oldukça

listen to the pronunciation of oldukça
التركية - الإنجليزية
pretty

She sang pretty well. - O oldukça güzel söyledi.

That car salesman was a pretty off the wall kind of guy. - O araba satıcısı oldukça acayip bir adam.

rather

The shoes you are wearing look rather expensive. - Giydiğin ayakkabılar oldukça pahalı görünüyorlar.

In spite of the sunny weather, the air was rather chilly. - Güneşli havaya rağmen, hava oldukça serindi.

quite

The salts and minerals found in these mountains are quite diverse. - Bu dağlarda bulunan tuzlar ve mineraller oldukça farklıdır.

Women really are quite dangerous. The more I think about this, the more I'm able to understand the reasoning behind face covering. - Kadınlar gerçekten oldukça tehlikeliler. Bu konuda ne kadar çok düşünürsem, o kadar çok yüz örtüsünün arkasındaki nedeni anlayabileceğim.

fairly

The surface of the object is fairly rough. - Nesnenin yüzeyi oldukça pürüzlü.

Tom bought Mary a fairly expensive camera. - Tom Mary'ye oldukça pahalı bir kamera aldı.

substantially
(Hukuk) substantial
whopping
rather, fairly, quite, pretty, to some extent: Su oldukça soğuk. The water's pretty cold
such

Mary was such a lovely bride. - Mary oldukça güzel bir gelindi.

Such incidents are quite common. - Bu gibi olaylar oldukça yaygındır.

well enough
a bit of a
reasonably

Tom was reasonably certain that Mary had stolen his grandfather's gold watch. - Tom, Mary'nin onun büyükbabasının altın saatini çaldığından oldukça emindi.

I'm reasonably certain of it. - Ben bundan oldukça eminim.

quite, fairly, rather, pretty
a whale of
somewhat

Research in this area is somewhat equivocal. - Bu konuda yapılan araştırma oldukça şüpheli.

well

Quite well, thank you. - Oldukça iyiyim, teşekkür ederim.

Just how well can masks block the, even smaller than pollen, yellow sand dust? I think it much more of a nuisance than pollen. - Maskeler sarı kum tozunu,polenlerden dahada küçük,ne kadar iyi engelleyebilir?Sanırım o polenden oldukça daha fazla bir baş belasıdır.

spanking
a good many

I have a good many things to do today. - Bugün yapacak oldukça çok şeyim var.

good

I went to the theater quite early with a view to getting a good seat. - İyi bir koltuk almak amacıyla tiyatroya oldukça erken gittim.

That's a pretty good idea. - O oldukça iyi bir fikir.

considerably

Your family has considerably increased since my last voyage. - Son yolculuğumdan beri ailen oldukça arttı.

This area has been considerably built up of late. - Bu alan oldukça geç inşa edilmiştir.

a good bit
notably
relatively

The region is relatively rich in mineral resources. - Bölge maden kaynakları açısından oldukça zengindir.

goodish
muchly
widely
comparatively
tolerably
more or less
a trifle
a rather
considerable
plenty

This typewriter has seen plenty of use. - Bu daktilo oldukça sık kullanılmıştır.

sort

It's quite absurd of you to tell her that sort of thing. - Ona böyle bir şey söylemen oldukça saçma.

Tom can do all sorts of things quite well. - Tom her çeşit şeyi oldukça iyi yapabilir.

some

Some people think the government has way too much power. - Bazı insanlar hükümetin oldukça çok fazla gücünün olduğunu düşünüyor.

Under a microscope, some viruses appear quite beautiful. - Mikroskop altında, bazı virüsler oldukça güzel görünür.

reasonable

It seems perfectly reasonable. - Oldukça makul görünüyor.

That's a fairly reasonable price. - O oldukça makul bir fiyat.

middling
oldukça büyük
sizeable
oldukça çok
a great deal

It would mean a great deal to me. - Bu benim için oldukça çok şey ifade ederdi.

Tom reads a great deal. - Tom oldukça çok okur.

oldukça az
rather than
oldukça erken
very early
oldukça geniş
wide
oldukça büyük
pretty big
oldukça büyük
liberal
oldukça büyük
quite big
oldukça büyük
sizable

Tom won a sizable amount of money. - Tom oldukça büyük bir miktarda para kazandı.

oldukça büyük
awful
oldukça büyük
goodish
oldukça büyük miktar
an awful lot
oldukça farklı
a long way off
oldukça genç
youngish
oldukça geç
latish
oldukça iyi
fairly well

Tom speaks French fairly well, doesn't he? - Tom Fransızcayı oldukça iyi konuşur değil mi?

He speaks English fairly well. - O, İngilizceyi oldukça iyi konuşur.

oldukça kötü
baddish
oldukça kısa
shortish
oldukça soğuk
rather cold
oldukça uzak
a good distance off
oldukça yavaş
stepwise
oldukça zayıf
faintish
ömürü oldukça as long as one lives;
for the rest of one's life
epey, oldukça çok
very, very much
buradan oldukça uzak
It's quite far from here
التركية - التركية
Yetecek kadar, epey, hayli: "Geceyi oldukça rahat geçireceğinizi ümit ederim."- R. H. Karay
Yetecek kadar, epey, hayli
bir hayli
hayli
الإنجليزية - التركية
pretty much
oldukça
المفضلات