çoktan

listen to the pronunciation of çoktan
التركية - الإنجليزية
already

The train had already started when I got to the station. - Ben istasyona vardığımda, tren çoktan hareket etmişti.

By that time I'll have already left. - O zamana kadar çoktan ayrılmış olacağım.

for a long time

I've been wanting to do that for a long time. - Bunu çoktandır yapmak istiyorum.

long time ago; already
long

I've been wanting to do that for a long time. - Bunu çoktandır yapmak istiyorum.

They lost their way; otherwise, they would have arrived long ago. - Yollarını kaybettiler, yoksa çoktan varmış olurlardı.

a long time ago
long since
çok
much

If you eat too much you will become fat. - Çok fazla yersen şişmanlarsın.

John is not as old as Bill; he is much younger. - John Bill kadar yaşlı değil; çok daha genç.

çok
many

The accident has caused many deaths. - Kaza çok fazla ölüme neden oldu.

Indonesia consists of many islands and two peninsulas. - Endonezya çok fazla adadan ve iki yarımadadan oluşur.

çok
very

That tie suits you very well. - Bu kravat sana çok iyi uyuyor.

These are very old books. - Bunlar çok eski kitaplar.

çoktan seçmeli
Multiple choice
çoktan beri
for a long time
çoktan long since, a long
time ago. çoktan beri/tandır for a long time (now)
çok
so
çok
fair

Tom became fairly fluent in French after about three years of intense study. - Yaklaşık üç yıl süren yoğun çalışmadan sonra Tom Fransızcada çok akıcı oldu.

Tom has a very fair complexion and burns easily in the sun. - Tom'un çok açık bir teni var ve güneşte kolayca yanar.

çok
too

It's good now; neither too heavy nor too light. - O şimdi iyi; ne çok ağır ne de çok hafif.

It was too difficult for me. - Bu benim için çok zordu.

çok
good

I haven't a very good dictionary. - Benim çok iyi bir sözlüğüm yok.

I hear he is good at mahjong. - Onun Mahjong'da çok iyi olduğunu duydum.

çok
such

You do such a thing once too often and get punished. - Öylesine bir şeyi bir kez çok sık yaparsın ve cezalandırılırsın.

Seaside resorts, such as Newport, are very crowded in summer. - Newport gibi, deniz kenarındaki tatil köyleri yaz aylarında çok kalabalıktır.

çok
big

This park is pretty big; it has a lot of trees and many flowers. - Park oldukça büyüktür; Çok sayıda ağaçları ve çok sayıda çiçekleri vardır.

Tokyo is a very big city. - Tokyo çok büyük bir şehirdir.

çok
affluent
çok
ample
çok
a lot

What a lot of books he has! - Onun ne de çok kitabı var!

She likes her school a lot. - O okulunu çok seviyor.

çok
abundant

Very large windows assure abundant natural daylight. - Çok büyük pencereler bol doğal gün ışığı sağlar.

Oil is abundant in that country. - Şu ülkede petrol çoktur.

çok
plenty

Tom had plenty of chances to apologize, but he didn't. - Tom'un özür dilemek için çok fırsatı vardı, ama bunu yapmadı.

Tom should have plenty of time. - Tom'un çok zamanı olmalı.

çok
{s} tidy

Tom is very tidy, isn't he? - Tom çok düzenli, değil mi?

Mary's apartment is very tidy. - Mary'nin dairesi çok düzenli.

çok
dead

Tom didn't know that Mary was already dead. - Tom Mary'nin çoktan öldüğünü bilmiyordu.

I am dead tired from walking around all day. - Bütün gün yürümekten çok yoruldum.

çok
countless

Countless lives have been lost. - Pek çok hayat kayboldu.

I've been to Boston countless times. - Pek çok kez Boston'a gittim.

çok
helluva
çok
plenteous
çok
exuberant

I was very exuberant. - Ben çok hayat doluydum.

çok
lavish

Tom lives a very lavish lifestyle. - Tom çok savurgan bir yaşam tarzı sürdürüyor.

çok
lots of

I couldn't sleep well last night because there were lots of things on my mind. - Kafamda çok şeyler olduğu için dün gece iyi uyuyamadım.

Listening to music is lots of fun. - Müzik dinlemek çok eğlenceli.

çok
abounding
çok
so much

What happened to make you laugh so much? - Sizi çok güldürecek ne oldu?

I had no idea that Tom knew so much about zebras. - Tom'un zebralarla ilgili çok şey bildiğine dair bir fikrim yoktu.

çok
numerous

Numerous stars were visible in the sky. - Gökyüzünde çok sayıda yıldız görünüyordu.

The king had numerous illegitimate children with her. - Kralın ondan çok sayıda gayrımeşru çocuğu vardı.

çok
piping
çok
hearty
çok
{i} Lot

She likes her school a lot. - O okulunu çok seviyor.

I'm feeling a lot better. - Çok daha iyi hissediyorum.

çok
{s} precise

He said he was already more than fifty years old, fifty five, to be precise. - O çoktan elli yaşından daha fazla olduğunu, tam olarak elli beş olduğunu söyledi.

çok
deadly

Layla was a very deadly woman. - Leyla çok ölümcül bir kadındı.

çok
like hell
çok
heavy

This desk was too heavy for Patty to lift. - Bu masa Patty'nin kaldırması için çok ağırdı.

The traffic is heavy here. - Trafik burada çok yoğundur.

çok
bloody
çok
plentiful

A buyers' market is a market in which goods are plentiful, buyers have a wide range of choices, and prices are low. - Bir alıcı piyasası malların bol olduğu, alıcıların çok çeşitli seçimlere sahip olduğu, ve fiyatların düşük olduğu bir piyasadır.

çok
innumerable
çok
awful

Tom seemed awfully tired. - Tom çok yorgun görünüyordu.

Tom does seem awfully tired. - Tom çok yorgun görünüyor.

çok
sorely
çok
hell of
çok
badly

We are badly in need of food. - Bizim çok fazla yiyeceğe ihtiyacımız var.

You must want this very badly. - Bunu çok fazla istemelisin.

çok
thick on the ground
çok
multi-

The city's multi-story buildings built in the 1940's are in danger of collapse. - Şehrin 1940'larda yapılmış çok katlı yapıları çökme tehlikesindeler.

New York is a multi-racial city. - New York çok ırklı bir şehirdir.

çok
most

Football is the most known sport in the world. - Futbol, dünyada en çok bilinen spordur.

There were many guests - most of them were our teacher's classmates and friends. - Çok sayıda misafir vardı-onlardan çoğu bizim öğretmenin sınıf arkadaşları ve arkadaşlarıydı.

çok
unduly
çok
hard

English is pretty hard, isn't it? - İngilizce çok zor, değil mi?

She is a student who studies very hard. - O çok çalışan bir öğrencidir.

çok
extensive

The damage is too extensive. - Zarar çok geniş çaplıdır.

çok
a good deal

He feels a good deal better than yesterday. - Düne göre çok daha iyi hissediyor.

We learn a good deal at school. - Biz okulda çok şey öğrendik.

çok
numerously
çok
manifold
çok
jelly

I like grape jelly best. - En çok üzüm jölesinden hoşlanırım.

Tom ate too many jelly donuts. - Tom çok sayıda jöleli börek yedi.

çok
a raft of
çok
profoundly
çok
sore

If you eat too much of this food, you may get a sore throat. - Bu yiyeceği çok fazla yersen boğazın ağlayabilir.

I have a sore throat because of too much smoking. - Çok fazla sigara içtiğim için boğazım ağrıyor.

çok
bounteous
çok
by far

This novel is by far more interesting than that one. - Bu roman ondan çok daha fazla ilginç.

This novel is by far more interesting than that one. - Bu roman ondan çok daha ilginç.

çok
a great many

There are a great many forest fires in America. - Amerika'da pek çok orman yangını var.

Tom has collected a great many butterflies. - Tom pek çok kelebek topladı.

çok
exceedingly
çok
a great number of

A great number of students battled for freedom of speech. - Çok sayıda öğrenci konuşma özgürlüğü için savaştı.

There are a great number of schools in this city. - Bu şehirde çok sayıda okul vardır.

çok
myriad

There are a myriad of meats at the deli on the corner of Fifth and Harvey Street. - Beşinci Cadde ve Harvey Caddesinin köşesindeki şarküteride çok et vardır.

çok
substantially
çok
(Argo) heaps
çok
dearly

Tom loved his mother dearly. - Tom annesini çok sevdi.

çok
horrible

I hate Sunday! It's a horrible day! - Pazar gününden nefret ediyorum! Çok kötü bir gün!

You must feel horrible. - Kendini çok berbat hissediyor olmalısın.

çok
eminently
çok
tremendously

It hurts tremendously here. - Burası çok fazla ağrıyor.

You speak tremendously fast. - Çok hızlı konuşuyorsun.

çok
teem
çok
high

It's high time you had a haircut. - Saç tıraşı olmanın zamanı çoktan geldi.

Although the pressure of studying at the University of Cambridge is very high, many students still have time to go out and have fun. - Cambridge Üniversitesi'nde öğrenim zorluğu çok yüksek olmasına rağmen, çok sayıda öğrencinin hâlâ dışarı çıkmak ve eğlenmek için zamanı var.

çok
whaling
çok
extreme

Difference between the past, present, and future is nothing but an extremely widespread illusion. - Geçmiş, şimdi ve gelecek arasındaki ayrım sadece çok yaygın yanılsamadan başka bir şey değildir.

His ideas are too extreme for me. - Onun fikirleri benim için çok aşırı.

çok
uncommonly
çok
(Denizbilim) multy
çok
multiple

The test was multiple choice. - Test çoktan seçmeliydi.

Tom claimed that his father had raped him on multiple occasions. - Tom babasının birden çok kez ona tecavüz ettiğini iddia etti.

çok
round

It is very cold here all the year round. - Bütün yıl boyunca burada hava çok soğuk.

There's a lot of rain all the year round. - Yıl boyunca çok yağmur var.

çok
in earnest

It began to rain in earnest. - Çok yağmur yağmaya başladı.

çok
killing
çok
long

It won't be long before he returns home. - O çok geçmeden eve döner.

He began by saying that he would not speak very long. - O, çok uzun konuşmayacağını söyleyerek başladı.

çok
far

He went so far as to call me a liar. - O, bana bir yalan söyleyecek kadar çok ileri gitti.

To take something too far. - Bir şey alamayacak kadar çok uzak.

çok
extremely

Difference between the past, present, and future is nothing but an extremely widespread illusion. - Geçmiş, şimdi ve gelecek arasındaki ayrım sadece çok yaygın yanılsamadan başka bir şey değildir.

You seem to be extremely lazy. - Çok tembel görünüyorsun.

çok
several

Several slight shocks followed the earthquake. - Depremi çok sayıda hafif şoklar izledi.

Several companies are competing to gain the contract. - Çok sayıda şirket sözleşmeyi kazanmak için yarışıyor.

çok
a world of

A good night's sleep will do you a world of good. - İyi bir gece uykusu sana çok iyi gelecek.

çok
darned
çok
infinitely

Life would be infinitely happier if we could only be born at the age of eighty and gradually approach eighteen. - Sadece seksen yaşında doğabilseydik ve yavaş yavaş on sekiz yaşına varabilseydik, yaşamımız çok daha mutlu olurdu.

I have much studied both cats and philosophers. The wisdom of cats is infinitely superior. - Hem kedileri hem de filozofları çok inceledim. Kedilerin bilgeliği son derece üstündür.

çok
uprising

The uprising was brutally suppressed. - İsyan çok sert bir biçimde bastırıldı.

çok
abysmal
çok
along with a lot
çok
right

Tom doesn't feel much like talking right now. - Tom'un şu anda konuşmayı canı çok istemiyor.

Tom has as much right to be here as Mary does. - Tom'un Mary'nin olduğu kadar çok burada olma hakkı var.

çok
per-
çok
more

Jon is far more attractive than Tom. - Jon, Tom'dan çok daha çekicidir.

We eat more processed food than natural food. - Doğal gıdalardan çok işlenmiş gıdalar yiyoruz.

çok
no end of
çok
oceans of
çok
good and
çok
some few
çok
enormously

Tom is an enormously gifted musician. - Tom çok yetenekli bir müzisyen.

I've always admired you enormously. - Sana her zaman çok hayran oldum.

çok
awfully

Tom seems awfully tired. - Tom çok yorgun görünüyor.

Tom seemed awfully tired. - Tom çok yorgun görünüyordu.

çok
madly
çok
soaking
çok
vast

There was nothing wrong with their ability, it was just that the expense for each unit was so vast that the cost performance was bad. - Onların yeteneğiyle ilgili yanlış bir şey yoktu, o sadece maliyet performansı kötü olan her bir ünite için giderin çok yüksek olmasıydı.

There is a vast difference between being able to make oneself understood in English and mastering the English language perfectly. - Kendini İngilizce olarak ifade edebilmek ve İngiliz dilini mükemmel şekilde öğrenmek arasında çok büyük bir fark var.

çok
power

Tom has a lot of will power. - Tom'un çok fazla irade gücü vardır.

The man used much money to gain power. - Adam güç kazanmak için çok para kullandı.

çok
excess

She smokes excessively. - O çok fazla sigara içiyor.

You shouldn't eat to excess. - Çok fazla yememelisin.

çok
strongly

I didn't realize you felt so strongly about this. - Bunun hakkında çok güçlü hissettiğini fark etmedim.

I feel very strongly about this. - Bu konuda çok güçlü hissediyorum.

çok
not half
çok
multi

Tatoeba is really multilingual. All the languages are interconnected. - Tatoeba gerçekten çok dilli. Bütün diller birbirine bağlıdır.

This is why Tatoeba is multilingual. But not that kind of multilingual. Not the kind where languages are simply being paired up together, and where some pairs are left behind. - Tatoeba'nın çok dilli olmasının nedeni budur. Fakat o tür çok dilli değil. Dillerin sadece birlikte eşleştirildiği ve bazı çiftlerin geride bırakıldığı tür değil.

çok
stinking
çok
ever so
çok
positively
çok
terribly

I was terribly confused by his question. - Sorusuna çok şaşırdım.

Fadil knew that something was terribly wrong. - Fadıl bir şeylerin çok yanlış olduğunu biliyordu.

çok
full

He knew full well that he didn't have long to live. - O yaşamak için uzun zamanı olmadığını çok iyi biliyordu.

The play was so popular that the theater was almost full. - Oyun çok popülerdi ondan tiyatro neredeyse tam doluydu.

çok
rattling
çok
rich

They say he is very rich. - Onlar onun çok zengin olduğunu söylüyorlar.

I hear you're very rich. - Çok zengin olduğunu duyuyorum.

çok
any number of
çok
unusually
çok
highly

I know you think highly of Tom. - Tom'u çok düşündüğünü biliyorum.

Our personnel are very highly educated. - Personelimiz oldukça çok eğitimlidir.

çok
considerably

The cost of building the new hospital was considerably higher than first estimated. - Yeni hastane binasının maliyeti İlk tahmin edilenden çok daha yüksektir.

çok
above

This book is far above me. - Bu kitap benim çok üzerimde.

Health is above wealth, for this does not give us so much happiness as that. - Sağlık zenginliğin üstündedir, zira zenginlik bize sağlık kadar çok mutluluk vermiyor.

çok
wildly
çok
some little
çok
extensively
çok
copious
çok
dreadfully
çok
a lot of

I can't go out because I have a lot of homework. - Dışarıya çıkamam çünkü çok ödevim var.

What a lot of books he has! - Onun ne de çok kitabı var!

çok
immensely
çok
many more
çok
in the extreme
çok
simply

There are very many people who read simply to prevent themselves from thinking. - Kendilerini düşünmekten engellemek için sadece okuyan pek çok insan vardır.

This is why Tatoeba is multilingual. But not that kind of multilingual. Not the kind where languages are simply being paired up together, and where some pairs are left behind. - Tatoeba'nın çok dilli olmasının nedeni budur. Fakat o tür çok dilli değil. Dillerin sadece birlikte eşleştirildiği ve bazı çiftlerin geride bırakıldığı tür değil.

çok
poly

The Mormons have outlawed polygamy, but some adherents still practice it. - Mormonlar çok eşliliği yasakladılar ama bazı yandaşları bunu hala uyguluyorlar.

The Mormons have outlawed polygamy, but some adherents still practice it. - Mormonlar çok eşliliği yasa dışı ilan ettiler fakat bazı taraftarları onu hâlâ uyguluyor.

çok
hugely

The austerity measures that many city governments have implemented are hugely unpopular. - Pek çok kent yöneticilerinin uyguladığı kemer sıkma politikası son derece sevimsizdir.

çok
terrifically
çok
large

The house I'm living in isn't very large. - Yaşadığım ev çok büyük değil.

He worked hard to support a large family. - O, büyük bir aileyi geçindirmek için çok çalıştı.

çok
only too

I'd be only too pleased to help you! - Size yardım etmekten çok memnun olacağım!

She was only too glad to help us. - O bize yardım etmek için sadece çok sevinçliydi.

çok
numbers of
çok
roaring
Çok
gobs of
çok
multitudinous
çok
well

My mom doesn't speak English very well. - Annem İngilizce'yi çok iyi konuşamaz.

Tony can play tennis very well. - Tony, çok iyi tenis oynayabilir.

çok
a great deal

I have a great deal to do today. - Bugün yapacak çok işim var.

I have a great deal to do. - Yapacak çok işim var.

çok
the so
çok
to bits
çok
poly-
çok
damned

Fuck, I cannot sleep because those damned owls are hooting so loudly. - Lanet, uyuyamıyorum çünkü o lanet baykuşlar çok yüksek sesle ötüyorlar.

çok
hell

Oh, hello. It's quite hot today really! - Oh merhaba. Bugün hava gerçekten çok sıcak!

çok
plenty of

Tom certainly had plenty of opportunities to go to concerts while he was in Boston. - Tom Boston'da iken konserlere gitmek için kesinlikle çok fırsatı oldu.

As a new father, I gave my first child plenty of books. - Yeni bir baba olarak, ben ilk çocuğuma pek çok kitap verdim.

çok
many, much; very; so; a lot (of), lots (of), plenty (of), a deal (of), a good deal of, a great deal (of); too, extremely, awfully, dreadfully; abundant
çok
greatly

I was greatly impressed by the speech. - Onun konuşmasından çok fazla etkilendim.

The news disturbed her greatly. - Haber onu çok rahatsız etti.

çok
acres and acres
çok
much; many, a lot of, lots of, plenty of
çok
deeply

Tom was deeply disturbed by this news. - Tom bu haberden çok rahatsız oldu.

I feel for you deeply. - Senin için çok üzülüyorum.

çok
precious

These books are very precious to us. - Bu kitaplar bizim için çok değerli.

We have precious little time. - Değerli çok az zamanımız var.

çok
heavily

Bill hates his father smoking heavily. - Bill babasının çokça sigara içmesinden nefret ediyor.

It rained heavily yesterday. - Dün çok yağmur yağdı.

çok
largely

The audience was largely made up of very young children. - Seyirci çoğunlukla çok küçük çocuklardan oluşuyordu.

çok
loads of
çok
heartily
çok
heaps of
çok
over

Due to overfishing, some fish stocks are now at perilously low levels. - Çok fazla balık avı dolayısıyla, bazı balık stokları şimdi tehlikeli derecede düşük seviyelerde.

A lot of people want peace all over the world. - Dünyanın her yerinde çok sayıda insanlar barış istiyorlar.

çok
fantastically
çok
very much

Thank you very much for your present. - Hediyen için çok teşekkürler.

Thank you very, very much! - Sana çok, çok teşekkürler!

çok
jolly
çok
galore
çok
often, long (time)
çok
beast

These beasts are very friendly. - Bu canavarlar çok cana yakın.

You're a beast! You haven't even missed one question! - Sen sorularda çok iyisin! Birtek soruda başarısız olmadın!

çok
perishingly
çok
rattle
çok
{s} profuse

Tom was sweating profusely after a half an hour on the treadmill. - Tom, koşu bandındaki yarım saatten sonra çok terliyordu.

çok
thundering
çok
tireless
çok
terrible

You're so good at writing. I'm terrible. - Yazma konusunda çok iyisin. Ben kötüyüm.

I am in a terrible dilemma. - Çok kötü bir ikilemdeyim.

çok
whopping
çok
be thick with
çok
spanking
çok
whacking
çok
a whale of
çok
lots

In Venice, there are always lots of tourists. - Venedik'te her zaman çok turist vardır.

Listening to music is lots of fun. - Müzik dinlemek çok eğlenceli.

çok
umptieth
çok
bally
çok
beyond

He lives beyond his means. - O, kazandığından çok para harcıyor.

She lives beyond her means. - O, kazandığından çok para harcıyor.

çok
molto
çok
sadly

Sadly, I'm not a very good dancer. - Ne yazık ki, ben çok iyi bir dansçı değilim.

çok
gob
çok
mighty
çok
{s} umpteenth
çok
streak
çok
a whale of a lot
çok
spankiny
çok
remarkable

I thought that was remarkable. - Onun çok dikkat çekici olduğunu düşündüm.

On the outside this building is not remarkable, but if you look inside there is a courtyard with a very beautiful garden. - Bu bina dışarıdan dikkat çekici değildir ama içine bakarsanız çok güzel bahçeli bir iç avlu vardır.

çok
terrific

Tom is a terrific all-around athlete. - Tom müthiş çok yetenekli bir atlettir.

çok
{s} prodigal
çok
vastly
çok
pretty

This park is pretty big; it has a lot of trees and many flowers. - Park oldukça büyüktür; Çok sayıda ağaçları ve çok sayıda çiçekleri vardır.

Jane is very pretty and kind. - Jane çok güzel ve nazik.

çok
beastly
çok
ream
çok
sharpset
çok
perishing
çok
dreadful
çok
qualification
çok
saintly
çok
revoltingly
çok
sopping
çok
{s} umpteen
çok
{s} some

To take something too far. - Bir şey alamayacak kadar çok uzak.

Due to overfishing, some fish stocks are now at perilously low levels. - Çok fazla balık avı dolayısıyla, bazı balık stokları şimdi tehlikeli derecede düşük seviyelerde.

çok
premium
çok
{s} rank
çok
per

We've got a lot more than just biceps in our arms, Per. - Kollarımızdaki pazularımızdan çok daha fazlasına sahibiz,Per.

Personal computers are very useful. - Kişisel bilgisayarlar çok kullanışlıdır.

التركية - التركية
çok zaman önce, çok zamandan beri, öteden beri, uzun süreden beri, çoktandır: "İçeri girdiklerinde birinci film çoktan başlamış, hatta sonuna bile yaklaşmıştı."- H. Taner
çok
Sayı, nicelik, değer, güç, derece vb. bakımından büyük ve aşırı olan, az karşıtı: "Bana matematik çok kolay geldi."- F. R. Atay
Çok
(Osmanlı Dönemi) UKAMİS
Çok
fena
Çok
deste
Çok
(Osmanlı Dönemi) UBR
Çok
geniş

New York'un caddeleri çok geniş. - New York'un caddeleri çok geniştir.

New York'un caddeleri çok geniştir. - New York'un caddeleri çok geniş.

Çok
düzine
Çok
(Osmanlı Dönemi) HUFAL
Çok
(Osmanlı Dönemi) NİHAYET
çok
Sayı, güçlük, süre vb. bakımından aşırılık bildirir: "Sanırım ki anamı daha çok severim."- M. Ş. Esendal
çok
Sayı, nicelik, değer, güç, derece vb. bakımından büyük ve aşırı olan, az karşıtı
çok
Sayı, güçlük, süre vb. bakımından aşırılık bildirir
çok
molto
çok
piu
çok
(Osmanlı Dönemi) kesîr