genişçe

listen to the pronunciation of genişçe
التركية - الإنجليزية
capaciously
rather wide, somewhat broad
broadly
widely
geniş
large

Our house is large enough for five of us. - Bizim ev beşimize yetecek kadar geniş.

Tom really does detest giving speeches in front of large audiences. - Tom geniş kitlenin önünde konuşma yapmaktan hoşlanmaz.

geniş
broad

I am told he has a broad back. - Bana onun geniş bir arkası olduğu söylendi.

She has broad shoulders. - Onun geniş omuzları var.

geniş
{s} wide

These insects are widely distributed. - Bu böcekler geniş bir alana yayıldılar.

When Columbus discovered America, bison (American buffalo) inhabited a wide-ranging area. - Columbus Amerika'yı keşfettiği zaman, bizon ( Amerikan mandası ) geniş bir alanda yaşıyordu.

geniş
extensive

The strong earthquake in Hokkaido caused extensive damage. - Hokkaido'daki şiddetli deprem geniş çaplı hasara neden oldu.

The damage is too extensive. - Zarar çok geniş çaplıdır.

geniş
vast

A vast desert lay before us. - Geniş bir çöl önümüzde uzanıyor.

Sami loved hiking in the vast Russian wilderness. - Sami, geniş Rus vahşi doğasında yürüyüşe çıkmayı seviyordu.

geniş
exhaustive
Geniş
(Tıp) latus
Geniş
(Tıp) lata
geniş
spacious

Father made our living room more spacious. - Baba oturma odamızı daha geniş yaptı.

Their dining room is very spacious. - Onların yemek odası çok geniş.

geniş
{s} cosmical
geniş
{s} full
geniş
{s} extended

Chastity extended the youth. - Saflık gençliği genişletti.

The DVD contains deleted and extended scenes. - DVD silinmiş ve genişletilmiş sahneler içeriyor.

geniş
(Bilgisayar) expanded

The business has expanded by 50% this year. - İş bu yıl % 50 oranında genişlemiştir.

He expanded his research. - O, araştırmasını genişletti.

geniş
(Bilgisayar) thick
geniş
(Dilbilim) timeless
geniş
sweeping
geniş
(Bilgisayar) extend

They extended their territory by conquest. - Onlar fetihle bölgelerini genişletti.

From Sendai I extended my journey to Aomori. - Seyahatimi Sendai'den Aomori'ye kadar genişlettim.

geniş
broader

We should judge matters on a broader basis. - Meseleleri daha geniş bir temelde yargılamalıyız.

geniş
commodious

I found the suites capacious, the sofas commodious, the sandwiches copious. - Ben, suitleri ferah, kanapeleri geniş sandviçleri bol buldum.

geniş
roomy
geniş
catholic
geniş
cosmic
geniş
voluminous
geniş
comprehensive
geniş
ample

There is an ample market for this product. - Bu ürün için geniş bir pazar var.

There's ample room in the attic. - Çatı katında geniş bir oda var.

geniş
expansive

When you travel abroad, you feel very expansive, and it's easy to overspend in a mood like that. - Yurt dışına seyahat ettiğinde çok geniş hissedersin. Böyle bir ruh hali içinde fazla para harcamak kolaydır.

geniş
sizable
geniş
far-flung
geniş
wider

The gap between rich and poor is getting wider. - Zengin ve yoksul arasındaki uçurum daha da genişliyor.

He wants to reach a wider audience. - O daha geniş bir izleyiciye ulaşmak istiyor.

geniş
broadest
geniş
larger

China is larger than Japan. - Çin, Japonya'dan daha geniştir.

geniş
walk in
geniş
spacious, extensive, vast, expansive
geniş
obtuse
geniş
capacious

I found the suites capacious, the sofas commodious, the sandwiches copious. - Ben, suitleri ferah, kanapeleri geniş sandviçleri bol buldum.

I'm wearing a jacket with capacious pockets. - Ben geniş cepli bir ceket giyiyorum.

geniş
wide, broad; spacious, vast, roomy, ample; comprehensive, extensive, exhaustive; carefree
geniş
(Hukuk) broad, extensive
geniş
broadly
geniş
wide, broad
geniş
splay
geniş
open

We have to measure your intraocular pressure. Please open both eyes wide and look fixedly at this object here. - Göz merceğiniz içindeki baskıyı ölçmeliyiz. Lütfen iki gözünüzü genişçe açın ve sabit bir şekilde buradaki bu objeye bakın.

Tom's eyes opened wide. - Tom'un gözleri geniş açıldı.

geniş
elbowroom
geniş
diffuse
التركية - التركية
Biraz geniş
Biraz geniş: "Babam bu güvercinlere, gaz sandıklarından genişçe bir yuva yaptı."- M. Ş. Esendal
geniş
Bol
Geniş
(Osmanlı Dönemi) BESAT
Geniş
(Osmanlı Dönemi) GAYDAK
Geniş
(Osmanlı Dönemi) CEVA'
Geniş
gen

New York'un caddeleri çok geniştir. - New York'un caddeleri çok geniş.

New York'un caddeleri çok geniş. - New York'un caddeleri çok geniştir.

Geniş
(Osmanlı Dönemi) FECM
Geniş
(Osmanlı Dönemi) BAKIR
Geniş
(Osmanlı Dönemi) BASİT
geniş
Eni çok olan, enli, vâsi: "Geniş, bomboş bir taşlığın serin, rutubetli küf kokusu duyuldu."- P. Safa
geniş
Eni çok olan, enli, vâsi
geniş
Kapsamı büyük, dar sınırlar içinde kalmayan, yaygın
geniş
Kolay kolay tasalanmayan, hoşgörülü, rahat: "Besbelli geniş, olabildiğince umursamaz görünmek istiyordu."- A. İlhan. Çok
geniş
Çok

New York'un caddeleri çok geniş. - New York'un caddeleri çok geniştir.

New York'un caddeleri çok geniştir. - New York'un caddeleri çok geniş.

geniş
Alanı büyük olan, dar karşıtı: "Bu ağaç, bir geniş bostan duvarının dış tarafında idi."- O. C. Kaygılı
geniş
Bol (elbise)
geniş
Kolay kolay tasalanmayan, hoşgörülü, rahat
geniş
Alanı büyük olan, dar karşıtı
geniş
(Osmanlı Dönemi) vâsia