تعريف kalan في التركية الإنجليزية القاموس.
- rest
Where are the rest of the files?
- Dosyaların geri kalanı nerede?
Please, remember those words for the rest of your life.
- Lütfen hayatınızın geriye kalanı için bu kelimeleri hatırlayın.
- residual
Now clean up any residual dust.
- Şimdi kalan tozu temizleyin
- over
There was a lot of food left over from the party.
- Partiden arta kalan birçok yemek vardı.
I drank the milk that was left over from breakfast.
- Kahvaltıdan kalan sütü içtim.
- vestigial
- remaining
Let's quickly finish the remaining work and go out for some drinks.
- Kalan işi çabucak bitirelim ve dışarı biraz içmeye gidelim.
There were few students remaining in the classroom.
- Sınıfta kalan çok az sayıda öğrenci vardı.
- balance
- left behind
- remanent
- surviving
The surviving refugees longed for freedom.
- Hayatta kalan mültecilerin özgürlük gözünde tütüyor.
Five hundred soldiers were sent to the city, with less than half of them surviving.
- Onların yarısından daha az sağ kalanı ile beş yüz asker şehre gönderildi.
- the remainder
Tom spent the remainder of the night thinking about Mary.
- Tom gecenin geri kalanını Mary'yi düşünerek geçirdi.
They cut the fins and tossed back the remainder of the living shark in the ocean.
- Onlar okyanusta yaşayan köpek balıklarının yüzgeçlerini kestiler ve geri kalanını geri attılar.
- residuary
- (Matematik) difference
- leftover
Who ate the rest of the leftovers?
- Yemek artıklarının kalanını kim yedi?
Tom ate the leftover pizza for breakfast.
- Tom kahvaltı için kalan pizayı yedi.
- rump
- residue
- (Matematik) difference
- remaining, residual; the remainder, residue; rest
- remainder
They cut the fins and tossed back the remainder of the living shark in the ocean.
- Onlar okyanusta yaşayan köpek balıklarının yüzgeçlerini kestiler ve geri kalanını geri attılar.
Tom spent the remainder of the night thinking about Mary.
- Tom gecenin geri kalanını Mary'yi düşünerek geçirdi.
- arrears
- residuum
- the person who is left; the remainder, that which remains
- balance , remainder
- (Matematik) remainder
- (someone, something) who/which remains, remaining
- left
If there is any left, give me some.
- Kalan varsa, bana biraz ver.
There is little wine left.
- Kalan biraz şarap var.
- from left
- geri kalan
- remainder
They cut the fins and tossed back the remainder of the living shark in the ocean.
- Onlar okyanusta yaşayan köpek balıklarının yüzgeçlerini kestiler ve geri kalanını geri attılar.
Tom spent the remainder of the night thinking about Mary.
- Tom gecenin geri kalanını Mary'yi düşünerek geçirdi.
- hayatta kalan
- survivor
Are you one of the survivors of flight 111?
- 111 no'lu uçuşta hayatta kalanlardan biri misin?
Are there any survivors?
- Hiç hayatta kalan var mı?
- kalan süre
- (Bilgisayar) time remaining
- kalan süre
- (Televizyon) elapsed time
- kalan süre
- due in
- Kalan İmkan ve Kabiliyetleri Değerlendirme
- (Askeri) Residual Capability Assessment
- kalan borç
- remaining debt
- kalan borçlar
- surviving debts
- kalan imkan ve kabiliyetleri değerlendirme sistemi
- (Askeri) residual capability assessment system
- kalan imkan ve kabiliyetleri değerlendirme timi
- (Askeri) residual capability assessment team
- kalan imkan ve kabiliyetleri değerlendirme; isyan bastırma kimyasal maddesi
- (Askeri) residual capabilities assessment; riot control agent
- kalan kök
- (ağaç vb.) stub
- kalan parça
- ort
- kalan tehdidin değerlendirilmesi
- (Askeri) residual threat assessment
- kalan yemek
- leftover
- kalan yemeklerden oluşan öğün
- pickup
- kalan yemeklerden oluşan öğün
- pickup dinner
- kâğıt üzerinde kalan
- paper
- kalburda kalan çerçöp
- siftings
- kâğıtlar dağıtıldıktan sonra kalan kartlar
- talon
- kal
- {f} remain
How long will you remain in London?
- Londra'da ne kadar kalacaksın?
Words fly away, the written remains.
- Söz uçar, yazı kalır.
- arda kalan
- remaining
- bitince yerleşik kalan
- (Bilgisayar) terminate-and-stay-resident
- eksik kalan
- lacking
- eksik kalan
- deficient
- eksik kalan
- incomplete
- geri kalan
- residual
- geri kalan
- remnant
- geri kalan
- rest
Do you want the rest of my sandwich?
- Benim sandviçin geri kalanını istiyor musunuz?
Tom wanted to spend the rest of his life with Mary.
- Tom, hayatının geri kalanını Mary ile geçirmek istedi.
- geç kalan
- lag end
- geç kalan
- late comer
- geç kalan
- latecomer
- kalan miktar
- (Ticaret) avail
- kalanlar
- remains
- kolayca akılda kalan
- catchy
- miras kalan
- inherited
Tom bought an engagement ring for Mary with money he inherited from his grandfather.
- Tom büyükbabasından miras kalan parayla Mary için bir nişan yüzüğü aldı.
He just moved into an apartment he inherited from his parents.
- Ana babasından miras kalan bir apartmana henüz taşındı.
- miras olarak kalan
- (Kanun) hereditary
- sabit kalan
- invariable
- serbest kalan
- (Çevre) breakaway
- kal
- devolve
- kal
- hover over
- kal
- {f} stay
I can't stay here forever.
- Sonsuza dek burada kalamam.
I want to stay here longer.
- Burada daha uzun kalmak istiyorum.
- kal
- {f} staying
I should study now, but I prefer staying on Tatoeba.
- Şimdi çalışmalıyım ama Tatoeba'da kalmayı tercih ediyorum.
Kentaro is staying with his friend in Kyoto.
- Kentaro, arkadaşıyla Kyoto'da kalıyor.
- kal
- {f} remaining
The reason both brothers gave for remaining bachelors was that they couldn't support both airplanes and a wife.
- Her iki erkek kardeşin bekar kalmak için ileri sürdüğü neden onların hem uçaklara hem de bir eşe bakamayacaklarıydı.
The door remaining locked up from inside, he could not enter the house.
- Kapı içeriden kilitli kaldığı için, o, eve giremedi.
- kalanlar
- rest
All of us try to be what none of us couldn't be except when some of us were what the rest of us desired.
- Bazılarımız geriye kalanlarımızın arzu ettikleri şey oldukları zaman hariç, hepimiz hiçbirimizin olamadığını olmaya çalışırız.
You can have the rest.
- Kalanları alabilirsiniz.
- Sona kalan dona kalır
- (Atasözü) - Early bird catches the worm.- First come, first served
- arada kalan kişi
- initiand
- ekin biçildikten sonra tarlada kalan köklü sap
- rooted in the field after harvesting the stem
- geri kalan, kalan, artan
- rest, rest, increasing
- Manhattan'ın doğusunda kalan bölge
- east side
- arda kalan
- residuary
- arkada kalan
- behindhand
- ayakta kalan kimse
- standee
- ağızda kalan tad
- tang
- ağızda kalan tat
- aftertaste
- bardağın dibinde kalan içki
- heeltap
- biçilen tarlada kalan kökler
- stubble
- branş dışı kalan
- extracurricular
- devlete kalan mülk
- escheat
- elde kalan mal
- drug in the market
- elde kalan mal
- drug on the market
- elde kalan malların haraç mezat satışı
- rummage sale
- elekte kalan artıklar
- siftings
- ev işleri yaparak aile yanında kalan kız
- au pair girl
- eyaletin başka eyaletler arasında kalan uzantısı
- panhandle
- fıçıda kalan boşluk
- wantage
- geminin su üstünde kalan kısmı
- flotage
- geri kalan
- remainder, remnant
- geri kalan
- (Hukuk) lagging
- geri kalan
- 1. the remainder, the rest, leftovers. 2. remaining
- geri kalan kısım
- remainder
- geride kalan
- straggly
- geride kalan
- straggler
- geride kalan
- surviving
- geride kalan
- fallen astern
- geride kalan
- (Kanun) in arrears
- geride kalan atlar
- ruck
- geride kalan girdap
- (Havacılık) cast off vortex
- geriye kalan
- surviving
- geç kalan
- late
Is a punishment for latecomers being considered?
- Geç kalanlar için bir ceza düşünülüyor mu?
Tom was the only one who was late.
- Tom geç kalan tek kişiydi.
- geç kalan
- unpunctual
- geç kalan
- behindhand
- geç kalan kimse
- laggard
- geçici olarak kalan kimse
- sojourner
- geçici olarak kalan kimse
- bird of passage
- geçmişte kalan
- bygone
- grizu patlamasından sonra kalan zehirli gaz
- afterdamp
- gönüllü olarak maruz kalan
- self-imposed
- hasat sonrası kalan başakları toplamak
- glean
- hastanede kalan doktor
- residential physician
- hata yüzünden hükümsüz kalan yargılama
- mistrial
- hayatın kalan kısmı
- afterlife
- hep evde kalan kimse
- home keeping
- hep yeşil kalan bitki
- evergreen
- ikinci derecede kalan olaylar dizisi
- underplot
- ikinci kez gebe kalan kadın
- (Tıp) secundigravida
- kal
- word, talk
- kal
- snub
- kal
- remains
He remains loyal to his principles.
- O, prensiplerine sadık kalıyor.
He remains calm in the face of danger.
- O, tehlike karşısında sakin kalır.
- kalanlar
- leavings
- kalanlar
- leftovers
You had better throw away leftovers.
- Kalanları atsan iyi olur.
Those are the leftovers from lunch.
- Şunlar öğle yemeğinden kalanlar.
- kendisine miras kalan şahıs
- (Kanun) heir
- kesilen ağacın kalan kütüğü
- stub
- kocasından ünvan kalan dul kadın
- dowager
- maruz kalan
- subject to
Man is the only animal subject to becoming an imbecile.
- İnsan embesil olmaya maruz kalan tek hayvandır.
- mineralin ısıtılmasından geriye kalan kül
- calx
- minimum kalan basınç
- (Otomotiv) minimum residual pressure
- miras kalan kimse
- (Kanun) legatee
- miras kalan mimse
- legatee
- miras kalan varlık
- hereditament
- miras kalan şey
- remainder
- miras olarak kalan
- inheritable
- mirasla kalan
- heritable
- olduğu gibi kalan
- stationary
- satılmayıp elde kalan kitap
- remainder
- sağ kalan
- surviving
Five hundred soldiers were sent to the city, with less than half of them surviving.
- Onların yarısından daha az sağ kalanı ile beş yüz asker şehre gönderildi.
- seyirci kalan
- bystander
- sona kalan
- straggler
- sona kalan dona kalır
- (Atasözü) A slowpoke gets left out in the cold./Slothful people lose out
- sürüncemede kalan
- long-standing
- sürüncemede kalan işler
- leeway
- ucuz pansiyonda kalan kimse
- dosser
- vasiyetin paylaşımından sonra kalan parça
- residue
- yarım kalan cinsel ilişki
- onanism
- yağın eritilmesinden sonra kalan kıkırdak
- scraps
- yetersiz kalan ifade
- understatemant
- çocuğa bakarak aile yanında kalan kız
- au pair girl
- ömür boyu görevde kalan
- perpetual