sakin

listen to the pronunciation of sakin
التركية - الإنجليزية
habitant
resident

Tom and Mary are longtime residents. - Tom ve Mary uzun süreli sakinlerdir.

The residents of this town are deeply religious and patriotic people. - Bu kasabanın sakinleri çok dindar ve vatansever insanlar.

calm

In situations like these, it's best to remain calm. - Bu gibi durumlarda sakin kalmak en iyisidir.

It was a calm winter evening. - Sakin bir kış akşamıydı.

quiet

The two sisters lived very quietly. - İki kız kardeş çok sakince yaşadılar.

I would like to live in the quiet country. - Sakin bir ülkede yaşamak istiyorum.

tranquil

Would you like a tranquilizer? - Bir sakinleştirici ister misiniz?

Did you give her the tranquilizer? - Ona sakinleştirici verdin mi?

cool

Tom tried to act cool. - Tom sakin davranmaya çalıştı.

Calm down and be cool. - Sakin ol ve rahat ol.

emotionless
even-tempered
citizen

I am also a citizen of Tokyo. - Ben de bir Tokyo sakiniyim.

I am a citizen of Chiba, but work in Tokyo. - Ben Chiba sakiniyim ama Tokyo'da çalışıyorum.

composed

Tom tried to stay composed. - Tom sakin kalmaya çalıştı.

(Askeri) clam
statical
canny
shacker
unruffled
coolheaded
tranquilizing
restrained
uneventful
esay
ataraxic
steady
imperturbate
philosophical
soft
static
(Meteoroloji) lull
equable
denizen
phlegmatic
untroubled
easeful
phlegmatical
equanimity
unperturbed
meek
stilly
sedentary
(deyim) as calm as a millpond
sedated

She's sedated, she could not hurt a fly. - O sakin, bir karıncayı bile incitemez.

I was heavily sedated. - Ağır şekilde sakinleşmiştim.

leisurely

Sami was enjoying a leisurely life. - Sami sakin bir hayattan zevk alıyordu.

self-possessed
balmy
matter-of-fact
occupant

The police vehicle's armor plating saved the lives of its occupants. - Polis aracının zırh kaplaması apartman sakinlerinin hayatlarını kurtardı.

arcadia
douce
unhurried
collected

Fadil was amazingly calm and collected after he had shot Rami. - Fadıl, Rami'yi vurduktan sonra inanılmaz biçimde sakin ve kendindeydi.

Tom was calm and collected. - Tom sakin ve aklı başındaydı.

residentiary
unmoved
occupier
taciturn

Mary's partner is a taciturn person. - Mary'nin ortağı sakin bir kişidir.

inhabiter
inmate
still

Please remain perfectly still. - Lütfen tamamen sakin kal.

Tom sat very still on the couch. - Tom kanepede çok sakin oturdu.

composedly
inhabitant

The inhabitants of the city depend upon the river for drinking water. - Şehrin sakinleri içme suyu için nehre bağlıdır.

Yesterday my brother went to Fukushima to help the inhabitants. I'm afraid that the radiation will increase. - Dün, kardeşim sakinlere yardım etmek için Fukushima'ya gitti. Korkarım ki radyasyon artacak.

in repose
calm, cool, placid, self-possessed, serene, imperturbate; quiet, taciturn; tranquil, peaceful, esay; inhabitant, dweller, resident, occupier, occupant sekene
comfortable

He observed this calmly, from a comfortable distance. - Bunu uygun bir uzaklıktan sakince gözlemledi.

peaceable
dweller

For some dwellers of ancient China, antlers were probably among the most mysterious and beautiful things in the world. - Antik Çin'in bazı sakinleri için, boynuzlar muhtemelen dünyanın en gizemli ve güzel şeyleri arasındaydı.

cold

He jumped into the cold and calm waters of the gulf, and started to swim through the darkness. - O, körfezin soğuk ve sakin sularına atladı ve karanlığın içinden yüzmeye başladı.

(someone) who resides in or inhabits (a place)
laidback
local

Local residents are in a state of shock. - Yerel sakinler şok içinde.

She married a local boy. - O, yöre sakini bir çocukla evlendi.

(a) resident; (an) inhabitant
philosophic
nerveless
sakin olmak
be calm
sakin bir biçimde
quietly
sakin ol
be cool

Calm down and be cool. - Sakin ol ve rahat ol.

He's trying to be cool. - Sakin olmaya çalışıyor.

sakin olmak
calm down

You have to calm down. - Sakin olmak zorundasın.

Sami has to calm down. - Sami sakin olmak zorunda.

sakin kafayla
calmly
sakin kalmak
chill out
sakin meltem
(Askeri) moderate breeze
sakin ol
(Konuşma Dili) go easy
sakin olmak
settle down
sakin olmak
(deyim) keep one's head
sakin olun lütfen
please stay calm
sakin, kendi hâlinde yaşayan
residents, who live in their own state of
sakin bir biçimde
sedately
sakin bir şekilde
unperturbedly
sakin bir şekilde
matter-of-factly
sakin bir şekilde
impassively
sakin deniz
hyaline
sakin duramama
(Tıp) jactitation
sakin durmama
jactitation
sakin ol
keep still
sakin ol
keep your hair on
sakin ol
keep cool

Tom is trying to keep cool. - Tom sakin olmaya çalışıyor.

sakin ol
cool it
sakin ol
steady on
sakin olmak
keep one's temper
sakin olmak
to calm down

You have to calm down. - Sakin olmak zorundasın.

I closed my eyes to calm down. - Sakin olmak için gözlerimi kapattım.

sakin olmak
keep cool
sakin olmak
keep still
sakin olun
cool it
sakin olun her şey yoluna girecek
Calm down everything will be OK
sakin olunuz
please calm down
sakin olurmusunuz
please calm down
sakin sakin
leisurely
sakin su yüzeyi
(Askeri) still-water level
sakin ve aklı başında
calm and collected
sakinler
doldrums
yerleşik-sakin
(Meteoroloji) settled
sakin ol
Take it easy

Take it easy. I can assure you that chances are in your favor. - Sakin olun. Ben fırsatların sizin lehinize olduğunu size temin ederim.

Take it easy and get well. - Sakin olun ve iyi geçinin.

durgun, sakin, hareketsiz
calm, quiet, still
sakin ol
stay calm

Stay calm and keep going. - Sakin olun ve gitmeye devam edin.

Stay calm no matter what she says. - Ne derse desin sakin ol.

bayan sakin
inhabitress
sakin olmak
reside
sakin olmak
abide
sakin olmak
dwell
sakin olmak
inhabit
sessiz sakin
restful
sessiz sakin
idyllic
التركية - التركية
Hareket etmeyen, kımıldamayan, durgun, dingin
Durgun, hareket etmeyen, kımıldamayan, dingin
Sessiz
Bir yerde oturan: "Sakinleri Müslümanlardan ibaret olan semtte, bakkal dükkânı, günün her saatinde dolup boşalır."- S. Ayverdi
Huysuzluğu, rahatsızlığı azalmış veya geçmiş: "Sesi dinlediği müddetçe sakin ve uslu duruyordu."- Y. K. Karaosmanoğlu
Kimseyi rahatsız etmeyen, kızgınlık göstermeyen
Sessiz: "Dinlenmek için otelimizden daha sakinini bulacağınızı ummam."- S. F. Abasıyanık
Bir yerde oturanlar, sakinler
Huysuzluğu, rahatsızlığı azalmış veya geçmiş
Bir yerde oturan, sekene
Hindu'ların çok korktuğu dişi şeytanlara verilen ad
(Osmanlı Dönemi) bir yerde oturan
(Osmanlı Dönemi) İSKÂN
SAKİN
(Osmanlı Dönemi) Hareketsiz, kendi hâlinde. Bir yerde oturan. Kararlı
SAKİN
(Osmanlı Dönemi) Gr: Harekesi olmayıp cezimli (sakin okunan) harf
sakin olmak
Bir yerde yerleşmek, oturmak
sakin olmak
Sakin duruma gelmek
sakin sakin
Durgun, dingin olarak
sakin sakin
Heyecan, telâş, kızgınlık göstermeyen
sakin sakin
uslu
Sakin olmak
(Osmanlı Dönemi) HEDA
Sâkin olmak
(Osmanlı Dönemi) REKU'
Sâkin olmak
(Osmanlı Dönemi) HÜD'
Sâkin olmak
(Osmanlı Dönemi) NEST
Sâkin olmak
(Osmanlı Dönemi) HAFT
Sâkin olmak
(Osmanlı Dönemi) SEKN
Sâkin olmak
(Osmanlı Dönemi) HÜKU'
Sâkin olmak
(Osmanlı Dönemi) UKD
sakin
المفضلات