aramak

listen to the pronunciation of aramak
التركية - الإنجليزية
call

I'm gonna have to call you back. - Seni tekrar aramak zorunda kalacağım.

I just wanted to call you and let you know I'd be late. - Sadece seni aramak ve geç kalacağımı bildirmek istedim.

search

Many men set out for the West in search of gold. - Birçok insan altın aramak için Batıya yola çıktı.

Many men left for the West in search of gold. - Birçok insan altın aramak için Batı'ya gitti.

look for

I have to look for my pen. - Dolma kalemimi aramak zorundayım.

He came to New York in order to look for a job. - Bir iş aramak için New York'a geldi.

seek

Didn't I have a right to seek the happiness I longed for? - Hasret kaldığım saadeti aramak hakkım değil miydi?

Some Asians seek more technological solutions. - Bazı Asyalılar daha teknolojik çözümler aramaktadır.

ask for
quest

If you have any more questions, please don't hesitate to call. - Eğer daha fazla sorunuz varsa, aramakta tereddüt etmeyiniz.

If you have any questions, don't hesitate to call. - Eğer herhangi bir sorununuz varsa, aramak için tereddüt etmeyin.

to look for, to seek, to hunt for, to rake about/around; to search, to frisk, to shake sb/sth down; to call, to give sb a buzz, to call sb up;" " telefon etmek; to long for, to miss; to ask for
go
long for
call somebody up
find

We're on earth to look for happiness, not to find it. - Biz mutluluk aramak için dünyadayız, onu bulmak için değil.

Trying to find happiness only makes you unhappy. - Mutluluğu aramak seni sadece mutsuz eder.

ransack
be on the look-out for
seeks
seek out
look

Mobs broke into stores looking for food. - Serseri grupları yiyecek aramak için mağazalara zorla girdi.

I've been looking for a new job for a long time. - Ben uzun bir zamandır yeni bir iş aramaktayım.

miss

All the villagers went into the mountains to look for a missing cat. - Bütün köylüler kayıp bir kediyi aramak için dağlara gittiler.

The police have given up looking for the missing child. - Polis kayıp çocuğu aramaktan vazgeçti.

scrabble
gun for
go for
have a look-see
(deyim) lay hold
forage
dial
respite
seek after
frisk
hunt up
call on

Don't bother to call on him. - Onu aramak için zahmet etmeyin.

quest for
to inquire (after)
search thoroughly
try to find
seek for
scout around
scout about
seek after; be spoiling for; miss; look for trouble
hunt out
to long (for), miss
to look (for), hunt (for), seek
hunt after
rout
hunt

Tom has been hunting for a job since he lost his previous job last year. - Geçen yıl bir önceki işini kaybettiğinden beri, Tom bir iş aramaktadır.

He is busy with job hunting. - O, iş aramakla meşguldür.

search , seek
comb
to ask (for), demand
rummage

Tom rummaged through his closet looking for a pair of black shoes. - Tom bir çift siyah ayakkabı aramak için dolabını didik didik aradı.

be on the lookout fo
search for

They did not have time to search for it. - Onu aramak için zamanları yoktu.

The water was so murky that the police divers had to search for the body by feel. - Su o kadar bulanıktı ki polis dalgıçlar vücudu dokunarak aramak zorunda kaldı.

hunt for
(Konuşma Dili) to look for trouble. Arama! (Konuşma Dili) It's too much to expect
regret
look up

It is a good habit to look up new words in a dictionary. - Yeni kelimeleri sözlükte aramak iyi bir alışkanlıktır.

Dictionaries are used to look up the words you don't know. - Sözlükler bilmediğiniz sözcükleri aramak için kullanılır.

rake around
poke about
scout
rake about
beat the bushes
ask
(deyim) go over
have a look see
(Fiili Deyim ) scout for
comb out
spoil
be spoiling for
rake
hunt up/out
{f} poke
ara
{i} recess

I would like to request a short recess. - Ben kısa bir ara rica etmek istiyorum.

The meeting will reconvene in two hours after a brief recess. - Toplantı, kısa bir aradan sonra iki saat içinde tekrar toplanacak.

arama
search

Search and rescue operations began immediately. - Arama ve kurtarma operasyonları hemen başladı.

Tom wanted to become a search-and-rescue specialist. - Tom bir arama- kurtarma uzmanı olmak istiyordu.

ara
{s} intermediary
arama
research
ara
{i} break

She spoke for 30 minutes without a break. - O, ara vermeden 30 dakika boyunca konuştu.

The thief used a screwdriver to break into the car. - Hırsız arabaya girmek için bir tornavida kullandı.

aramak (altın)
prospect
aramak (telefon)
dial
aramak telefon
call
aramak üzere
in search of
aramak for
To search for
arayan kimseyi geri aramak
call back
araziyi köşe bucak aramak
quarter
ara
{i} space

Between space and time. - Uzay ve zaman arasında.

Tom backed his car out of the parking space. - Tom arabasını park yerinden çıkardı.

ara
{f} search

She searched for her granddaughter who had been taken away. - O kaçırılan torununu aradı.

They went in search of happiness. - Onlar mutluluğu aramaya gittiler.

ara
interval

The meetings were held at intervals. - Toplantılar belli aralıklarla gerçekleştirildi.

Buses are running at 20 minute intervals. - Otobüsler 20 dakikalık aralıklarla çalışıyor.

ara
gap

The gap between rich and poor is getting wider. - Zengin ve yoksul arasındaki uçurum daha da genişliyor.

There is a generation gap between them. - Onlar arasında kuşak farkı var.

ara
distance, space; break, breather; break, playtime; interval, pause, cessation, intermission; interlude; half time; relation, terms, footing; intermediate, intermediary; middle
ara
sought

He immediately sought a response. - Hemen bir cevap aradı.

They all sought for the lost child. - Onların hepsi kayıp çocuğu aradı.

ara
interim

In the interim, please send all communications to Tom. - Ara sıra lütfen tüm iletileri Tom'a gönderin.

ara
seek

The only useful knowledge is that which teaches us how to seek what is good and avoid what is evil. - Tek yararlı bilgi iyi olanı nasıl arayacağımızı ve kötü olandan nasıl kaçınacağımızı öğretendir.

Make no mistake: we do not want to keep our troops in Afghanistan. We seek no military bases there. - Yanlış yapmak yok: Biz birliklerimizi Afganistan'da tutmak istemiyoruz. Biz orada askeri üs aramıyoruz.

ara
time out

Let's take time out to elaborate a strategy. - Bir stratejiyi özenle hazırlamak için ara verelim.

ara
look for

Tom began to look for a job three months before he graduated from college. - Tom, üniversiteden mezun olmadan üç ay önce bir iş aramaya başladı.

Tom went out to look for something to eat. - Tom yiyecek bir şey aramak için dışarı çıktı.

ara
time, point in time
arama
sought
arama
{i} hunting

Tom wants to go job hunting. - Tom iş aramaya koyulmak istiyor.

He is busy with job hunting. - O, iş aramakla meşguldür.

didik didik aramak
rummage
sözlükte aramak
look up

It is a good habit to look up new words in a dictionary. - Yeni kelimeleri sözlükte aramak iyi bir alışkanlıktır.

ara
stop

How about stopping the car and taking a rest? - Arabayı durdurmaya ve biraz dinlenmeye ne dersin?

A typhoon hit Tokyo on Wednesday with strong winds and heavy rains stopping public transportation. - Bir tayfun kuvvetli rüzgarlarla ve toplu taşıma araçlarını durduran şiddetli yağmurlarla çarşamba günü Tokyo'yu vurdu.

ara
buffer

Motorists must leave at least a metre-wide buffer when passing cyclists. - Motorlu araç kullananlar, bisikletlileri geçerken en az bir metre emniyet mesafesi bırakmak zorundalar.

ara
margin

There is only a marginal difference between the two. - İkisi arasında sadece marjinal bir fark var.

This car dealership has very thin profit margins. - Bu araba bayiliğinin çok ince kar marjları var.

ara
cease

The U.S. Secretary of State is trying to broker a ceasefire between the warring parties. - ABD Dışişleri Bakanı, savaşan taraflar arasındaki ateşkes konusunda aracılık yapmaya çalışıyor.

ara
(Mekanik) clearance
ara
range

Prices range from one to five dollars. - Fiyatlar bir dolarla beş dolar arasında değişir.

The human eye is blind to nearly the entire electromagnetic spectrum, except for the very narrow range of light that falls in what we call the visible range. - İnsan gözü görülebilir aralık dediğimiz çok dar ışık aralığı hariç neredeyse tüm elektromanyetik spektrum için kördür,

ara
half

Tom noticed a half-eaten hamburger on the dashboard of Mary's car. - Tom Mary'nin arabasının torpido gözünde yarısı yenmiş bir hamburger fark etti.

Dr. Svensen researched the issue so extensively that his bibliography makes up half the weight of his book. - Dr. Svensen konuyu öyle geniş bir şekilde araştırdı ki onun kaynakçası kitabının yarı ağırlığını oluşturuyor.

ara
leg

Tom is the legal owner of this piece of land. - Tom bu arazinin yasal sahibidir.

I still have a scar on my left leg from a car accident I was in when I was thirteen years old. - On üç yaşındayken içinde bulunduğum bir araba kazasından dolayı hâlâ sol bacağımda bir izim var.

ara
footing
ara
middle

Our car broke down in the middle of the street. - Arabamız caddenin ortasında bozuldu.

Tom threw rocks at Mary's window in the middle of the night to get her attention, but he ended up breaking her window instead and Mary's father called the cops. - Tom onun dikkatini çekmek için gecenin ortasında Mary'nin penceresine taşlar attı fakat bunun yerine onun camını kırarak sonuçlandı ve Mary'nin babası polisi aradı.

ara
(Bilgisayar) lookup
ara
relation

I don't see any relation between the two problems. - O iki problem arasında herhangi bir yakınlık görmüyorum.

We must maintain the friendly relations between Japan and the U.S. - Japonya ve ABD arasındaki arkadaşça ilişkileri sürdürmeliyiz.

ara
meanwhile

Meanwhile, time is running out. - Bu arada, zaman tükeniyor.

Meanwhile, you can stay with us. - Bu arada, bizimle kalabilirsin.

ara
pitch

The car went out of control and pitched headlong into the river. - Araba kontrolden çıktı paldır küldür nehre düştü.

ara
comma

Please put a comma between the two main clauses. - Lütfen iki ana cümlenin arasına virgül koyun.

Do you know how to use these command line tools? - Bu komut satırı araçlarının nasıl kullanılacağını biliyor musunuz?

ara
(Mimarlık) partition

There were Jews in Arab countries before the partition of Palestine. - Arap ülkelerinde Filistin'in bölünmesinden önce Yahudiler vardı.

ara
(Bilgisayar) place a call
ara
(Bilgisayar) place call
ara
terms

They're on good terms with their neighbors. - Onların komşularıyla arası iyi.

Tom is on good terms with Mary. - Tom'un Mary ile arası iyidir.

arama
(Bilgisayar) dialing

The dialing prefix for Bulgaria is +359. - Bulgaristan için arama öneki +359'dur.

arama
seek

Everybody has the right to seek happiness. - Herkesin mutluluk arama hakkı vardır.

He decided to seek information elsewhere. - Başka yerde bilgi aramaya karar verdi.

arama
(Bilgisayar) do not dial
arama
prospecting
arama
(Bilgisayar) dial-in
arama
seeking

I came here seeking justice. - Buraya adalet aramak için geldim.

arama
ransacking
arama
comprehensive search
arama
ringing
arama
(Bilgisayar) calling

The country code for calling Italy is 39. - İtalya'yı arama için ülke kodu 39'dur.

Tom decided it was time to try calling Mary again. - Tom Mary'yi tekrar aramayı denemenin zamanı olduğuna karar verdi.

direkt aramak
dial direct to
elle aramak
grope
maden aramak
(Argo) fossick
petrol aramak
prospect
tekrar aramak
redial
tekrar aramak
recall
tekrar aramak
call back
ara
interm

Please bring your intermediate examination certificate with you to the first day of class. - Lütfen ara sınav belgesini sınıfın ilk gününe kadar yanınızda getirin.

She can't put together three words in Spanish, and she claims she's intermediate. - İspanyolca üç kelimeyi bir araya getiremiyor, ve orta düzey olduğunu iddia ediyor.

ara
lapse
ara
{f} dial

The mobile phone you have dialed is either switched off or outside the coverage area, please try again later. - Aradığınız telefon ya kapalı ya da kapsama alanı dışında, lütfen daha sonra tekrar deneyiniz.

Tom dialed 911 again. - Tom yine 911'i aradı.

ara
look up

Look up the number in the phone book. - Telefon rehberinde numarayı ara.

You should look up that word. - O kelimeyi sözlükte aramalısın.

ara
discontinuation
ara
search for

Do not search for people's weaknesses, but for their strengths. - İnsanların zayıf yönlerini araştırmayın ama güçlü yönlerini araştırın.

They did not have time to search for it. - Onu aramak için zamanları yoktu.

ara
seek for
ara
half time
ara
{f} ransacking
ara
{f} seeking

Believe those who are seeking truth and doubt those who have found it. - Gerçeği arayanlara inan ve onu bulanlardan kuşkulan.

Martin Luther King spent his life seeking justice. - Martin Luther King hayatını adalet arayarak geçirdi.

ara
interspace
ara
pause

Let's take a short pause. - Kısa bir ara verelim.

Let's take a pause. I cannot continue any longer. - Bir ara verelim! Daha fazla devam edemem.

ara
{f} searching

They continued searching. - Aramaya devam ettiler.

All in all, after ten years of searching, my friend got married to a girl from the Slantsy region. - Her şeyi düşünerek, on yıllık araştırmadan sonra, arkadaşım Slantsy bölgesinden bir kızla evlendi.

ara
scrabble
ara
interlude
ara
interstice
ara
discontinuance
ara
{f} call

Tom called me yesterday at nine in the morning. - Tom beni dün sabah saat dokuzda aradı.

Call me again in two days. - İki gün içinde beni yeniden ara.

arama
feel

I didn't feel like calling Tom. - Canım Tom'u aramak istemedi.

The water was so murky that the police divers had to search for the body by feel. - Su o kadar bulanıktı ki polis dalgıçlar vücudu dokunarak aramak zorunda kaldı.

arama
quest

If you have any questions, don't hesitate to call. - Eğer herhangi bir sorununuz varsa, aramak için tereddüt etmeyin.

If you have any questions, feel free to call. - Herhangi bir sorunun olursa aramaya çekinme.

24 saat aramak
to call 24 hours
Arama
call a
ara
look#for
ara
ıntermediate
arama
in search
köşe bucak aramak
Look for (someone, something) in every nook and cranny
köşe bucak aramak
Poke about in every corner
samanlıkta iğne aramak
(deyim) Look for a needle in a haystack
yardım aramak
look for help
yardım aramak
shout for help
yardım aramak
send for help
öküz altında buzağı aramak
to smell a rat (to be suspicious of a situation)
öküz altında buzağı aramak
(Atasözü) When someone shows unnecessary amount of suspicion for an action

Do not search for a calf under an ox.

Arama
call

The country code for calling Italy is 39. - İtalya'yı arama için ülke kodu 39'dur.

I tried to call you last night, but you didn't answer. - Dün gece seni aramaya çalıştım, fakat cevap vermedin.

Halep yolunda deve izi aramak
to try to find a needle in a haystack
acil durumdaki gemileri aramak için yapılmış uzay sistemi (Rus Uydu Sistemi)
(Askeri) cosmicheskaya sistyema poiska avariynch sudov - space system for search of distressed vessels (Russian satellite system)
altüst ederek aramak
delve
altüst ederek aramak
delve among
altını üstüne getirerek aramak
ransack
ara
breathing space
ara
{i} distance

When meeting a person for the first time, be sure to pay attention to the distance placed between yourself and your partner. - Birisiyle ilk kez karşılaştığında, kendinle arkadaşın arasına konulan mesafeye kesinlikle dikkat et.

Scientists can easily compute the distance between planets. - Bilimciler gezegenler arasındaki uzaklıkları kolayca hesaplayabilir.

ara
intermediate

Please bring your intermediate examination certificate with you to the first day of class. - Lütfen ara sınav belgesini sınıfın ilk gününe kadar yanınızda getirin.

She can't put together three words in Spanish, and she claims she's intermediate. - İspanyolca üç kelimeyi bir araya getiremiyor, ve orta düzey olduğunu iddia ediyor.

ara
forage
ara
meso
ara
interruption
ara
{i} cessation
ara
check

We're still checking into it. - Onu hâlâ araştırıyoruz.

The policeman was checking the cars one-by-one. - Polis, arabaları tek-tek kontrol ediyordu.

ara
quest

He went on a quest to find the point where the sky touches the Earth. - O, gökyüzünün dünyaya dokunduğu noktayı bulmak için uzun ve zorlu bir araştırmaya devam etti.

Buying such an expensive car is out of the question. - Böylesine pahalı bir araba almak söz konusu değil.

ara
time between two events, interval
ara
idle
ara
{i} spread

Snorri Sturluson's stories tells, among other things, how Christianity was spread in Norway by force. - Snorri Sturluson'un hikayeleri diğer şeylerin arasında Hristiyanlığın Norveç'te nasıl zorla yayıldığını anlatır.

ara
{i} discontinuity
ara
{i} intermission

When is the intermission? - Perde arası ne zaman?

It was raining all day long without intermission. - Ara vermeden bütün gün boyunca yağmur yağıyordu.

ara
{i} breather
ara
tween
ara
abscission
ara
{i} truce
ara
{i} interregnum
ara
recessional
ara
relations (between people)
ara
space, spacing
ara
idler
ara
short break; discontinuance
ara
bye
ara
{i} recreation

Every now and then, I play tennis for recreation. - Ara sıra eğlence için tenis oynarım.

ara
drive

Sometimes she drives to work. - O bazen işe arabayla gider.

You'll be able to drive a car in a few days. - Birkaç gün içinde araba sürebileceksin.

ara
rootle
ara
intermediary, intermediate
ara
surcease
ara
distance (between two things)
ara
{i} lull
ara
{s} mediate

Interpreters mediate between different cultures. - Çevirmenler farklı kültürler arasında aracılık ederler.

He mediated between the two parties. - O iki parti arasında aracılık yaptı.

ara
{i} chasm
ara
(Nükleer Bilimler) interstitial
ara
{i} spacing

Tom is always spacing out in class. - Tom her zaman derse ara veriyor.

ara
time lag
ara
distance; break
ara
{i} respite
ara
break (in a game); interlude; intermission
ara
{s} interlocutory
arama
quest; reconnaissance; hunting
arama
exploration
arama
law search, searching
arama
lookup
arama
searching

I thought you'd be out searching for Tom. - Tom'u aramak için dışarıda olacağını düşündüm.

After three weeks of searching, he found well-paid work. - Üç haftalık aramadan sonra iyi ücretli bir iş buldu.

arama
search, searching, seeking; (police) search
arama
{i} reconnaissance

We were here on a reconnaissance mission. - Biz bir arama görevi için buradaydık.

arama
search, exploration
arama
{i} scouring
الإنجليزية - الإنجليزية

تعريف aramak في الإنجليزية الإنجليزية القاموس.

ARA
Applied Research Associates
ARA
Automotive Recyclers Association
ARA
Awards and Recognition Association
ARA
Australasian Railway Association
ARA
Aracruz Cellulose S.A
ARA
Australian Retailers Association
ARA
A prefix applied to ships operated by the Armada de la República Argentina (ARA)
Ara
A constellation of the southern sky, said to resemble an altar
Ara
An appraisal designation for Accredited Rural Appraiser awarded by the American Society of Farm Managers and Rural Appraisers
Ara
AppleTalk Remote Access, a protocol developed by Apple to allow PowerBook and Macintosh users to connect to an AppleTalk network over phone lines
Ara
a foot, (as a verb) to go
Ara
Apple Remote Access, a program to allow full access to the UVA network including IP and AppleTalk services (Novell file Servers) over a phone line from a Macintosh computer
Ara
Apple Remote Access A software program from Apple Computer that allows one Mac to dial another Mac via a modem and, through AppleShare and/or Personal File Sharing, access local or network resources available to the "answering" Mac (Common resources include shared directories, servers, and printers ) Although I don't cover the issue much in this book, you can do some neat things with ARA and MacTCP
Ara
a constellation in the southern hemisphere near Telescopium and Norma
Ara
macaws
Ara
AppleTalk Remote Access A protocol (and product) that provides system-level support for dial-in (modem) connections to an AppleTalk network With ARA, you can call your desktop Mac from a PowerBook and remotely access all the available services - files, printers, servers, e-mail, etc
Ara
Accounting Research Association
Ara
AppleTalk Remote Access Protocol that provides Macintosh users direct access to information and resources at a remote AppleTalk site
Ara
Appleshare Remote Access
Ara
(Amateur Rowing Association) The governing body for rowing in England, responsible for organising the National Championships (NatChamps) http: //www ara-rowing org
Ara
Apple Remote Access, a protocol allowing network access from Macintosh systems via dialup Now almost entirely obsolete
Ara
The physical body
Ara
AppleTalk Remote Access With ARA, you can call your desktop Mac from a PowerBook and remotely access all the available files, printers, servers, e-mail, and so on
Ara
AppleTalk Remote Access
ara
The Altar; a southern constellation, south of the tail of the Scorpion
ara
A name of the great blue and yellow macaw (Ara ararauna), native of South America
ara
macaws a constellation in the southern hemisphere near Telescopium and Norma
التركية - التركية
Birini veya bir şeyi bulmaya çalışmak
Bir şeyin yokluğunu duyarak geri gelmesini istemek, özlemek
Bir şeyin yokluğunu duyarak geri gelmesini istemek, özlemek: "Seni çok arıyorum, Ziyacığım."- C. S. Tarancı. Önem verip istemek. Şart koşulmak
Önem verip istemek
Araştırmak, yoklamak
Şart koşulmak
Birini veya bir şeyi bulmaya çalışmak: "Dükkânın içinde gözleriyle bir şeyler aradı."- S. F. Abasıyanık
Ziyarete, hatır sormaya gitmek
Ziyarete, hatır sormaya gitmek: "Bir kere düştün mü, ne arayan olur, ne soran!"- B. Felek
bakmak
öküz altında buzağı aramak
(Atasözü) gereksiz şüphe duymakolmayacak bir işe girişmekfesat düşünmek
ARÂ
(Osmanlı Dönemi) Çıplaklık
ARÂ
(Osmanlı Dönemi) Geniş, çıplak arazi
ARÂ
(Osmanlı Dönemi) Komşuluk
ARÂ
(Osmanlı Dönemi) Mıntıka, bölge
ARÂ
(Osmanlı Dönemi) Avlu
Ara
antrakt
Ara
(Osmanlı Dönemi) MESAFE
Ara
(Hukuk) MABEYN
Ara
mabeyin
Ara
(Hukuk) FASILA
Arama
taharri
ara
Bir etkinliğin geçici olarak durdurulduğu süre
ara
(Osmanlı Dönemi) fâsıla
ara
Göz alıcı parlak renkleri olan bir papağan
ara
Basketbol ve voleybolda takımların dinlenmek, taktik almak ve oyun alanlarını değiştirmek için kullandıkları süre
ara
Futbol oyununun kırk beşer dakikalık iki devresi arasında verilen on beş dakikalık dinlenme süresi, haftaym
ara
Bir oyunda, bir filmde dinlenme süresi, antrakt
ara
Toplu bulunan nesnelerin veya kimselerin içi
ara
Roma mimarlığında üzerinde kurban kesilen sunak
ara
Güney Amerika'da yaşayan bir cins papağan
ara
Fasıla
ara
Aralık
ara
İki şeyi birbirinden ayıran uzaklık, açıklık, aralık, boşluk, mesafe. İki olguyu, iki olayı birbirinden ayıran zaman, fasıla
ara
Toplu jimnastik dizilmelerinde, sıradakilerin birbirlerinden yanlamasına olan uzaklıkları
ara
Sunak takımyıldızının Latince adı
ara
Toplu bulunan nesnelerin veya kimselerin içi: "Aralarında anası babası ile Binnaz'ın da bulunduğu on sekiz işçiydiler."- N. Cumalı
ara
Samimiyet
ara
Kişilerin veya toplulukların birbirine karşı olan durumu veya ilgisi
ara
İki olguyu, iki olayı birbirinden ayıran zaman, fasıla
ara
Kişilerin veya toplulukların birbirine karşı olan durumu veya ilgisi: "Aralarına yabancı sokmak, nezaketsizlik olur."- M. Yesarî
ara
iri gövdeli bir papağan türü
ara
Papağan türleri
ara
İki şeyi birbirinden ayıran uzaklık, açıklık, aralık, boşluk, mesafe
arama
Saklanan sanığın ve suç belgelerinin elde edilmesi için bir kimsenin ev, iş yeri gibi yerlerde, üzerinde ve eşyasında yapılan araştırma işlemi
arama
Aramak işi, taharri
ÂRÂ
(Osmanlı Dönemi) f. Süsleyen. Bezeyen
الإنجليزية - التركية

تعريف aramak في الإنجليزية التركية القاموس.

Ara
Sunak (takımyıldızı)
ara
sunak
ara
ar
aramak
المفضلات