sözde

listen to the pronunciation of sözde
التركية - الإنجليزية
(Hukuk) so-called

So-called winter time is expected to enhance the college reform. - Sözde kış döneminin üniversite reformunu geliştirmesi bekleniyor.

They are the so-called victims of war. - Onlar sözde savaş mağdurlarıdır.

quasi
nominal
would-be
alleged

Tom was Mary's alleged accomplice. - Tom Mary'nin sözde suç ortağıydı.

allegedly
as if

People from the so-called first world look at us Latinos as if we hadn't invented the wheel yet. - Sözde birinci dünyadan insanlar biz Latinlere tekerleği henüz icat etmemiş gibi bakıyor.

as though
nominally
professedly
supposed

Even though we're supposedly in a recession, people are traveling abroad in record numbers this Golden Week holiday. - Sözde bir durgunluk içinde olmamıza rağmen bu Altın Hafta tatilinde rekor sayıda insan yurt dışında seyahat ediyor.

Mary was supposedly on business in Boston, but Tom claimed to have seen her in New York last night. - Mary sözde iş için Boston'daydı ama Tom onu dün gece New York'ta gördüğünü iddia etti.

ostensible
soi disant
self styled
professed
reputed
supposedly; ostensible, would-be, so-called
of a sort
of sorts
purported
socalled
if
so to say
fictive
assumed
pseudo

Creationism is a pseudo-science. - Yaratılışçılık, bir sözde-bilimdir.

Creationism is pseudoscience. - Yaratılışçılık sözdebilimdir.

seeming
so called
dummy
self-styled
pseudorange
soidisant
the so called
so to speak
reputedly
wouldbe
supposedly

Even though we're supposedly in a recession, people are traveling abroad in record numbers this Golden Week holiday. - Sözde bir durgunluk içinde olmamıza rağmen bu Altın Hafta tatilinde rekor sayıda insan yurt dışında seyahat ediyor.

They supposedly have reached a deal. - Onlar sözde bir anlaşmaya vardılar.

{i} would be
söz
statement

I'm going to ascertain the truth of his statement. - Onun sözünün aslını araştıracağım.

I could not believe his statement. - Ben onun sözüne inanamadım.

söz
promise

Your stomach won't be full from promises. - Miden sözlerden dolu olmayacaktır.

He promised to meet him at the coffee shop. - Onunla kahve dükkanında buluşmaya söz verdi.

söz
word

He didn't believe Ben's words. - O, Ben'in sözlerine inanmadı.

Impossible is not a French word. - Impossible Fransızca bir sözcük değildir.

sözde ermeni soykırımı
(Politika Siyaset) So-called Armenian genocide
sözde aday
(Hukuk) candidate in name
sözde akıllı
sapient
sözde bağlılık
lip service
sözde bağlılık göstermek
pay lip service to
sözde gürültü
(Askeri) pseudonoise
sözde kalmak
not to be carried out, not to be realized
sözde mahcup
demure
sözde rasgele gürültü
(Askeri) pseudorandom noise
sözde rasgele ikili dizi
(Askeri) pseudorandom binary sequence
sözde sentetik video
(Askeri) pseudosynthetic video
söz
expression

I'll look up the expression in the dictionary. - Ben ifadeye sözlükte bakacağım.

söz
{s} wordy
söz
upon my word
söz
{i} plight
söz
iron
söz
gossip
söz
dixit
söz
fluent
söz
(Dilbilim) parole
söz
commitment

Unfortunately, I have a commitment. - Ne yazık ki bir sözüm var.

I'm sorry, I already have another commitment. - Üzgünüm, benim zaten başka bir sözüm var.

söz
rumour
söz
asseverate
söz
{i} say

Gentlemen, allow me to say a few words in greeting. - Baylar, karşılamada birkaç söz söylemem için bana izin verin.

Tom says that he doesn't remember having made such a promise. - Tom öyle bir söz verdiğini hatırlamadığını söylüyor.

söz
asseveration
söz
{i} term

The term hutong, originally meaning water well, came from the Mongolian language about 700 years ago. - Orijinalde su kuyusu anlamına gelen hutong sözcüğü, Moğol dilinden yaklaşık 700 yıl önce gelmiştir.

The short term contract employees were dismissed without notice. - Kısa vadeli sözleşmeli personel haber vermeden işten çıkarıldı.

söz
pledge

She pledged herself never to do it again. - Bunu bir daha asla yapmayacağına dair kendi kendine söz verdi.

The pledge to stop smoking cigarettes ranks among the top ten New Year's resolutions year after year. - Sigarayı bırakma sözü her yıl ilk on Yeni Yıl kararı arasında yer alıyor.

söz
remark

My remarks were not aimed at you. - Sözlerim size yönelik değildi.

His remark was really out of line. - Onun sözü gerçekten uygunsuzdu.

söz
foregoing
söz
undertaking
söz
assurance
söz
saying

Tom left without saying a word. - Tom bir söz söylemeden ayrıldı.

Have you ever heard the saying: Lying leads to thieving? - Sen hiç yalan söyleme hırsızlığa götürür sözünü duydun mu?

söz
wording
söz
spoken of
söz
vocable
söz
mentions

Nobody mentions my country. - Hiç kimse ülkemden söz etmiyor.

Mary becomes angry when Tom mentions her weight. - Mary, Tom onun ağırlığından söz ettiği zaman sinirlenir.

söz
{i} sentence

Let's find sentences with new vocabulary on this topic, add them to the following list: _____; and translate them. - Haydi bu konuda yeni sözcük haznesiyle cümleler bulun, yandaki _____ listesine onları ekleyin; ve çevirin.

In a dictionary like this one there should be at least two sentences with fridge. - Böyle bir sözlükte buzdolabı ile ilgili en az iki cümle olmalıdır.

söz
talk

Many things are easy to talk about, but difficult to actually carry out. - Pek çok şey sözde kolaydır, fakat gerçekleştirmesi aslında zordur.

It is not polite to interrupt someone while he is talking. - Konuşurken birinin sözünü kesmek kibarlık değildir.

söz
voice
söz
committal
söz
word, remark; speech, talk; saying; rumour, gossip; promise, assurance, commitment; engagement
söz
rumor

The media got wind of a rumor about his engagement and came quickly. - Medyanın onun sözleşmesi ile ilgili bir söylenti rüzgarı vardı ve hızlı geldi.

söz
faith

You must be faithful to your word. - Sözüne sadık olmalısın.

söz
remark, utterance; expression; statement; word
söz
engagement

The media got wind of a rumor about his engagement and came quickly. - Medyanın onun sözleşmesi ile ilgili bir söylenti rüzgarı vardı ve hızlı geldi.

Tom has broken our engagement. - Tom sözleşmemizi bozdu.

söz
{i} verbalism
söz
{i} spiel
söz
{f} contracting
söz
discourse
التركية - التركية
Soru anlamı taşımayan cümlelerde anlatılan düşüncenin gerçekte var olmayıp öyle sanıldığını gösterir, sözüm ona, sanki, güya: "Yazı yazmakta o kadar tembelim ki sözde hislerimi, hatıralarımı günü gününe yazacaktım."- Ö. Seyfettin
Gerçekte öyle olmayıp öyle geçinen veya bilinen
Soru anlamı taşımayan cümlelerde anlatılan düşüncenin gerçekte var olmayıp öyle sanıldığını gösterir, sözüm ona, sanki, güya
sözde özne
Edilgen fiilin özne görevini yüklenmiş nesnesi: Kapı açıldı cümlesindeki kapı sözde öznedir
Söz
(Hukuk) KAVİL
Söz
(Osmanlı Dönemi) LEFZ
Söz
(Osmanlı Dönemi) SERVA
Söz
(Hukuk) KELAM
Söz
bahis
söz
Bir düşünceyi eksiksiz olarak anlatan kelime dizisi, lakırtı, kelam, kavil: "Söz var, iş bitirir; söz var, baş yitirir."- Atasözü
söz
Kesinlik kazanmayan haber, söylenti
söz
Bir konuyu yazılı veya sözlü olarak açıklamaya yarayan kelime dizisi: "Yer yer birçok türküde rastladığımız beylik sözler de vardı içinde."- B. R. Eyuboğlu
söz
Bir düşünceyi eksiksiz olarak anlatan kelime dizisi, lakırtı, kelâm, kavil
söz
Müzik parçalarının yazılı metni, güfte
söz
Bir veya birkaç heceden oluşan ve anlamı olan ses birliği, kelime, sözcük
söz
Bir işi yapacağını kesin olarak vadetme
söz
(Osmanlı Dönemi) kâl
söz
Bir konuyu yazılı olarak açıklamaya yarayan kelime dizisi
sözde
المفضلات