barış

listen to the pronunciation of barış
Turkish - English
(isim) Peace

The dove stands for peace. - Güvercin barış anlamına gelir.

A lot of people want peace all over the world. - Dünyanın her yerinde çok sayıda insanlar barış istiyorlar.

concord
1.peace
peace, concord, reconciliation
reconciliation

Reconciliation among religions is the foundation of world peace. - Dinler arasındaki uzlaşma dünya barışının temelidir.

make peace

It's easier to make war than to make peace. - Savaş yapmak, barış yapmaktan daha kolaydır.

If you can't make peace with yourself, how are you going to make peace with anyone else? - Eğer kendinle barışamıyorsan, bir başkasıyla nasıl barışacaksın?

peacetime

Soldiers began to come home and find peacetime jobs. - Askerler eve gelmeye barış zamanı işlerini bulmaya başladılar.

devletin devlete barış için ödediği para
tribute
barış gücü
peace establishment
barış içinde
in peace
barış içinde
peacefully
Barış İçin Ortaklık (NATO)
(Askeri) Partnership for Peace (NATO)
barış amaçlı hediye
peace offering
barış antlaşması
peace treaty

They signed the peace treaty. - Onlar barış antlaşması imzaladı.

The two sides signed a peace treaty. - Iki taraf bir barış antlaşması imzaladı.

barış dönemi
peacetime
barış dönemi psikolojik harekat (PSYOP) programı
(Askeri) overt peacetime psychological operations (PSYOP) program
barış görüş olmak
to make peace with one another, become reconciled, make up
barış görüşmeleri
peace talks
barış görüşmesi yapmak
parley
barış gücü
peaceful keeping force
barış gücü
Peace Corps
barış gücü
(Hukuk) peace force, peace keeping force
barış güvercini
dove of peace
barış harekatı
(Hukuk) peace operation, peace keeping operation
barış harekatı; deniz astsubay
(Askeri) peace operations; petty officer
barış istemek
hold out the olive branch
barış için birlik
(Hukuk) uniting for peace
barış için ortaklık
(Hukuk) Partnership for Peace (PfP)
barış içinde
in peace, peacefully
barış içinde abluka
(Hukuk) pacific blockade
barış içinde bir arada yaşama ilkesi
(Hukuk) peaceful coexistence
barış içinde işgal
(Hukuk) pacific occupation
barış koruma; barış kadrosu; kişisel etkenler; program unsuru
(Askeri) peace enforcement; peacetime establishment; personal effects; program element
barış ortamı
an atmosphere of peace
barış piposu
calumet
barış sürecini ileriye götürmek
(Hukuk) take the peace process forward
barış uygulama harekatı
(Askeri) peace enforcement operations
barış yanlısı
peaceable
barış yanlısı kimse
peacenik
barış yanlısı kimse
pacifist
barış yanlısı kimse
dove
barış yapmak
to bury the hatchet, to make peace
barış yapmak
bury the hatchet
barış yapmak
bury the tomahawk
barış zamanı çalışma stokları; destek limanı; mevki; başarı ihtimali
(Askeri) peacetime operating stocks; port of support; position; probability of success
barış zamanında keşif programlarının uygulanması
(Askeri) peacetime application of reconnaissance programs
barış çubuğu
calumet
barış çubuğu
peace pipe

At long last, the two chiefs of the Indian tribes have decided to bury the hatchet and smoke the peace pipe. - Nihayet, iki Kızılderili kabilenin şefleri savaş baltalarını gömmeye karar verdiler ve barış çubuğu tüttürdüler.

barış çubuğunu tüttürmek
smoke the peace pipe
sosyal barış
social peace
BM Barış Gücü Harekatlar Dairesi
(Askeri) United Nations Department for Peacekeeping Operations
BM Lübnan Geçici Barış Gücü
(Askeri) United Nations Interim Force in Lebanon
BM acil barış gücü
(Askeri) United Nations emergency force
Birleşmiş Milletler Barış Gücü Kuvvetleri
(Hukuk) Peace Keeping Forces of the United Nations
Lozan Barış Antlaşması
(Hukuk) Lausanne Peace Treaty
Nobel barış ödülü
Nobel Peace Prize
bin yıllık barış ve refah dönemi
millenarian
bin yıllık barış ve refaha inanma
millenarism
görüşme yoluyla barış; ana trafik kanalı
(Askeri) peace through confrontation; primary traffic channel
milli barış
(Hukuk) national reconciliation
ortadoğu barış süreci
(Hukuk) middle east peace process
son durum barış kadrosu
(Askeri) end state peace establishment
son durum barış kuruluşu
(Askeri) end state peace establishment
Turkish - Turkish
Barışma işi: "Biz baba kız biliyorduk ki, bu gibi kaçışlar, bir barışla biter."- M. Ş. Esendal
Savaşın bittiğinin bir antlaşmayla belirtilmesinden sonraki durum, sulh
Uyum, karşılıklı anlayış ve hoşgörü ile oluşturulan ortam: "Devlet işçi işveren ilişkilerinde çalışma barışının sağlanmasını kolaylaştırıcı ve koruyucu tedbirler alır."- Anayasa
Savaşın bittiğinin bir antlaşmayla belirtilmesinden sonraki durum, sulh: "Atatürk'ün insan haklarına ve dünya barışına ne kadar saygılı bir lider olduğunu ifade etti."- H. Taner
Barışma işi
Uyum, karşılıklı anlayış ve hoşgörü ile oluşturulan ortam
Böyle bir antlaşmadan sonra insanlık tarihindeki süreç
hazar
sulh
(Osmanlı Dönemi) VİFAK
iç barış
Ailede veya toplumda iç huzuru sağlama
barış
Favorites