bilinçsiz

listen to the pronunciation of bilinçsiz
Türkçe - İngilizce
unconscious, insensible
unconscious

Tom wasn't unconscious. - Tom bilinçsiz değildi.

Tom found Mary lying unconscious on the kitchen floor. - Tom Mary'yi mutfak zemininde bilinçsizce yatarken buldu.

senseless
comatose
out cold
insensible
bilinç
{i} consciousness

Tom never regained consciousness. - Tom asla yeniden bilinç kazanmadı.

Tom has regained consciousness. - Tom yeniden bilinç kazandı.

bilinç
conscious

His rudeness was conscious, not accidental. - Onun kabalığı tesadüfi değil bilinçliydi.

Tom never regained consciousness. - Tom asla yeniden bilinç kazanmadı.

bilinçsiz olarak
Unconsciously
bilinç
conscience

Conscience is the knowledge that someone is watching. - Bilinç birinin izlediği bilgidir.

Bilinç
(Tıp) mind
bilinç
scruple
bilinç
awareness
bilinç
the conscious
bilinç
feeling
bilinç
The conscious, consciousness
Türkçe - Türkçe
Bilinci olmayan
Kendi etkinliğini eleştirmeli bir biçimde sezmeyen, şuursuz
şuursuz
Bilinç
es
Bilinç
şuur
BİLİNÇ
(Osmanlı Dönemi) t. Psk: İnsanın kendi varlığından ve kendine tesir eden çevresinde meydana gelen hadise ve değişikliklerin, bilgisine sahip olması hali. Şuurun dereceleri vardır. Meselâ: Düşünüyorum ve düşündüğümü biliyorum, yine düşündüğümü bildiğimi de biliyorum ve hakeza. Şuurlu olma ruhun bir vasfıdır. Maddede şuur yoktur. Ve şuurun maddi izahı şuursuzca bir izah olup batıldır. (Bak: Şuur)
BİLİNÇ
(Hukuk) Şuur
bilinç
Bir toplumdaki ruhî etkinliklerin veya ruhî durumların bütünü
bilinç
Dimağ
bilinç
İnsanın kendisini ve çevresini tanıma yeteneği, şuur
bilinç
Temel bilgi, temel görüş
bilinç
Algı ve bilgilerin zihinde duru ve aydınlık olarak izlenme süreci, şuur
bilinç
Bir toplumdaki ruhsal etkinliklerin veya ruhsal durumların bütünü
bilinç
Algı ve bilgilerin zihinde duru ve aydınlık olarak izlenme süreci, şuur: "Davranışlarını bir an önce bilincinin denetiminden kurtarmak için, kadehleri birer dikişte boşaltmaya mı başladı?"- F. R. Atay
bilinçsiz