bekletmek

listen to the pronunciation of bekletmek
Türkisch - Englisch
wait

I wouldn't want to keep Tom waiting. - Tom'u bekletmek istemiyorum.

Tom didn't want to keep Mary waiting. - Tom Mary'yi bekletmek istemedi.

stand up
keep smb. waiting
(deyim) hang on
keep waiting
to make (someone) wait
to delay, postpone
to make (sb) wait, to keep sb waiting
keep on hold
bekle
expect

The number of students who were late for school was much smaller than I had expected. - Okula geç kalan öğrencilerin sayısı beklediğimden çok daha azdı.

You can't expect me to always think of everything! - Her zaman her şeyi düşünmemi bekleyemezsin.

bekle
hold on

Hold on a minute, please. - Bir dakika bekle,lütfen.

If you hold on a moment, I will get Jane on the phone. - Eğer biraz beklerseniz, Jane'i telefona alacağım.

bekle
hang on

Hang on a minute. There's quite a few black chess pieces over there. - Biraz bekleyin. Orada fazlasıyla siyah satranç taşı var.

Hang on a minute. I'll call Jimmy. - Bir dakika bekle. Jimmy'yi arayacağım.

bekle
wait

Please wait half an hour. - Lütfen yarım saat bekle.

You shouldn't wait here. - Burada beklememen gerekir.

bekle
held on
bekle
{f} expected

It is expected that the tsunami surge will be ten meters or less. - Tsunami dalgalarının on metre ya da daha az olacağı beklenmektedir.

The number of students who were late for school was much smaller than I had expected. - Okula geç kalan öğrencilerin sayısı beklediğimden çok daha azdı.

bekle
hold your horses
bekle
(Bilgisayar) pause

Tom hit the pause button. - Tom bekletme butonuna bastı.

Tom put the key in the lock and paused a moment before he turned it. - Tom anahtarı kilide taktı ve onu çevirmeden önce bir süre bekledi.

bekle
(Bilgisayar) waitfor
bekle
(Konuşma Dili) not so fast
bekletme
(İnşaat) storage
bekletme
hold
bekletme
racking
bekletme
(Bilgisayar) holding
bekletme
(İnşaat) soak
bekletme
(Biyokimya) incubation
bekle
{f} bided
bekle
look forward

If we are to judge the future of ocean study by its past, we can surely look forward to many exciting discoveries. - Okyanus araştırmasının geleceğini onun geçmişiyle tahmin edeceksek birçok heyecan verici keşifleri elbette dört gözle bekleriz.

We always look forward to Tom's annual visit. - Tom'un yıllık ziyaretini her zaman sabırsızlıkla bekleriz.

bekle
{f} awaited

Maria awaited him, but he did not come. - Maria onu bekledi ama o gelmedi.

bekle
{f} biding
bekle
await

Tom wasn't awaiting me. - Tom beni beklemiyordu.

Go over there, and await further instructions. - Oraya git ve daha fazla talimat bekle.

bekle
bode
bekle
wait for

We can hardly wait for the party on Friday. - Cuma günkü partiyi bekleyemeyiz.

I'll wait for him for an hour. - Onu bir saat bekleyeceğim.

bekle
watch for
bekle
watch to
bekle
bide

We just need to bide our time. - Sadece uygun zamanı beklemeliyiz.

We need to bide our time. - Zamanımızı beklemeliyiz.

bekle
{f} waiting

Five patients were in the waiting room. - Bekleme salonunda beş hasta vardı.

Waiting for a bus, I met my friend. - Bir otobüs beklerken, arkadaşımla buluştum.

bekle
hold#on
bekle
look#forward
birini bekletmek
keep smb. waiting
suda bekletmek
steep
Türkisch - Türkisch
Bekleme işini birine yaptırmak: "Tam yirmi dakika beklettin beni."- M. C. Kuntay
Bekleme işini birine yaptırmak
Oyalamak
bekletme
Bekletmek işi
bekletmek
Favoriten