Düzenleme son derece karlı olduğunu kanıtladı.
- The arrangement proved highly profitable.
Sermayesi için karlı bir yatırım arıyordu.
- He looked for a profitable investment for his capital.
İnsanlara şirketinin kazançlı olduğunu düşündürmek için tek ihtiyacın olan şey muhasebende küçük bir el çabukluğu.
- All you need is a little sleight of hand in your accounting to make people think your company is profitable.
İnsanlara şirketinin kazançlı olduğunu düşündürmek için yapman gereken tek şey küçük bir hokkabazlık.
- All you need is a little legerdemain in your accounting to make people think your company is profitable.
Saatlik ücretin ne kadar?
- How much is your hourly pay?
Herkesin, hiçbir fark gözetilmeksizin, eşit iş karşılığında eşit ücrete hakkı vardır.
- Everyone, without any discrimination, has the right to equal pay for equal work.
Bugün senin öğle yemeğin için parayı ben ödeyeceğim.
- I'll pay the money for your lunch today.
Onun için ne kadar ödedin?
- How much did you pay for him?
Son zamanlarda, ona maaş çekini zamanında vermiyorlar.
- Recently, they have not been giving her her paycheck on time.
Maaş altı kişilik bir aile için yeterli değildir.
- The pay is not adequate for a family of six.
Babamın borcunu ödemekten berat edildim.
- I was absolved from paying my father's debt.
Tom arabasını yanlış yere park ettiği için ceza ödemek zorunda kaldı.
- Tom had to pay a fine because he parked in the wrong place.
Bir otel odasına dünya kadar para vermek istemiyorum.
- I don't want to pay through the nose for a hotel room.
Aşk için ödediğimiz bedel bu.
- It's the price we pay for love.
Birisi bedeli ödemek zorunda.
- Someone has to pay the price.
O kadar fazla ödemeye param yetmez.
- I cannot afford to pay so much.
Onun ödemesi gerektiğini iddia ettim.
- I demanded that he should pay.
... levied on the profitable exchange of goods ...
... of money, these should be highly profitable businesses ...