bir yerde

listen to the pronunciation of bir yerde
Türkisch - Englisch
somewhere

He lives somewhere about here. - O, burada bir yerde yaşıyor.

He lives somewhere around the park. - O, parkın civarında bir yerde yaşıyor.

as it were
anywhere

Is there a telephone anywhere? - Herhangi bir yerde bir telefon var mı?

Do you feel at home anywhere? - Herhangi bir yerde evinizdeymiş gibi hisseder misiniz?

a) somewhere, someplace b) anywhere c) as it were
sort of
someplace
in some place
some place
bir yerde bulunmak
be situated
bir yerde durmak
stop off
bir yerde ikamet etmek
abode
bir yerde kalmak (su vb)
stand
bir yerde oturan
resident
bir yerde oturan kimse
calm
bir yerde oturan kimse
occupant
bir yerde oturan kimse
habitant
bir yerde toplamak
centralize
bir yerde torpili olmak
have an in
bir yerde tutmak
store
Bir yerde bir aksaklık var
There's a hitch somewhere
bir yerde borusu öten kişi
(deyim) cock of the walk
bir yerde durmak (mola vb)
stop at
bir yerde imal edilen
manufactured in
bir yerde imal edilmiş
manufactured in
bir yerde kalmak
(Argo) jackshay
bir yerde saplanıp kalmak
get bogged down in
bir yerde yerleşmişlik
sedentariness
bir yerde çakılı kalmak
stick around
(bir yerde) yetişmek
range
bir yer
anywhere

Do you feel at home anywhere? - Herhangi bir yerde evinizdeymiş gibi hisseder misiniz?

Are you going anywhere? - Bir yere gidiyor musun?

bulundurmak (bir yerde)
stock
durmak (bir yerde)
stand
ikamet etme (bir yerde)
abode
olay (bir yerde) geçmek
take place
olay (bir yerde) geçmek
come about
olay (bir yerde) geçmek
occur
olmak (bir yerde)
stand
bir yer
somewhere

I thought we were going to go somewhere. - Bir yere gideceğimizi düşünmüştüm.

I remember seeing you all somewhere. - Hepinizi bir yerde gördüğümü hatırlıyorum.

biryerde
Somewhere
sakinler, bir yerde oturanlar
residents, those living in one place
anormal bir yerde
ectopic
ateşle barut bir arada/ yerde olmaz/durmaz
(Atasözü) It is dangerous to leave a young couple alone together
bilinmeyen bir yerde
in the middle of nowhere
bir yer
nowhere

Tom has nowhere to go. - Tom'un gidecek bir yeri yok.

Tom was nowhere to be seen. - Tom görülecek bir yerde değildi.

birdenbire durmak (bir yerde)
stop short at
bol olmak (bir yerde)
abound with
gezinmek (bir yerde)
perambulate
gizli bir yerde
in secret
güvenli bir yerde
under lock and key
herhangi bir yerde
somewhere

I have Tom's address somewhere. - Herhangi bir yerde Tom'un adresine sahibim.

kalmak (bir yerde)
tarry
kâlbime yakın bir yerde bir ağrı var
I have a pain near my heart
kışı ılıman bir yerde geçirmek
hibernate
oturan kimse (bir yerde)
inhabitant
sigara içilen yerde bir masa istiyorum
I would like a table in a smoking area
sigara içilmeyen yerde bir masa istiyorum
I would like a table in a non smoking area
sıkışıp kalmak (bir yerde)
stick with in
çok olmak (bir yerde)
abound with
ıssız bir yerde
in the middle of nowhere
Englisch - Türkisch

Definition von bir yerde im Englisch Türkisch wörterbuch

soluğu (bir yerde) almak
get a place in no time flat
bir yerde
Favoriten