yüklenmek

listen to the pronunciation of yüklenmek
Türkisch - Englisch
undertake
(for someone, an animal, a vehicle) to be loaded or freighted; (for a load) to be put on/in
stick it on
(for the blame) to be laid on (someone)
shoulder
to shoulder or take on (a burden, task, or responsibility)
(for rain) to come down hard, fall hard
load up
to make a strong, concerted attack upon, rush or press (someone) hard
(for an electrical charge) to be given to
be stuck with
sit upon
lie heavy on smb
to be loaded; to take upon oneself, to shoulder; to lean against, to press against
to press, push, put pressure on, pressure (someone)
embark
to push against (someone, something) with all one's weight
(for a task or responsibility) to be given to or laid on (someone)
load
lay on
take upon oneself
attach
laden
take something on
take over
lean against
loaded
burthen
pin on
burden
sorumluluk yüklenmek
shoulder
yükle
(Bilgisayar) install

I wish I could figure out how to install this software. - Keşke bu yazılımı nasıl yükleyeceğimi bilebilsem.

I have installed Microsoft Office on my personal computer, so please use its file format when you send me the attachment. - Benim kişisel bilgisayarıma Microsoft Office yükledim, bu yüzden bana eklenti gönderdiğinde lütfen onun dosya formatını kullan.

yüklenme
(Tıp) overload
yüklenme
(Ticaret) underwriting
yüklenme
laden
yüklenme
undertaking
yükle
lade
yükle
weigh down
yükle
impute
yükle
impute to
yükle
{f} loading

Tom finished loading the truck. - Tom kamyona yükleme yapmayı bitirdi.

We're ready to begin loading the truck. - Kamyonu yüklemeye hazırız.

yükle
load down
yükle
download

Uploading is the opposite of downloading. - Yüklemek, indirmenin tersidir.

The download speed is twice as fast as the upload speed on this network. - Bu ağda indirme hızı yükleme hızından iki kat daha hızlı.

yükle
{f} laden
yükle
{f} loaded

Tom loaded the cars onto the ferryboat. - Tom arabaları araba vapuruna yükledi.

Let's get those supplies loaded on the truck. - Bu malzemeleri kamyona yükletelim.

yükle
weight down
yükle
{f} load

We loaded a lot of luggage into the car. - Arabaya bir sürü bagaj yükledik.

I was hoping Tom would help me load the truck. - Tom'un kamyonu yüklememe yardımcı olacağını umuyordum.

yükle
{f} burden

I can't burden Tom with that problem. - Bu sorunu Tom'a yükleyemem.

Everyone has their own burdens. - Herkesin kendi yükleri vardır.

yükle
{f} lading
yükle
{f} task
yükle
upload

How can I upload a photo to your website? - Sitene bir fotoğrafı nasıl yükleyebilirim?

Tom decided to upload the video he took to YouTube. - Tom çektiği videoyu YouTube'a yüklemeye karar verdi.

yükle
{f} laded
yükle
burdened
yüklenme
load
aşırı yüklenmek
overtax
yükle
weightdown
yükle
weight#down
yükle
charging
yükle
weighdown
yükle
loaddown
yükle
{f} weight

If you load too much weight in this box, it's going to blow up. - Bu kutuya çok fala ağırlık yüklersen patlar.

yükle
weigh#down
yükle
imputeto
yüklenme
{i} embarkation
yüklenme
punishment
yüklenme
assumption
yüklenme
brunt
Türkisch - Türkisch
Bir yükü taşımayı üstüne almak
Bir şeyi yapmayı kabul etmek, üstüne almak
Üstüne düşmek, zorlamak
Yüklemek işi yapılmak veya yüklemek işine konu olmak
Yükleme işi yapılmak veya yükleme işine konu olmak: "Daha şimdiden evin bütün işleri Peyker'in üstüne yüklenmiş."- M. Ş. Esendal
Bir yükü taşımayı üstüne almak. Üstüne düşmek, zorlamak: "Hep birden yüklenmişlerdi o zaman Rahmi'ye; saygısızlık ettin, kırdın diye."- T. Buğra
Kendi ağırlığını başka bir şey üzerine vermek, bedeniyle abanmak
Kendi ağırlığını başka bir şey üzerine vermek, bedeniyle abanmak: "Araba durdukça önümdekine, kalktıkça arkamdakine yükleniyorum."- B. Felek
yıkılmak
yüklenme
Yüklenmek işi
yüklenme
Yüklenme işi
yüklenmek
Favoriten