doğmak

listen to the pronunciation of doğmak
التركية - الإنجليزية
rise
be born

Be born, get married, and die; always bring money. - Doğmak, evlenmek ve ölmek, her zaman para getirir.

arrive
1.to be born
come about
begin
grow out of
emanate
emerge
(güneş) rise
break through
to appear, arise
to occur (to). doğduğuna inanıp öldüğüne inanmamak (Konuşma Dili) to look on the bright side of something and refuse to look on its dark side. doğduğuna (bin) pişman tired of life, unhappy, miserable. doğduğuna pişman etmek to make (someone) regret the day he was born
to be born; (güneş, ay) to rise; (gün) to dawn; to happen, to arise, to spring, to result
arise
spring
(for the sun, the moon, or a star) to rise
ensue
born

The man was ashamed of being born poor. - Adam fakir olarak doğmaktan utanıyordu.

Be born, get married, and die; always bring money. - Doğmak, evlenmek ve ölmek, her zaman para getirir.

issue
(Kanun,Ticaret) originate
(Dilbilim) come out
dawn
was born
result
grow of
doğmak, meydana gelmek
rise, occurs to
doğ
birth date

No one can have three different birth dates. - Hiç kimsenin üç farklı doğum tarihi olamaz.

My water broke on the evening of the predicted birth date. - Önceden belirlenen doğum tarihinin akşamında suyum kesildi..

doğma
born

My dad died before I was born. - Babam, ben doğmadan önce öldü.

I was not yet born when a war between Japan and the U.S. broke out in December 1941. - Japonya ve Amerika Birleşik Devletleri arasındaki bir savaşın patlak verdiği Aralık 1941'de henüz doğmamıştım.

doğma
emergence
doğ
be born

If I were to be born a second time, I would like to be Canadian. - Ben ikinci kez doğacak olsam Kanadalı olmak isterim.

A sure method to be rich is to be born rich. - Zengin olmak için kesin bir yöntem, zengin doğmuş olmaktır.

doğma
resurrection
küllerinden doğmak
Be born out of (its, his etc.) ashes
yeniden doğmak; yeniden canlanmak
to be reborn, to revive
borç doğmak
(debt) to arise from something
doğ
birth

I got you a pen as a birthday present. - Doğum günü hediyesi olarak sana kalem aldım.

Yesterday was my seventeenth birthday. - Dün onyedinci doğumgünümdü.

doğ
on
doğ
(abbr. for doğum)
doğma
rising

The sun was on the point of rising in the east. - Doğuda güneş doğmak üzereydi.

doğma
rising (of the sun, the moon, or a star)
doğma
birth
doğma
born of
eksik doğmak
to be born prematurely
erken doğmak
slip
erken doğmak
slink
gönülüne doğmak
to have a presentiment
gün doğmak
1. for the sun to rise, for day to dawn. 2. (for someone) to have an unexpected opportunity or stroke of fortune
gün doğmak
a) (sun, morning) to rise, to dawn, to break b) (one's luck/day) to come
güneş doğmak
for the sun to rise
içinden doğmak
see
içine doğmak
guess
içine doğmak
to feel in one's bones, to have a hunch, to sense
içine doğmak
forebode
içine doğmak
have a feeling
içine doğmak
divine
içine doğmak
presage
içine doğmak
intuit
içine doğmak intuitively
to feel that, have a feeling that (something is going to happen): Böyle bir şey olacağı içime doğmuştu. I'd had a feeling something like this would happen
kadir gecesi doğmak
to be born under a lucky star
sezaryenla doğmak
to be born by caesarean section
soylu bir aileye doğmak
be born in the purple
soylu bir aileye doğmak
be born into the purple
yeniden doğmak
take on a new lease of life
yıldız doğmak
(star) come out
zengin bir ailenin çocuğu olarak doğmak
be born into a rich family
التركية - التركية
Dünyaya gelmek
Zihinde birdenbire oluşmak
Güneş, ay, yıldız ufuktan yükselerek görünmek: "Bir sabah güneş doğarken kafile yola çıktı."- R. N. Güntekin
Ufuktan yükselerek görünmek
Ortaya çıkmak, sonucu olmak: "Nezaket denen şey, kadının hanımlaşması ile beraber doğdu."- F. R. Atay
Düşünce, hayal gibi şeyler zihinde birdenbire oluşmak
Ortaya çıkmak, sonucu olmak
(Osmanlı Dönemi) SADARE
doğma
Doğmuş
doğma
Doğmak durumu
doğma
Doğmuş: "Vücut, sıtma nöbeti gibi sıcakla soğuğun karışmasından doğma garip ürpertilerle titriyordu."- R. N. Güntekin
doğma
Dünyaya gelme
doğma
Doğruluğu kesin olarak bilinmeyen haber
doğmak
المفضلات