her zaman

listen to the pronunciation of her zaman
Türkisch - Englisch
always

To be always honest is not easy. - Her zaman dürüst olmak kolay değildir.

You're always singing. - Her zaman şarkı söylüyorsun.

forever

He who asks is a fool for five minutes, but he who does not ask remains a fool forever. - Soran beş dakika bir aptaldır fakat sormayan her zaman bir aptal kalır.

I am forever in trouble. - Benim her zaman başım belada.

at any time

An accident may happen at any time. - Bir kaza her zaman olabilir.

An earthquake can happen at any time. - Bir deprem her zaman olabilir.

(deyim) for ever and a day
every time

He drinks his coffee black every time. - O, her zaman kahvesini sade içer.

Tom became tired of always having to pay the bill every time he went out with Mary. - Tom, Mary ile birlikte her çıkışında her zaman hesabı ödemek zorunda kalmaktan usandı.

e'er
in season and out of season
any old time
always, for ever, forever, evermore
ever

For all his genius, he is as unknown as ever. - Bütün dehasına rağmen, o her zaman olduğu kadar bilinmiyor.

Every time cigarettes go up in price, many people try to give up smoking. - Her zaman sigara fiyatları yükseliyor, çok sayıda insan sigara içmeyi bırakmaya çalışıyor.

any time

You can call me any time. - Beni her zaman arayabilirsin.

You can call me at any time. - Beni her zaman arayabilirsin.

for ever

Tom always blames Mary for everything. - Tom her zaman Mary'yi her şey için suçluyor.

Tom always blames me for everything. - Tom her zaman beni her şey için suçluyor.

year

There's always next year. - Her zaman gelecek yıl vardır.

Tom was stealing money for the last two years, and Mary knew it all the time. - Tom son iki yıldır para çalıyordu ve Mary bunu her zaman biliyordu.

invariably
everytime
all the time

The New York Times reviews her gallery all the time. - The New York Times onun galerisini her zaman eleştirir.

He was silent all the time. - O, her zaman sessizdi.

routinely
all times
all the while

He kept smoking all the while. - O her zaman sigara içmeye devam etti.

She did nothing but cry all the while. - O her zaman ağlamaktan başka hiçbir şey yapmadı.

all along

It was you all along, wasn't it? - O her zaman sendin, değil mi?

night and day
evermore
each time
not always
anytime

You can always come back here anytime you want. - İstediğin zaman buraya her zaman geri gelebilirsin.

You're welcome back anytime. - Her zaman tekrar gelebilirsin.

at all times

Keep clear at all times. - Her zaman açık tutun.

You are in my thoughts at all times. - Sen her zaman düşüncelerimdesin.

her zaman olduğu gibi
as usual

They're late, as usual. - Her zaman olduğu gibi geç kaldılar.

Deliveries will continue as usual. - Teslimatlar her zaman olduğu gibi devam edecek.

her zaman gülümseyen, mütebessim
Always smiling, mütebessim
her zaman geçerli
imprescriptible
her zaman her yerde var olan
omnipresent
her zaman taşınan faydalı şey
vade mecum
her ne zaman
whenever

Tom brings us gifts whenever he visits. - Tom her ne zaman ziyarete gelse bize hediyeler getirir.

Whenever I go abroad, I suffer from jet lag and diarrhea. - Her ne zaman yurtdışına gitsem saat farkı ve ishalden rahatsız olurum.

Türkisch - Türkisch
Ara vermeden, sürekli, daima, sık sık
daima
(Osmanlı Dönemi) YEKSAN
her dem
her zaman

    Silbentrennung

    her za·man

    Aussprache

    Etymologie

    [ (h)&r, h&r ] (adjective.) before 12th century. Middle English hire, from Old English hiere, genitive of hEo she; more at HE.

    Wort des Tages

    eschatology
Favoriten