inançsız

listen to the pronunciation of inançsız
Türkisch - Englisch
heathenish
(someone) who is an unbeliever, unbelieving
unbelieving
sceptical
unbeliever
unbelieving, sceptical
triple
disbeliever

I'm not a disbeliever. - Ben inançsız değilim.

faithless
nonbeliever
inanç
{i} faith

He is a man of faith. - O bir inanç insanıdır.

They lost faith in the existing system. - Mevcut sisteme inançlarını kaybettiler.

inanç
belief

They are fanatical in their beliefs. - Onlar inançlarında fanatik.

It is a prevalent belief, according to a nationwide poll in the United States, that Muslims are linked with terrorism. - ABD'de ülke çapındaki bir ankete göre Müslümanların terörle bağlantılı olduğu yaygın bir inançtır.

inançsız kimse
disbeliever
inançsız olmak
disbelieve
inanç
{i} confidence

Logic is a systematic method of coming to the wrong conclusion with confidence. - Mantık, yanlış sonuca inançla ulaşmanın sistematik bir metodudur.

inanç
conviction

They have very deep convictions. - Çok derin inançları var.

She always stands up for her convictions. - O her zaman inançlarını savunur.

inanç
religion

Superstition is the religion of feeble minds. - Batıl inanç güçsüz akılların dinidir.

inanç
{i} reliance
inanç
notion
inanç
{i} credence
inanç
folk
inanç
persuasion
inanç
creed

There are no creeds in mathematics. - Matematikte hiçbir inanç yoktur.

inanç
credit
inanç
tenet
inanç
confidence, trust, faith
inanç
positiveness
inanç
opinion

You shouldn't give up your beliefs just because you married someone whose opinion is different. - Fikri farklı olan biriyle evlendiğin için inançlarından vazgeçmemelisin.

inanç
credo
inanç
opinions
inanç
something believed, belief
inanç
{i} cult
inanç
dogma
inanç
faithfulness
inanç
(Hukuk) convict

She always stands up for her convictions. - O her zaman inançlarını savunur.

They don't have any deep convictions. - Hiç inançları yoktur.

inanç
{i} conscience
inanç
affiance
inanç
belief, creed, faith, conviction, credit; confidence, trust
Türkisch - Türkisch
İnancı olmayan, imansız, itikâtsız
inanç
İnanılan şey, görüş, öğreti
inanç
Tanrı'ya, bir dine inanma, iman, itikat
inanç
Bir düşünceye gönülden bağlı bulunma
inanç
Tanrı'ya, bir dine inanma, iman, itikat: "Herkes, vicdan, dinî inanç ve kanaat hürriyetine sahiptir."- Anayasa
inanç
Birine duyulan güven, inanma duygusu
inanç
Bir düşünceye gönülden bağlı bulunma: "Otuz yıl boyu, Türk tiyatrosunun, Türk oyunları ile kalkınacağına inancını bir gün yitirmedi."- H. Taner
inanç
Birine duyulan güven, inanma duygusu. İnanılan şey, görüş, öğreti: "Kendi getirdikleri inançtan başka her şeye kapalıdır zevkleri."- N. Ataç
İnanç
(Osmanlı Dönemi) VİCDAN
İnanç
(Hukuk) İTİKAT
inançsız
Favoriten