O, tren kaçırabilir diye endişeliydi.
- She was anxious lest she might miss the train.
Zamanın gerisinde kalmayayım diye her gün gazete okumayı bir alışkanlık haline getirdim.
- I make it a rule to read the newspaper every day lest I should fall behind the times.
Geç kalmasın diye ona hatırlatmak için aradık.
- We called to remind him lest he come late.
Başkalarını rahatsız etmemek için sessizce çalışın.
- Work quietly lest you disturb others.
Belki yağmur yağar diye şemsiyemi aldım.
- I took my umbrella lest it rain.
He won't go outside, lest he be eaten by those ravenous eagles.