görünen

listen to the pronunciation of görünen
Türkisch - Englisch
ostensible
apparent

Tom was apparently very convincing. - Tom, görünen o ki çok ikna ediciydi.

visible

Color is the most sacred element of all visible things. - Renk tüm görünen şeylerin en kutsal unsurudur.

appearing

All characters appearing in this work are fictitious. Any resemblance to real persons, living or dead, is purely coincidental. - Bu eserde görünen tüm karakterler tamamen hayal ürünüdürler. Yaşayan ya da ölü gerçek kişilere olan herhangi bir benzerlik sadece rastlantıdır.

The yellow, red and brown leaves appearing on the trees are the first sign of autumn. - Ağaçlarda görünen sarı, kırmızı ve kahverengi yapraklar sonbaharın ilk işaretidir.

visible, seeable
outward
seeming
looked

People used to think that women who looked odd were witches. - İnsanlar tuhaf görünen kadınların cadılar olduğunu düşünürlerdi.

We have never seen a suicide that looked like this. - Bunun gibi görünen bir intiharı hiç görmedik.

(İnşaat) overall
visual
patent
phanero
Görünen köy kılavuz istemez
(Atasözü) Good wine needs no bush
görünen gözeneklilik
apparent porosity
görünen içerik
(Pisikoloji, Ruhbilim) manifest contents
görünen köy kılavuz istemez
(Atasözü) One does not need a guide to a village that's already within sight
görünen o ki
there is every appearance that
görünen o ki
in appearance
görünen o ki
apparently

Tom was apparently very convincing. - Tom, görünen o ki çok ikna ediciydi.

görünen yoğunluk
apparent density
göğsün dekolteden görünen kısmı
cleavage
göze görünen hayal, karaltı
Imagine looking eyes, a blur
dipsiz gibi görünen yer
abyss
görün
appear

The girl appeared sick. - Kız hasta görünüyordu.

Is it possible to reproduce 70 copies of your report which appeared in the November issue of The Network and distribute them to our agents? - The Network'ün kasım meselesinde görünen raporunun 70 kopyasını üretmek ve onları ajanlarımıza dağıtmak mümkün mü?

görünen o ki
seemingly
görün
seem

Your plan seems better than mine. - Senin planın benimkinden daha iyi görünüyor.

It seems to me that you are wrong. - Bana öyle görünüyor ki sen hatalısın.

görün
{f} seeming

The world is a place of seemingly infinite complexity. - Dünya görünüşte sonsuz karmaşanın olduğu bir yer.

Seemingly impossible things sometimes happen. - Görünüşte imkansız şeyler bazen olur.

görün
seem to be

He does not seem to be very tired. - O, çok yorgun görünmüyor.

Tom and Mary seem to be in some kind of trouble. - Tom ve Mary'nin bir çeşit sorunları var gibi görünüyor.

görün
{f} emerging
heybetli görünen
imposing-looking
değerli gibi görünen sahte şey
pinchbeck
eğlence yerlerinde sıkça görünen adam
man about town
gibi görünen
seeming
görün
loom
hasta görünen
green
hoş görünen
candied
mantığa aykırı görünen
paradoxical
olacak gibi görünen
(deyim) on the horizon
radarda görünen nokta
plot
tekmiş gibi görünen iki yıldız
double star
çatlak gibi görünen desen
crackle
görünen
Favoriten