yaşlanan

listen to the pronunciation of yaşlanan
Türkisch - Englisch
aging

An aging population will require more spending on health care. - Yaşlanan bir nüfus sağlık üzerinde daha fazla harcama gerektirecektir.

This country has an aging population. - Bu ülkenin yaşlanan bir nüfusu var.

{s} senescent
yaş
age

His niece is attractive and mature for her age. - Onun kız yeğeni çekici ve yaşına göre olgundur.

Wisdom does not automatically come with age. - Bilim yaş ile otomatik olarak gelmez.

yaş
wet

The paint on the seat on which you are sitting is still wet. - Oturduğun yerdeki boya hâlâ yaştır.

I wet the bed until I was ten years old. - Ben on yaşına kadar yatağı ıslatırdım.

yaşlanan nüfus
(Sigorta,Ticaret) ageing population
yaş
humid
yaş
dank
yaş
{i} year

Sam is two years younger than Tom. - Sam Tom'dan iki yaş küçük.

My father will soon be forty years old. - Babam yakında kırk yaşında olacak.

yaş
sappy
yaş
year; winter
yaş
(Gıda) moisture
yaş
vintage
yaş
fresh

Take a fresh look at your lifestyle. - Yaşam tarzınıza dikkatle bir göz atın.

Fish like carp and trout live in fresh water. - Sazan ve alabalık gibi balıklar tatlı suda yaşamaktadır.

yaş
young

She is five years younger than me. - O, benden beş yaş küçük.

Sam is two years younger than Tom. - Sam Tom'dan iki yaş küçük.

yaş
new

Older people are often afraid of trying new things. - Yaşlı insanlar sık sık yeni şeyleri denemekten korkarlar.

The older you get, the more difficult it becomes to learn a new language. - Ne kadar yaşlanırsan, yeni bir dili öğrenmek o kadar zor olur.

yaş
in age
yaş
tears (in a person's eyes): bir damla yaş a tear
yaş
damp; moist
yaş
clammy
yaş
slang bad, rough, tough
yaş
time of life

The best time of life is when we are young. - Yaşamın en iyi zamanı genç olduğumuz zamandır.

The best time of life is when you are young. - Yaşamın en iyi zamanı genç olduğun zamandır.

yaş
tear

My mother looked at me with tears in her eyes. - Annem gözlerinde yaşlarla bana baktı.

This song is so moving that it brings tears to my eyes. - Bu şarkı o kadar acıklı ki gözlerimi yaşarttı.

yaş
unseasoned
yaş
fresh (fruit) (as opposed to dried)
yaş
slang alcohol, liquor, booze
yaşlanan
Favoriten