Definition of şey in Turkish English dictionary
- stuff
Tom doesn't like it when this kind of stuff happens.
- Bu tür şey olduğunda, Tom bundan hoşlanmıyor.
Get this stuff out of here.
- Bu şeyi buradan çıkarın.
- thing
Please don't leave valuable things here.
- Lütfen değerli şeyleri burada bırakmayın.
I would love to write hundreds of sentences on Tatoeba, but I've got things to do.
- Tatoeba'ya yüzlerce cümle yazmak isterdim ama yapmam gereken şeyler var.
- article
I read an academic article in that language and understood almost everything, but when I tried reading a story for beginners I understood nothing.
- O dilde bilimsel bir yazı okudum ve neredeyse her şeyi anladım ama başlangıç seviyesindekiler için yazılmış bir hikayeyi okumaya çalıştığımda hiçbir şey anlamadım.
Please place all articles not related to the lesson inside your bag.
- Lütfen dersle ilgisi olmayan her şeyi çantana koy.
- chose
I realized that what I had chosen didn't really interest me.
- Seçtiğim şeyin beni ilgilendirmediğini anladım.
There are some things we could've change, but we chose not to.
- Değiştirebileceğimiz bazı şeyler vardır fakat seçeceğimiz değil.
- well
I couldn't sleep well last night because there were lots of things on my mind.
- Kafamda çok şeyler olduğu için dün gece iyi uyuyamadım.
Focus on one thing and do it well.
- Bir şeye odaklan ve onu iyi yap.
- doohickey
- thing, stuff, object; what-d'you-call-him/-her/-it; what's-his/-her/-its-name; thingummy, thingumabob, thingumajig; well
- object
You don't really love me at all. You only care about your math stuff! Not at all, I do love you! Prove it! Okay. Let A be the set of the objects I love...
- Aslında beni hiç sevmiyorsun. Tek önem verdiğin şey matematik! Ne münasebet, seni seviyorum! Kanıtla! Peki. Sevdiğim şeyler A kümesi olsun...
It was an object of terror.
- Dehşet veren bir şeydi.
- concern
That's nothing you need to concern yourself with.
- Bu kendinizi endişelendirmenizi gereken bir şey değil.
As far as Bob is concerned, anything goes. By contrast, Jane is very cautious.
- Bob'a kalırsa, bir şey dönüyor. Buna karşılık, Jane çok dikkatli.
- matter
It doesn't matter what he said.
- Söylediği şeyin hiçbir önemi yok.
I have nothing to say on this matter.
- Benim bu konuda söyleyecek bir şeyim yok.
- affair
He knows a lot about foreign affairs.
- Dış ilişkiler hakkında çok şey bilir.
- thingummy
- doings
- what-do-you-call-it; what-do-you-call-him; whatyoumayjigger, thingumbob, thingamabob, thingumajig, thingummy (used to designate something or someone whose name one has either forgotten or doesn't know)
- lark
- thingumabob
- doodad
- thingumajig
- doing
I asked Tom to do the same thing that Mary was doing.
- Tom'un Mary'nin yaptığı aynı şeyi yapmasını rica ettim.
You need to stop doing things that bother Tom.
- Tom'u rahatsız eden şeyleri yapmayı durdurmalısın.
- whosit
- entity
- gizmo
- aggregate
- gimmick
- hickey
- business
I don't know a thing about running a business.
- İş idaresi hakkında bir şey bilmiyorum.
It's my business to investigate such things.
- Bu tür şeyleri araştırmak benim işim.
- dingus
- the thing is
- in thing
- picayune
- backbone
- {i} res
- contraption
- aught
- plummet
- thingamajig
- hiçbir şey
- nothing
She knows nothing about your family.
- Aileniz hakkında hiçbir şey bilmiyor.
I've got nothing to say to him.
- Ona söyleyecek hiçbir şeyim yok.
- her şey
- everything
Some people believe that Japan is No.1 in everything.
- Bazı insanlar Japonya'nın her şeyde 1 numara olduğuna inanıyor.
Everything about him was grey.
- Onun hakkında her şey griydi.
- şey (soyut)
- thing
- bir şey
- anything
Let me know if you are in need of anything.
- Eğer bir şeye ihtiyacın olursa haberim olsun.
Is there anything to drink in the refrigerator?
- Buzdolabında içilebilecek herhangi bir şey var mı?
- değersiz şey
- junk
Have you ever considered getting rid of some of this junk?
- Sen hiç bu değersiz şeyin bazılarından kurtulmayı düşündün mü?
- göz zevkini bozan şey
- eyesore
- şaşılacak şey
- wonder
It's a wonder they're still awake.
- Onların hâlâ uyanık olması şaşılacak şey.
- sarınacak şey
- muffle
- dinlendirici şey
- escape
- hizmet karşılığı kazanılan şey
- reward
- orta dereceli şey
- intermediate
- sudan ucuz şey
- bargain
- çok istenen şey
- prize
- ilginç şey
- curiosity
- nefis şey
- dream
- asıl gerekli şey
- essential
- esas olan şey
- essential
- oval şey
- ovoid
- ekmeğe sürülen şey
- spread
- artakalan şey
- (Hukuk) legacy
- bir şey değil
- not at all
This is not at all what Tom expected.
- Bu hiç de Tom'un beklediği bir şey değil.
- gelecekte olacak şey
- future
- gereken şey
- necessary
- gitgide büyüyen şey
- snowball
- hak edilen şey
- deserts
- heyecan verici şey
- sensation
- iddia konusu şey
- submission
- insan eliyle yapılmış şey
- artifact
- kendini bir şey sanan
- self righteous
- kendini bir şey sanan önemsiz tip
- pipsqueak
- konu olan şey
- subject
- lazım olan şey
- necessary
- mükemmel şey
- prime
- ok başına benzeyen şey
- arrowhead
- olağanüstü şey
- prodigy
- rüya gibi şey
- dream
- sevimsiz şey
- bitch
- sıkıcı şey
- bore
- ufacık şey
- mite
- vazgeçiren şey
- deterrent
- yeni çıkmış şey
- novelty
- zevk veren şey
- treat
- çok etkili şey
- blockbuster
- önemsiz şey
- straw
- birinci gelen şey
- first
- gizli şey
- secret
- herhangi bir şey
- anything
Is there anything to drink in the refrigerator?
- Buzdolabında içilebilecek herhangi bir şey var mı?
I am not frightened of anything.
- Herhangi bir şeyden korkmam.
- anlatmak istenilen şey
- point
- beklenen şey
- expectancy
- beklenen şey
- (Ticaret) prospect
- böyle bir şey
- such a thing
- cezbedici şey
- temptation
- dalgalar halinde yükselen şey
- billow
- damla damla akan şey
- trickle
- demek istenilen şey
- drift
- devasa ve çok çirkin şey
- monstrosity
- dilemek (iyi bir şey)
- wish
- elde edilen şey
- acquisition
- en mükemmel şey
- the last word in
- eziyet veren şey
- torment
- garip şey
- oddity
- geciktirici şey
- retardation
- gereksiz şey
- non-essential
- gerçek şey
- the real thing
- geçici şey
- bauble
- gizli şey
- confidence
- göze batan çirkin şey
- eyesore
- güldürücü şey
- gag
- güzel şey
- beauty
- hangi şey
- what
- hazırlamak (kötü bir şey)
- brew
- her şey
- (Argo) lock, stock and barrel
- hiç bir şey
- next to nothing
- ilave edilecek şey
- addendum
- istek uyandıran şey
- temptation
- istenen veya talep edilen şey
- demand
- izleyen şey
- (İnşaat) tracer
- kesilen şey
- clipping
- kesin şey
- cinch
- kötü şey
- bad
- kıymetli şey
- asset
- nadir şey
- curiosity
- nefes nefese (bir şey) demek
- puff
- olumsuz bir şey ima eden söz
- innuendo
- olur mu öyle şey
- no way!
- olur mu öyle şey
- come on!
- sabit şey
- constant
- sabit şey
- fixture
- sahte şey
- dummy
- sinirlendirici şey
- vexation
- sivri bir şey -e batmak
- prick
- sonu olmayan şey
- blind-alley
- sıkıcı şey veya kimse
- nuisance
- sıkıntı veren şey
- nuisance
- sıkıntı veren şey
- annoyance
- tabii bir şey
- matter of course
- tahsis edilmiş şey
- allotment
- tersine dönmüş şey
- inversion
- toptan şey
- lump
- tuhaf şey
- curiosity
- ucuz şey
- bargain
- yeni şey
- innovation
- yerini alan kimse/şey
- replacement
- yeterli şey
- sufficiency
- yuvarlak şey
- disc
- zorla alınan şey
- (Ticaret) extortion
- zıt olan şey
- reverse
- zıt şey
- contrast
- çekici şey
- knockout
- önemini yitirmiş şey
- has-been
- önemsiz şey
- picayune
- önemli bir şey
- something
Tom wanted to tell Mary something important.
- Tom Mary'ye önemli bir şey söylemek istedi.
She seems to know something important.
- Önemli bir şey biliyor gibi görünüyor.
- algılanabilen şey
- phenomenon
- yasaklanmış şey
- taboo
- iki şey
- twosome
- işe yaramaz şey
- trash
- işe yarar şey
- utility
- Değişmeyen tek şey değişimdir
- (Atasözü) Nothing is permanent but change
- asıl önemli olan şey
- more importantly, what really matters is
- asıl önemli olan şey
- the most important thing
- bir şey değil
- You're welcome
- birçok şey
- many things
Cows supply us with many things we need.
- İnekler ihtiyacımız olan birçok şey bize verirler.
Let me show you many things which will be novel to you.
- Sizin için yeni olan birçok şeyi göstermeme izin verin.
- farsca'da tat, çeşni, tadılacak şey
- farsca'da taste, flavor, taste a thing
- fık: abdesti bozucu ve devamlı olan şey
- RELATIONS: ablutions and constantly frustrating thing is
- gayrimenkul sayılan şey
- (Kanun) land
- hayatı kolaylaştıran şey
- convenience
- her şey yolunda
- all good
- hiç emek vermeden ele geçirilen şey
- without any effort seized things
- içilecek şey. içki
- thing to drink. drink
- problem yaratan şey
- villain
- sekizinci şey
- eighth
- sergilenen şey
- exhibit
- sınırlayan, daraltan şey
- limiting, narrowing things
- umarım her şey yolundadır
- i hope everything is allright
- yapılması gerekli olan şey
- what is needed
- özel şey
- special thing
- özgü şey
- speciality
- şeyler
- stuff of
- şeyler
- things
Older people are often afraid of trying new things.
- Yaşlı insanlar sık sık yeni şeyleri denemekten korkarlar.
Please don't leave valuable things here.
- Lütfen değerli şeyleri burada bırakmayın.
- şeyler
- somethings