Arriving at the station, I found the train had already left.
- İstasyona vardığımda, tren çoktan gitmişti.
The train has already left.
- Tren çoktan hareket etti.
I've been wanting to do that for a long time.
- Bunu çoktandır yapmak istiyorum.
They lost their way; otherwise, they would have arrived long ago.
- Yollarını kaybettiler, yoksa çoktan varmış olurlardı.
I've been wanting to do that for a long time.
- Bunu çoktandır yapmak istiyorum.
I like coffee much more than tea.
- Kahveyi çaydan daha çok seviyorum.
John is not as old as Bill; he is much younger.
- John Bill kadar yaşlı değil; çok daha genç.
He has many enemies in the political world.
- Politik dünyada pek çok düşmanı var.
Indonesia consists of many islands and two peninsulas.
- Endonezya çok fazla adadan ve iki yarımadadan oluşur.
That tie suits you very well.
- Bu kravat sana çok iyi uyuyor.
I haven't a very good dictionary.
- Benim çok iyi bir sözlüğüm yok.
That's not very fair, is it?
- Bu çok adil değil, değil mi?
I can read Chinese fairly well, but I can't write it very well.
- Ben Çince'yi oldukça iyi okuyabilirim ama çok iyi yazamam.
This is too difficult for me.
- Bu benim için çok zordu.
If you eat too much you will become fat.
- Çok fazla yersen şişmanlarsın.
It's good now; neither too heavy nor too light.
- O şimdi iyi; ne çok ağır ne de çok hafif.
She's a very good teacher.
- O çok iyi bir öğretmendir.
Writers such as novelists and poets don't seem to benefit much from the advance of science.
- Romancılar ve şairler gibi yazarlar bilimin avantajından çok fazla yararlanıyor gibi görünmüyorlar.
You do such a thing once too often and get punished.
- Öylesine bir şeyi bir kez çok sık yaparsın ve cezalandırılırsın.
This park is pretty big; it has a lot of trees and many flowers.
- Park oldukça büyüktür; Çok sayıda ağaçları ve çok sayıda çiçekleri vardır.
It's very big of you to admit you're wrong.
- Hatalı olduğunuzu kabul ettiğiniz için çok büyüksünüz.
She likes her school a lot.
- O okulunu çok seviyor.
He caused his parents a lot of anxiety.
- Ailesini çok endişelendirdi.
Very large windows assure abundant natural daylight.
- Çok büyük pencereler bol doğal gün ışığı sağlar.
Oil is abundant in that country.
- Şu ülkede petrol çoktur.
As a new father, I gave my first child plenty of books.
- Yeni bir baba olarak, ben ilk çocuğuma pek çok kitap verdim.
Tom should have plenty of time.
- Tom'un çok zamanı olmalı.
Mary's apartment is very tidy.
- Mary'nin dairesi çok düzenli.
Tom's apartment is very tidy.
- Tom'un dairesi çok düzenli.
God is dead. And I don't feel so good either.
- Tanrı öldü ve ben de çok iyi hissetmiyorum.
Tom didn't know that Mary was already dead.
- Tom Mary'nin çoktan öldüğünü bilmiyordu.
Countless stars were twinkling in the sky.
- Gökyüzünde çok sayıda yıldız parlıyordu.
I've been to Boston countless times.
- Pek çok kez Boston'a gittim.
I was very exuberant.
- Ben çok hayat doluydum.
Tom lives a very lavish lifestyle.
- Tom çok savurgan bir yaşam tarzı sürdürüyor.
In Venice, there are always lots of tourists.
- Venedik'te her zaman çok turist vardır.
Listening to music is lots of fun.
- Müzik dinlemek çok eğlenceli.
What happened to make you laugh so much?
- Sizi çok güldürecek ne oldu?
I had no idea that Tom knew so much about zebras.
- Tom'un zebralarla ilgili çok şey bildiğine dair bir fikrim yoktu.
Numerous stars were visible in the sky.
- Gökyüzünde çok sayıda yıldız görünüyordu.
The king had numerous illegitimate children with her.
- Kralın ondan çok sayıda gayrımeşru çocuğu vardı.
She likes her school a lot.
- O okulunu çok seviyor.
Japan consumes a lot of paper.
- Japonya, çok fazla kâğıt tüketmektedir.
He said he was already more than fifty years old, fifty five, to be precise.
- O çoktan elli yaşından daha fazla olduğunu, tam olarak elli beş olduğunu söyledi.
Layla was a very deadly woman.
- Leyla çok ölümcül bir kadındı.
The bag was too heavy for me to carry by myself.
- Çanta benim tek başıma taşıyamayacağım kadar çok ağırdı.
It's good now; neither too heavy nor too light.
- O şimdi iyi; ne çok ağır ne de çok hafif.
A buyers' market is a market in which goods are plentiful, buyers have a wide range of choices, and prices are low.
- Bir alıcı piyasası malların bol olduğu, alıcıların çok çeşitli seçimlere sahip olduğu, ve fiyatların düşük olduğu bir piyasadır.
I'm awfully sorry that I was late.
- Ben geç kaldığım için çok üzgünüm.
There are very few shops and the cinema is awful.
- Burada çok az mağaza var ve sinema da korkunç.
The bread is cutting badly because it's very soft.
- Ekmek çok yumuşak olduğu için zor kesiliyor.
I am very much surprised to hear that he got badly injured in a motorcar accident.
- Ben onun bir otomobil kazasında kötü yaralandığını duyunca çok şaşırdım.
Tatoeba is a multi-language dictionary.
- Tatoeba çok dilli bir sözlüktür.
New York is a multi-racial city.
- New York çok ırklı bir şehirdir.
There were many guests - most of them were our teacher's classmates and friends.
- Çok sayıda misafir vardı-onlardan çoğu bizim öğretmenin sınıf arkadaşları ve arkadaşlarıydı.
It isn't a surprise that English is the world's most spoken language.
- Hiç şüphe yok ki İngilizce dünyada en çok konuşulan dildir.
Praise stimulates students to work hard.
- Övgü öğrencileri çok çalışmaya teşvik eder.
English is pretty hard, isn't it?
- İngilizce çok zor, değil mi?
The damage is too extensive.
- Zarar çok geniş çaplıdır.
He feels a good deal better than yesterday.
- Düne göre çok daha iyi hissediyor.
It snowed a good deal last night.
- Dün gece çok kar yağdı.
I like grape jelly best.
- En çok üzüm jölesinden hoşlanırım.
Tom ate too many jelly donuts.
- Tom çok sayıda jöleli börek yedi.
If you eat too much of this food, you may get a sore throat.
- Bu yiyeceği çok fazla yersen boğazın ağlayabilir.
I have a sore throat because of too much smoking.
- Çok fazla sigara içtiğim için boğazım ağrıyor.
The pain you go through because of love is by far sweeter than any other pleasure.
- Aşktan dolayı katlandığın acı herhangi bir zevkten çok daha tatlıdır.
This novel is by far more interesting than that one.
- Bu roman ondan çok daha ilginç.
A perfect knowledge of a few writers and a few subjects is more valuable than a superficial one of a great many.
- Birkaç yazar ve birkaç konuyla ilgili mükemmel bir bilgi birçoklarıyla ilgili yüzeysel olan birinden çok daha değerlidir.
There are a great many forest fires in America.
- Amerika'da pek çok orman yangını var.
There are a great number of schools in this city.
- Bu şehirde çok sayıda okul vardır.
A great number of students battled for freedom of speech.
- Çok sayıda öğrenci konuşma özgürlüğü için savaştı.
There are a myriad of meats at the deli on the corner of Fifth and Harvey Street.
- Beşinci Cadde ve Harvey Caddesinin köşesindeki şarküteride çok et vardır.
Tom loved his mother dearly.
- Tom annesini çok sevdi.
This medicine tastes horrible.
- Bu ilaç çok kötü tadıyor.
Their performance that year was horrible.
- Bu yılki performansları çok berbattı.
You speak tremendously fast.
- Çok hızlı konuşuyorsun.
It hurts tremendously here.
- Burası çok fazla acıyor.
The price of this camera is very high.
- Bu kameranın fiyatı çok yüksektir.
The price of this car is very high.
- Bu arabanın fiyatı çok yüksek.
We rejected Tom's suggestion as too extreme.
- Biz Tom'un önerisini çok aşırı olarak reddettik.
Tom is extremely sophisticated.
- Ton son derece çok bilmiş.
Tom gave Mary some advice on how to pass multiple-choice tests.
- Tom Mary'ye çoktan seçmeli testleri nasıl geçeği konusunda biraz tavsiye verdi.
The test was multiple choice.
- Test çoktan seçmeliydi.
There's a lot of rain all the year round.
- Yıl boyunca çok yağmur var.
Mary adores her baby's cute, round face.
- Mary bebeğinin sevimli, yuvarlak yüzünü çok seviyor.
It began to rain in earnest.
- Çok yağmur yağmaya başladı.
He began by saying that he would not speak very long.
- O, çok uzun konuşmayacağını söyleyerek başladı.
This survey is too long to finish quickly.
- Bu araştırma hızlı bir şekilde bitiremeyecek kadar çok uzun.
Jon is far more attractive than Tom.
- Jon, Tom'dan çok daha çekicidir.
To take something too far.
- Bir şey alamayacak kadar çok uzak.
Tom and his brothers are extremely close.
- Tom ve erkek kardeşleri çok yakındır.
You seem to be extremely lazy.
- Çok tembel görünüyorsun.
The multinational corporation lowered the price of several products.
- Çok uluslu ticaret şirketleri çok sayıda ürünün fiyatını düşürdü.
Mary has received several prizes for her poetry.
- Mary şiiri için çok sayıda ödül aldı.
A good night's sleep will do you a world of good.
- İyi bir gece uykusu sana çok iyi gelecek.
I have much studied both cats and philosophers. The wisdom of cats is infinitely superior.
- Hem kedileri hem de filozofları çok inceledim. Kedilerin bilgeliği son derece üstündür.
Life would be infinitely happier if we could only be born at the age of eighty and gradually approach eighteen.
- Sadece seksen yaşında doğabilseydik ve yavaş yavaş on sekiz yaşına varabilseydik, yaşamımız çok daha mutlu olurdu.
The uprising was brutally suppressed.
- İsyan çok sert bir biçimde bastırıldı.
Tom has as much right to be here as Mary does.
- Tom'un Mary'nin olduğu kadar çok burada olma hakkı var.
Tom appears to be too tired to tackle that problem right now.
- Tom, şimdi o sorunu çözemeyecek kadar çok yorgun görünüyor.
I like coffee much more than tea.
- Kahveyi çaydan daha çok seviyorum.
We eat more processed food than natural food.
- Doğal gıdalardan çok işlenmiş gıdalar yiyoruz.
Tom is an enormously gifted musician.
- Tom çok yetenekli bir müzisyen.
I've always admired you enormously.
- Sana her zaman çok hayran oldum.
Tom seemed awfully tired.
- Tom çok yorgun görünüyordu.
Tom seems awfully tired.
- Tom çok yorgun görünüyor.
There was nothing wrong with their ability, it was just that the expense for each unit was so vast that the cost performance was bad.
- Onların yeteneğiyle ilgili yanlış bir şey yoktu, o sadece maliyet performansı kötü olan her bir ünite için giderin çok yüksek olmasıydı.
Your intelligence is as vast as the distance between Bombay and Mumbai.
- Senin zekan Bombay ve Mumbai arasındaki mesafe kadar çoktur.
Japan's army was very powerful.
- Japonya'nın ordusu çok güçlüydü.
Tom has a lot of will power.
- Tom'un çok fazla irade gücü vardır.
You shouldn't eat to excess.
- Çok fazla yememelisin.
She smokes excessively.
- O çok fazla sigara içiyor.
I felt very strongly about it.
- Bu konuda çok şiddetle hissettim.
I feel very strongly about it.
- Ben o konuda kendimi çok güçlü hissediyorum.
But that's not the whole picture. Tatoeba is not just an open, collaborative, multilingual dictionary of sentences. It's part of an ecosystem that we want to build.
- Ama bütün resim bu değil. Tatoeba sadece açık, işbirlikçi, çok dilli cümleler sözlüğü değildir. O, yapmak istediğimiz bir ekosistemin parçasıdır.
Tatoeba is really multilingual. All the languages are interconnected.
- Tatoeba gerçekten çok dilli. Bütün diller birbirine bağlıdır.
Fadil knew that something was terribly wrong.
- Fadıl bir şeylerin çok yanlış olduğunu biliyordu.
It's terribly cold. I think I'm going to catch a cold.
- Çok üşüyorum. Sanırım nezle olacağım.
You are really full of curiosity, aren't you?
- Gerçekten çok meraklısın, değil mi?
He knew full well that he didn't have long to live.
- O yaşamak için uzun zamanı olmadığını çok iyi biliyordu.
I hear you're very rich.
- Çok zengin olduğunu duyuyorum.
Tom said jokingly that he was not very rich.
- Tom şakayla çok zengin olmadığını söyledi.
I think highly of him.
- Onu oldukça çok düşünüyorum.
Corn is the most highly subsidized crop in America.
- Mısır, ABD'de en çok mali destek alan tarım ürünüdür.
The cost of building the new hospital was considerably higher than first estimated.
- Yeni hastane binasının maliyeti İlk tahmin edilenden çok daha yüksektir.
This book is far above me.
- Bu kitap benim çok üzerimde.
The plane was flying far above the clouds.
- Uçak, bulutların çok üzerinde uçuyordu.
I plan to invite a lot of guests to the opening ceremony.
- Açılış törenine çok misafir davet etmeyi planlıyorum.
Japan consumes a lot of paper.
- Japonya, çok fazla kâğıt tüketmektedir.
There are very many people who read simply to prevent themselves from thinking.
- Kendilerini düşünmekten engellemek için sadece okuyan pek çok insan vardır.
She always dresses very simply.
- O her zaman çok sade şekilde giyinir.
The Mormons have outlawed polygamy, but some adherents still practice it.
- Mormonlar çok eşliliği yasakladılar ama bazı yandaşları bunu hala uyguluyorlar.
The Mormons have outlawed polygamy, but some adherents still practice it.
- Mormonlar çok eşliliği yasa dışı ilan ettiler fakat bazı taraftarları onu hâlâ uyguluyor.
The austerity measures that many city governments have implemented are hugely unpopular.
- Pek çok kent yöneticilerinin uyguladığı kemer sıkma politikası son derece sevimsizdir.
He has a large number of books on his bookshelf.
- Onun kitaplığında çok sayıda kitabı var.
This bird's large wings enable it to fly very fast.
- Bu kuşun büyük kanatları onun çok hızlı uçmasını sağlar.
He will be only too glad to help you.
- Sadece ,sana yardım etmekten çok hoşnut olacak.
She was only too glad to help us.
- O bize yardım etmek için sadece çok sevinçliydi.
Switzerland is a very beautiful country and well worth visiting.
- İsviçre, çok güzel bir ülkedir ve ziyaret edilmeye değerdir.
Mr Brown speaks Japanese very well.
- Bay Brown Japonca'yı çok iyi konuşur.
His talk led me to believe that he knows a great deal.
- Onun konuşması onun çok şey bildiğine beni inandırdı.
I have a great deal to do.
- Yapacak çok işim var.
Fuck, I cannot sleep because those damned owls are hooting so loudly.
- Lanet, uyuyamıyorum çünkü o lanet baykuşlar çok yüksek sesle ötüyorlar.
Oh, hello. It's quite hot today really!
- Oh merhaba. Bugün hava gerçekten çok sıcak!
Tom had plenty of chances to apologize, but he didn't.
- Tom'un özür dilemek için çok fırsatı vardı, ama bunu yapmadı.
As a new father, I gave my first child plenty of books.
- Yeni bir baba olarak, ben ilk çocuğuma pek çok kitap verdim.
Music and art can greatly contribute to the enjoyment of life.
- Müzik ve sanat, yaşam zevkine çok büyük ölçüde katkıda bulunabilirler.
I was greatly impressed by the speech.
- Onun konuşmasından çok fazla etkilendim.
Tom deeply regretted doing what he had done.
- Tom yaptıklarını yaptığına çok pişman oldu.
I feel for you deeply.
- Senin için çok üzülüyorum.
Time is a precious thing, so we should make the best use of it.
- Zaman çok değerli bir şeydir, bu yüzden onu en iyi şekilde kullanmamız gerekir.
These books are very precious to us.
- Bu kitaplar bizim için çok değerli.
It rained heavily yesterday.
- Dün çok yağmur yağdı.
Bill hates his father smoking heavily.
- Bill babasının çokça sigara içmesinden nefret ediyor.
The audience was largely made up of very young children.
- Seyirci çoğunlukla çok küçük çocuklardan oluşuyordu.
A lot of people want peace all over the world.
- Dünyanın her yerinde çok sayıda insanlar barış istiyorlar.
I'm the type who likes to think things over very carefully.
- Şeylerin üzerinde çok dikkatlice düşünmeyi seven tipim.
Thank you very, very much!
- Sana çok, çok teşekkürler!
Thank you very much for your present.
- Hediyen için çok teşekkürler.
You're a beast! You haven't even missed one question!
- Sen sorularda çok iyisin! Birtek soruda başarısız olmadın!
These beasts are very friendly.
- Bu canavarlar çok cana yakın.
Tom was sweating profusely after a half an hour on the treadmill.
- Tom, koşu bandındaki yarım saatten sonra çok terliyordu.
I think something terrible has happened to Tom.
- Sanırım Tom'a çok kötü bir şey oldu.
You're so good at writing. I'm terrible.
- Yazma konusunda çok iyisin. Ben kötüyüm.
I couldn't sleep well last night because there were lots of things on my mind.
- Kafamda çok şeyler olduğu için dün gece iyi uyuyamadım.
In Venice, there are always lots of tourists.
- Venedik'te her zaman çok turist vardır.
Tom lives beyond his means.
- Tom kazandığından çok para harcıyor.
He lives beyond his means.
- O, kazandığından çok para harcıyor.
Sadly, I'm not a very good dancer.
- Ne yazık ki, ben çok iyi bir dansçı değilim.
For a girl of her age, Mary expresses very clever, remarkable thoughts.
- Onun yaşındaki bir kız için, Mary çok zeki, dikkat çekici düşünceler ifade eder.
I thought that was remarkable.
- Onun çok dikkat çekici olduğunu düşündüm.
Tom is a terrific all-around athlete.
- Tom müthiş çok yetenekli bir atlettir.
Jane is very pretty and kind.
- Jane çok güzel ve nazik.
This park is pretty big; it has a lot of trees and many flowers.
- Park oldukça büyüktür; Çok sayıda ağaçları ve çok sayıda çiçekleri vardır.
Some people identify success with having much money.
- Bazı insanlar başarıyı çok para kazanma olarak tanımlarlar.
To take something too far.
- Bir şey alamayacak kadar çok uzak.
Due to overfishing, some fish stocks are now at perilously low levels.
- Çok fazla balık avı dolayısıyla, bazı balık stokları şimdi tehlikeli derecede düşük seviyelerde.
Your success depends a lot on how your manager and other people in the office perceive you.
- Sizin başarınız daha çok sizin yöneticinizin ve bürodaki diğer insanların sizi nasıl algıladığına bağlıdır.
New York'un caddeleri çok geniş.
- New York'un caddeleri çok geniştir.
New York'un caddeleri çok geniştir.
- New York'un caddeleri çok geniş.