Güldüğünde dünya da seninle güler, ama ağladığında yalnız ağlarsın.
- Wenn du lachst, lacht die Welt mit dir, wenn du weinst, weinst du allein.
Asla yalnız olmayacaksın.
- Du wirst nie allein sein.
O yalnız yürümeyi sever.
- She likes to walk alone.
O yalnız yürümeyi sever.
- She likes walking alone.
Makine kendi kendine çalışır.
- The machine works by itself.
Deniz kendi kendine derinleşecek.
- The sea will turn deep by itself.
İş onun tarafından yalnız başına mı yapıldı.
- Was the work done by him alone?
O yalnız başına kahvaltı yaptı.
- He had breakfast all alone.
Ben gidersem kimsesiz olacaksın.
- If I go, you'll be all alone.
Lütfen sadece beni yalnız bırakın. Düşünmek istiyorum.
- Please just leave me alone. I want to think.
Şu anda, Tom sadece yalnız bırakılmayı istiyor.
- Right now, Tom just wants to be left alone.
Her şahıs tek başına veya başkalarıyla birlikte mal ve mülk sahibi olma hakkına sahiptir.
- Everyone has the right to own property alone as well as in association with others.
O tek başına yürümeyi sever.
- She likes to walk alone.
It took courage to sail across the Pacific single-handed.
- Es verlangte Mut, ganz alleine über den Pazifik zu segeln.
She did it single-handedly.
- Sie hat es ganz alleine gemacht.
The light went out by itself.
- Das Licht ging von alleine aus.
The tree fell down by itself.
- Der Baum ist von alleine umgefallen.