rağmen

listen to the pronunciation of rağmen
التركية - الإنجليزية
despite

Despite the importance of sleep, its purpose is a mystery. - Uykunun önemine rağmen, onun amacı bir sırdır.

Despite all his faults, everybody likes him. - Tüm hatalarına rağmen, herkes onu seviyor.

although

Although rainforests make up only two percent of the earth's surface, over half the world's wild plant, animal and insect species live there. - Yağmur ormanlarının, dünya yüzeyinin sadece yüzde ikisini kaplamasına rağmen; vahşi bitki, hayvan ve bitki türlerinin yarısından fazlası orada yaşar.

Although I trusted the map, it was mistaken. - Haritaya güvenmeme rağmen o hatalıydı.

in spite of

I admire him, in spite of his faults. - Ben onun hatalarına rağmen, ona hayranım.

I cannot help liking him in spite of his many faults. - Çok sayıda hatasına rağmen ondan hoşlanmamak elimde değil.

though

Though he is rich, he is not happy. - O zengin olmasına rağmen mutlu değil.

Though I am tired, I will work hard. - Yorgun olmama rağmen sıkı çalışacağım.

for all

For all his riches he is not happy. - Bütün servetine rağmen o mutlu değildir.

For all his faults, Sam is still a very likable person. - Sam, yaptığı tüm hatalarına rağmen hâlâ çok sevimli bir kişidir.

while

While he likes English, he is weak in mathematics. - İngilizce sevmesine rağmen, o, matematikte zayıftır.

even though

Even though we tried hard, we couldn't beat Jane. - Biz sıkı çalışmamıza rağmen, Jane'i yenemedik.

Tom didn't want to eat the worms even though they were high in protein. - Tom yüksek proteinli olmalarına rağmen solucanları yemek istemiyordu.

considering
in despite of
in spite of, despite, in the face of, for all, nothwithstanding; although, though, tho'
but what
notwithstanding
spite of

I admire him, in spite of his faults. - Ben onun hatalarına rağmen, ona hayranım.

I cannot help liking him in spite of his many faults. - Çok sayıda hatasına rağmen ondan hoşlanmamak elimde değil.

as
whilst
after all

Despite our efforts, we failed after all. - Bütün çabalarımıza rağmen, sonuçta hepimiz başarısız olduk.

You managed it after all. - Her şeye rağmen onu başardın

but yet
altho

Although I trusted the map, it was mistaken. - Haritaya güvenmeme rağmen o hatalıydı.

Although he's young, he has a grey beard. - Genç olmasına rağmen gri sakalı var.

even

Even though we tried hard, we couldn't beat Jane. - Biz sıkı çalışmamıza rağmen, Jane'i yenemedik.

Even though I felt that there was something strange, I just didn't know what it was. - Ben garip bir şey olduğunu hissetmiş olmama rağmen, ben sadece onun ne olduğunu bilmiyordum.

in contrast to
ever so
counter to
albeit
in the face of
ever though
inspite
but

Everyone opposed it, but Sally and Bob got married all the same. - Herkes ona karşı çıktı fakat buna rağmen Sally ve Bob evlendiler.

Every one opposed it, but Mary and John got married all the same. - Herkes ona karşı çıktı fakat her şeye rağmen Mary ve John evlendi.

for

For all his faults, he is a good fellow. - Tüm hatalarına rağmen, o iyi bir adam.

I like him the better for his faults. - Hatalarına rağmen onu daha çok seviyorum.

bütün bunlara rağmen
nevertheless

Nevertheless, I'm immensely proud. - Bütün bunlara rağmen, ben son derece gurur duyuyorum.

buna rağmen
nevertheless

Nevertheless, she took off her coat and seemed ready for a short conversation. - Buna rağmen, o ceketini çıkardı ve kısa bir konuşma için hazır görünüyordu.

Tom's as strong as an ox, yet nevertheless is a coward. - Tom bir öküz kadar güçlü ama buna rağmen bir korkak.

buna rağmen
still

All the same, we still need a scientific account of how exactly pains are caused by brain processes. - Buna rağmen, bizim hâlâ ağrıların beyin işlemleri tarafından tam olarak nasıl neden olduğu hakkında bilimsel bir açıklamaya ihtiyacımız var.

She has a lot of faults. Still, I like her. - Çok hatası var. Buna rağmen onu severim.

her şeye rağmen
for all that

I told her once and for all that I would not go shopping with her. - Ona bir kez söyledim ve her şeye rağmen onunla alışverişe gitmedim.

She told him once and for all that she would not go to the movie with him. - Ona bir kez söyledim ve her şeye rağmen onunla sinemaya gitmedim.

her şeye rağmen
regardless
buna rağmen
notwithstanding
bütün bunlara rağmen
even then
bütün bunlara rağmen
for all that
bütün bunlara rağmen
still
bütün bunlara rağmen
even so
bütün bunlara rağmen
despite all
e rağmen
in spite of

kara rağmen hakem maçı iptal etmedi.

sana rağmen
Although I
buna rağmen
even then
buna rağmen
even so

The wine was very expensive, but even so he wanted to buy it. - Şarap çok pahalıydı, buna rağmen onu satın almak istedi.

buna rağmen
howbeit
buna rağmen
still, notwithstanding
buna rağmen
for all that
engellere rağmen ilerlemek
worry along
hatalara rağmen başarmak
muddle through
hatalara rağmen başarıyla sıyrılmak
muddle along
her şeye rağmen
nonetheless

Nonetheless, she loved the children and was content with the work. - Her şeye rağmen, o, çocukları seviyordu ve işinden memnundu.

her şeye rağmen
nontheless
her şeye rağmen
after all

You managed it after all. - Her şeye rağmen onu başardın

Tom didn't buy it after all. - Her şeye rağmen onu almadım.

her şeye rağmen
against all odds
her şeye rağmen başarmak
muddle through
mesine rağmen
notwithstanding
التركية - التركية
(Osmanlı Dönemi) Aksine olarak, inadına, zıddına olarak, zoraki
Karşın: "Bütün isteğime rağmen, gerçi bu çocuğa içimi dökmemiştim."- H. E. Adıvar
Karşın
rağmen
المفضلات