bring into

listen to the pronunciation of bring into
İngilizce - Türkçe
yüzleştirme
getir
başlatmak
(a child) (anne) (çocuğu) dünyaya getirmek, doğurmak; (doktor/ebe) (çocuğu) doğurtmak. bring a lump to s.o.'s k.dili
birini çok duygulandırmak
birinin yüreğini burkmak
getirmek
bring into being
(deyim) oluşturmak
bring into being
vücuda getirmek
bring into being
(deyim) var etmek
bring into being
(deyim) kurmak
bring into contempt
(Konuşma Dili) aşağılamak
bring into contempt
mahcup etmek
bring into contempt
(Konuşma Dili) hor görmek
bring into disrepute
gölge düşürmek
bring into existence
(deyim) kurmak
bring into existence
türetmek
bring into existence
(deyim) oluşturmak
bring into existence
(deyim) var etmek
bring into focus
(deyim) odaklamak
bring into force
yürürlüğe koymak
bring into line
(deyim) haddini bildirmek
bring into the world
(Konuşma Dili) doğurmak
bring into the world
dünyaya getirmek
bring into a certain state
belirli bir duruma getir
bring into a different state
farklı bir duruma getir
bring into accord
uzlaşmaya sevk et
bring into being
meydana getir
bring into consonance
ahenk sağla
bring into daylight
gün ışığına çıkarmak
bring into disorder
kargaşa yarat
bring into favor
yardıma sevk et
bring into line
sıraya sok
bring into prominence
şöhret kazandırmak
bring into safety
güven sağla
bring into action
İşlerlik kazandırmak, yürürlüğe koymak
bring into compliance
Uyumlu hale getirmek
bring into compliance with something
Birşeyle uyumlu hale getirmek
bring into court
mahkemeye sevk etmek (davalıyı)
bring into line
uyumlu hale getirmek
bring into line
(deyim) Birini hizaya getirmek, denileni yaptırmak, kurallara riayet etmesini sağlamak
bring into the world
(a child) "(anne) (çocuğu) dünyaya getirmek, doğurmak; (doktor/ebe) (çocuğu) doğurtmak
bring into a certain state
belirli bir duruma getirmek
bring into a different state
farklı bir duruma getirmek
bring into accord
uzlaşmaya sevk etmek
bring into being
(Fiili Deyim ) oluşturmak , gerçekleştirmek
bring into connection with
temasa geçirmek
bring into connection with
ilişki sağlamak
bring into consonance
ahenk sağlamak
bring into contempt
mahçup etmek
bring into contempt
küçük düşürmek
bring into derision
alaya almak
bring into derision
maskara etmek
bring into disorder
kargaşa yaratmak
bring into disrepute
-e gölge düşürmek
bring into disrepute
itibardan düşürmek
bring into favor
yardıma sevk etmek
bring into line
sıraya sokmak
bring into open
(deyim) ortalığa dökmek
bring into open
(deyim) açığa çıkartmak
bring into prominence
ön plana çıkartmak
bring into prominence
önem kazandırmak
bring into relief
açığa çıkarmak
bring into safety
güven sağlamak
bring into service
halkın hizmetine açmak
bring into service
kullanıma açmak
bring into service
kullanımına izin vermek
bring into service
hizmete açmak
bring into the open
ortaya çıkarmak
bring into the open
açığa çıkarmak
bring into use
halkın hizmetine açmak
bring into use
kullanıma açmak
bring into use
kullanımına izin vermek
bring a child into the world
doğurmak
bring a child into the world
doğurtmak
bring out into the open
açığa çıkarmak
bring order into
düzene sok
bring sth into focus
açıklamak
bring someone into contact with
Birinin ... ile temasını sağlamak
bring something into contact with
Bir şeyin ... ile temasını sağlamak
bring one's power into play
ağırlık koymak
bring smb. into discredit
itibarını sarsmak
bring somebody into discredit
itibarını sarsmak
bring someone into line
(deyim) siraya getirmek,bir seyin uymasini saglamak
bring something into use
kullanıma açtırmak
bring something into use
kullanıma sunmak
bring sth. into line
(deyim) siraya getirmek,bir seyin uymasini saglamak
bringinto
getir
İngilizce - İngilizce
Make someone become involved in a discussion or situation: "The government is trying to bring teachers into the debate on education.", "There is a danger that this could bring other countries into the war."
[bring sb/sth into sth]: Cause someone or something to be in a particular situation: "Most of the land has now been brought into cultivation.", "The work brought me into contact with a lot of very interesting people."
bring into line
(deyim) To make someone conform to the accepted standard

Sam had to be brought into line when he refused to take his muddy shoes off the cocktail table.

bring into court
prosecute, sue, file a claim
bring into play
activate, set into motion, operate
bring into the world
beget, procreate, give birth
bring oneself into disrepute
disgrace oneself, destroy one's own reputation
bring politics into the classroom
discuss politics with students in school (usually inappropriately)
bring into

    Heceleme

    bring in·to

    Türkçe nasıl söylenir

    brîng întı

    Telaffuz

    /ˈbrəɴɢ əntə/ /ˈbrɪŋ ɪntə/