çekmek
pull over

We have to pull over. - Kenara çekmek zorundayız.

sorguya çekmek
interrogate
ilgisini çekmek
interest
set çekmek
stem
dikkat çekmek
stand out
çekme
{i} pull

It's his job to pull the weeds in the garden. - Bahçedeki yabani otları çekmek onun işi.

I need a tool for pulling weeds in my garden. - Benim bahçemdeki yabani otları çekmek için bir alete ihtiyacım var.

burnunu çekmek
sniff
temize çekmek
to make a fair copy of (a piece of writing)
kürek çekmek
row

We went to the lake to row a boat. - Kürek çekmek için göle gittik.

nefes çekmek
suck
acı çekmek
in pain

Nobody wants to be in pain. - Kimse acı çekmek istemez.

acı çekmek
feel sorrow
acı çekmek
sorrow
astar çekmek
to prime
cekmek

    Hyphenation

    çek·mek

    Pronunciation

    Etymology

    [ -'dän-tiks ] (noun plural but singular in co.) 1946. end- + odont- + -ics.
Favorites