iddiacı

listen to the pronunciation of iddiacı
Türkisch - Englisch
obstinate, stubborn
contender
stubbornly insistent, pertinacious; obstinate
assertive
stubborn
obstinate
claimant
iddia
{i} allegation

Tom has denied the allegations. - Tom iddiayı yalanladı.

The allegations are completely unfounded. - İddialar tamamen asılsız.

iddia
(Hukuk) claim

The people who come on the Maury Povich show often make pretentious claims about their lovers cheating on them. - Maury Povich'e gelen insanlar genellikle sevgililerinin onları aldattıkları ile ilgili önemli iddialarda bulunmaktadırlar.

The man claimed he didn't take the money. - Adam parayı almadığını iddia etti.

iddia
assertion

An assertion isn't a proof. - Bir iddia bir kanıt değildir.

So long as you have no evidence for your assertions, I am not having this conversation. - İddiaların için bir kanıtın olmadığı sürece ben bu konuşmayı yapmıyorum.

iddia
bet

I bet you're wondering how this works. - Her iddiasına varım ki bunun nasıl çalıştığını merak ediyorsun.

Tom bet Mary that he could beat her at arm wrestling. - Tom Mary ile onu kol güreşinde yenebileceğine dair iddiaya girdi.

iddia
contention
iddia
{i} pretension
iddia
{i} pleading
iddia
submission
iddia
{i} argument

This idea is the basis of my argument. - Bu fikir benim iddiamın temelidir.

This argument is nothing more than rhetoric. - Bu iddia, söz sanatından başka bir şey değil.

iddia
suggestion
iddia
say-so
iddia
allege

She allegedly killed him in self defense. - İddialara göre o onu kendini savunmak için öldürdü.

One organization allegedly controls the European drug market. - İddialara göre, bir örgüt Avrupa uyuşturucu piyasasını kontrol ediyor.

iddia
(Kanun) challenge
iddia
(Kanun) clamor
iddia
thesis
iddia
allegement
iddia
claımed
iddia
claim of
iddia
purports
iddia
alleged to
iddia
{i} pretense
iddia
{i} protestation
iddia
{i} contest
iddia
say so
iddia
{i} information
iddia
{i} averment
iddia
{i} maintenance
iddia
obstinacy
iddia
pretension; pretense
iddia
claim, assertion; allegation
iddia
charge
iddia
{i} pretence
iddia
assertion, claim, thesis, allegation; pretension; insistence; wager, bet
iddia
asseveration
Türkisch - Türkisch
Dediğinde, iddiasında haksız da olsa direnen, inatçı (kimse)
Dediğinde, iddiasında haksız da olsa direnen, inatçı (kimse): "Kaldı ki Sakallı Celâl sakalı dışında iddiacı bir adam da değildi."- H. Taner
iddia
Dediğinde direnme, inat: "İddia kızışmış, âdeta inat hâlini almıştı."- Ö. Seyfettin
iddia
Kendinde olmayan bir yeteneği, bir durumu varmış gibi gösterme
iddia
İleri sürülerek savunulan düşünce, sav: "Mahkemenin elinde bu iddiaları yalanlayacak bir belge yoktu."- T. Buğra
iddia
Dediğinde direnme, inat
iddia
İleri sürülerek savunulan düşünce, sav
İDDİA
(Osmanlı Dönemi) Bir şeyin müsbet veya menfiliğini ısrarla söylemek. İleri sürülen fikir. Dâva etmek. Israr etmek. İnat etmek. Haklı veya haksız bir dâvaya kalkışmak.(Arzı ve bütün nücum ve şümusu tesbih taneleri gibi kaldıracak ve çevirecek kuvvetli bir ele mâlik olmayan kimse, kâinatta dâva-yı halk ve iddiâ-yı icad edemez. Zira her şey, her şeyle bağlıdır. M.)
iddiacı
Favoriten