şiş

listen to the pronunciation of şiş
Türkisch - Englisch
skewer

Could you cook a skewer for me, please? - Bana bir şiş pişirir misin, lütfen?

Tom skewered the marshmallow with his stick. - Tom sopasıyla hatmiyi şişledi.

swelling

You need to put some ice on your ankle to keep the swelling down. - Şişliği önlemek için bileğine buz koymalısın.

You should put an ice pack on your ankle to keep the swelling down. - Şişmeyi engellemek için ayak bileğine bir buz torbası koymalısın.

bulge
swollen; protuberant; swelling, bulge, bump
(fırın) roasting jack
(kebap) spit
knitting needle

I pulled out my knitting needles. - Örgü şişlerimi çıkardım.

Mary pulled out her knitting needles and started to knit. - Mary örme şişlerini çıkardı ve örmeye başladı.

swell

Put some ice on your ankle to keep the swelling down. - Şişmeyi engellemek için ayak bileğine biraz buz koy.

You should put an ice pack on your ankle to keep the swelling down. - Şişmeyi engellemek için ayak bileğine bir buz torbası koymalısın.

turgescence
(food) cooked on a skewer: şiş kebap shish kebab
protuberant
spit

In spite of being fat, she was pretty. - Şişman olmasına rağmen güzeldi.

broach
concretion
rising
wart
skewer; spit
blown up
needle

I pulled out my knitting needles. - Örgü şişlerimi çıkardım.

Mary pulled out her knitting needles and started to knit. - Mary örme şişlerini çıkardı ve örmeye başladı.

tumefaction
turgid
bilge
tumor
cooked on a skewer
poker
(Tıp) tubercle
tumour

Swollen lymph nodes are usually found near the site of an infection, tumour, or inflammation. - Şişmiş lenf düğümleri genellikle enfeksiyon, tümör ya da iltihap barındıran bölgelerin civarında olur.

puffy

Have you been crying all night? Your eyes are all puffy. - Bütün gece ağlıyor muydun? Gözlerin tamamen şişmiş.

excrescence
(Mekanik) pin

Tom took a bottle of pink pills out of his pocket. - Tom cebinden pembe bir hap şişesi çıkardı.

shish kebab
{f} swelled

Tom twisted his ankle and it swelled up. - Tom bileğini burktu ve o şişti.

swollen

Your feet are swollen because your shoes are too small. - Ayakkabıların çok küçük olduğu için ayakların şişmiş.

My feet are a little swollen. - Ayaklarım biraz şişti.

bump
tumescent
bulging

He has bulging biceps. - Onun şişkin pazısı var.

Her pockets were bulging with walnuts. - Onun cepleri cevizlerle şişkindi.

bulgy
lump
blain
puff up
shish
node

Swollen lymph nodes are usually found near the site of an infection, tumour, or inflammation. - Şişmiş lenf düğümleri genellikle enfeksiyon, tümör ya da iltihap barındıran bölgelerin civarında olur.

şiş göbek
paunch
şiş göbek
pot
şiş göbek
potbelly
şiş göbek
big belly
şiş göbek
pot belly
şiş göbek
corporation
şiş göbek
potbelly, pot, paunch
şiş göbekli
pot bellied
şiş gözler
puffed eyes
şiş karınlı kimse
pot belly
şiş olma
turgidness
kuzu şiş
Lamb on skewers
tavuk şiş
(Gıda) chicken shish
kuzu şiş kebabı
(Gıda) lamb on skewither
kuzu şiş köftesi
(Gıda) lamb balls on skewer
çöp şiş
1. thin skewer. 2. a kabob made by grilling over charcoal very small cubes of meat that have been affixed to a thin skewer
Türkisch - Türkisch
Şişmiş olan yer, şişlik
Bir ucu sivri, ince ve uzun çubuk
Metalden yapılmış bir ucu sivri, ince uzun çubuk
Bir ucu sivri, demir veya ağaçtan, bazen silâh gibi kullanılabilen ince uzun çubuk
ince uzun çubuk
Şişmiş, şişkin, kabarık
Şişe geçirilerek veya şişte pişirilmiş olan (et)
Örgü örmekte kullanılan, metal, ağaç, kemik vb.nden yapılan uzun çubuk
Bir ucu sivri, demir veya ağaçtan, bazen silah gibi kullanılabilen ince uzun çubuk. Örgü örmekte kullanılan, metal, ağaç, kemik vb.nden yapılan uzun çubuk: "... ablası bir an çorap şişlerini bırakıyor, gözleri doluyor."- H. E. Adıvar. Şişe geçirilerek veya şişte pişirilmiş olan (et)
Şişmiş, şişkin, kabarık: "Emine Hanımın şiş gözleri daha sakindi."- H. E. Adıvar. Şişmiş olan yer, şişlik
şiş kebap
Şişte pişmiş kebap
şiş köfte
Şişe geçirilerek hazırlanmış ve pişirilmiş köfte
TA'ŞİŞ
(Osmanlı Dönemi) Hurmanın yaprağının az olması
TA'ŞİŞ
(Osmanlı Dönemi) Kuşun yuva yapması
kaba şiş
Kabakulak
şiş
Favoriten