bekletme

listen to the pronunciation of bekletme
Türkisch - Englisch
(Biyokimya) incubation
racking
(İnşaat) soak
(İnşaat) storage
(Bilgisayar) holding
hold
bekletme havzası
(Çevre) detention basin
bekletme süresi
(Çevre) detention period
bekletme bölgesi
(Askeri) holding area
bekletme dosyası
(Bilgisayar) spool file
bekletme klasörü
(Bilgisayar) spool folder
bekletme nirengi noktası
(Havacılık) holding facility
bekletme noktası
(Havacılık) holding point
bekletme sargısı
(Otomotiv) hold on winding
bekletme tüpü
(Gıda) holding tube
bekletme yöntemi
(Havacılık) holding procedure
bekletme yöntemi
pad-roll method
bekletme ışığı
(Bilgisayar) hold led
bekle
expect

Don't expect too much. - Çok fazla şey bekleme.

The math homework proved to be easier than I had expected. - Matematik ev ödevi beklediğimden daha kolay çıktı.

bekle
hold on

Please hold on a moment. - Lütfen biraz bekleyin.

Hold on a moment, please. - Biraz bekleyin, lütfen.

bekletmek
wait

I wouldn't want to keep Tom waiting. - Tom'u bekletmek istemiyorum.

Tom didn't want to keep Mary waiting. - Tom Mary'yi bekletmek istemedi.

bekle
hang on

Hang on till I get to you. - Seni alana kadar bekle.

Now, hang on a second. - Şimdi, bir saniye bekle.

bekle
held on
bekle
wait

Carlos waited a moment. - Carlos bir müddet bekledi.

I'll wait here until she comes. - O gelene kadar burada bekleyeceğim.

bekle
{f} expected

The garden was larger than I had expected. - Bahçe beklediğimden daha büyüktü.

Students are expected to stay away from dubious places. - Öğrencilerin şüpheli yerlerden uzak kalması bekleniyor.

bekletmek
keep smb. waiting
bekletmek
stand up
bekle
(Bilgisayar) pause

Tom put the key in the lock and paused a moment before he turned it. - Tom anahtarı kilide taktı ve onu çevirmeden önce bir süre bekledi.

Tom hit the pause button. - Tom bekletme butonuna bastı.

bekle
hold your horses
bekle
(Bilgisayar) waitfor
bekle
(Konuşma Dili) not so fast
bekletmek
keep waiting
bekletmek
(deyim) hang on
bekle
{f} biding
bekle
{f} waiting

Five patients were in the waiting room. - Bekleme salonunda beş hasta vardı.

He kept me waiting for more than an hour. - O beni bir saatten daha fazla bekletti.

bekle
await

Go over there, and await further instructions. - Oraya git ve daha fazla talimat bekle.

Tom is in jail, awaiting trial. - Tom duruşmayı beklerken hapistedir.

bekle
bide

We just need to bide our time. - Sadece uygun zamanı beklemeliyiz.

We need to bide our time. - Zamanımızı beklemeliyiz.

bekle
watch to
bekle
watch for
bekle
wait for

I'll wait for him for an hour. - Onu bir saat bekleyeceğim.

Please wait for five minutes. - Lütfen beş dakika bekle.

bekle
{f} awaited

Maria awaited him, but he did not come. - Maria onu bekledi ama o gelmedi.

bekle
bode
bekle
look forward

I'll look forward to it. - Onu sabırsızlıkla bekleyeceğim.

Tom told me he had nothing to look forward to. - Tom bana sabırsızlıkla beklediği bir şeyi olmadığını söyledi.

bekle
{f} bided
bekle
look#forward
bekle
hold#on
bekletmek
keep on hold
bekletmek
to delay, postpone
bekletmek
to make (someone) wait
bekletmek
to make (sb) wait, to keep sb waiting
el ile bekletme
(Bilgisayar) manual suspend
emdirme-bekletme yöntemi
pad-roll method
soğuk bekletme
cold pad-patch method
Türkisch - Türkisch
Bekletmek işi
Bekletmek
oyalamak
bekletmek
Bekleme işini birine yaptırmak
bekletmek
Bekleme işini birine yaptırmak: "Tam yirmi dakika beklettin beni."- M. C. Kuntay
bekletme
Favoriten