tartışmalı

listen to the pronunciation of tartışmalı
Türkisch - Englisch
contentious

The issue turned out to be very contentious. - Konu çok tartışmalı bir hâl aldı.

Religion is a contentious topic for many people. - Din pek çok insan için tartışmalı bir konudur.

marked by debate, disputatious
moot
eristic
vexed
(a subject) which is under debate
explosive
polemic
{s} controversial

This idea is controversial. - Bu düşünce tartışmalıdır.

The Belo Monte dam in Brazil is a controversial project because of its impact on the environment and native people. - Brezilya'daki Belo Monte barajı çevre ve yerli halk üzerindeki etkisinden dolayı tartışmalı bir projedir.

arguable
problematic
polemical
polemically
debated

The French Revolution is one of the most debated historical events. - Fransız Devrimi en tartışmalı tarihi olaylardan biridir.

disputatious
tartışmalı dava
moot case
tartışmalı mesele
vexed question
tartışmalı yorum
(Hukuk) interpretation in dispute
tartış
discuss

That topic is worth discussing. - Bu konu tartışılmaya değer.

This problem is worth discussing. - Bu sorun tartışılmaya değer.

tartış
{f} bicker

Tom and Mary bicker all day long. - Tom ve Mary bütün gün tartışırlar.

tartış
{f} quarrelling

Quarrelling spoiled our unity. - Tartışma birliğimizi bozdu.

They are always quarrelling in public. - Onlar her zaman toplum önünde tartışıyorlar.

tartış
{f} spar

My comment sparked off an argument in the group. - Benim yorumum grupta bir tartışmayı ateşledi.

Conchita Wurst's selection for the Eurovision Song Contest 2014 sparked controversy in Austria. - 2014 Eurovision Şarkı Yarışması için Conchita Wurst'un seçilmesi Avusturya'da tartışmalara yol açtı.

tartış
controvert

Parliamentary immunity is a controvertial issue. - Parlamenter dokunulmazlık tartışmalı bir konudur.

tartış
{f} debate

It wasn't much of a debate. - Büyük bir tartışma değildi.

I beat him completely in the debate. - Tartışmada onu tamamen yendim.

tartış
{f} moot
tartış
argue with

You'd better not argue with Tom. - Tom'la tartışmasan iyi olur.

Tom and Mary argue with each other all the time. - Tom ve Mary birbirleri ile her zaman tartışırlar.

tartış
discuss with

I have something I need to discuss with Tom. - Tom'la tartışmam gereken bir şeyim var.

I know it's kind of late, but would you mind if I came over now? I have something I need to discuss with you. - Biraz geç olduğunu biliyorum ama şimdi uğramamın bir sakıncası var mı? Seninle tartışmam gereken bir şeyim var.

tartış
{f} quarrel

I quarrelled with my older brother yesterday. - Dün ağabeyim ile tartıştım.

Tom and Jane quarreled, but they made up the next morning. - Tom ve Jane tartıştılar fakat ertesi sabah barıştılar.

tartış
argue

You'd better not argue with Tom. - Tom'la tartışmasan iyi olur.

Some people hate to argue. - Bazı insanlar tartışmaktan nefret ederler.

tartış
{f} dispute

The dispute was finally settled. - Tartışma sonunda halledildi.

That dispute has been settled once and for all. - O tartışma bir zamanlar karara bağlandı ve herkes için.

sahibi tartışmalı bölge
no man's land
tartış
quibble
tartış
hassle
Türkisch - Türkisch
Tartışılmakta olan, kesinleşmemiş
Tartışma yapılan
tartış
Tartmak işi veya biçimi
tartışmalı
Favoriten