çeşitlilik

listen to the pronunciation of çeşitlilik
التركية - الإنجليزية
variety

The mountains in this part of the country are full of variety. - Ülkenin bu bölümündeki dağlar çeşitlilikle doludur.

I wish there was more variety in my work. - Keşke işimde daha çok çeşitlilik olsa.

range
diversity

Knowledge of other cultures fosters a respect and tolerance for diversity. - Diğer kültürlerin bilgisi çeşitlilik için saygı ve hoşgörüyü besler.

Recently, the increasing diversity of computer use has extended far beyond the realms of the office. - Son zamanlarda, bilgisayar kullanımında artan çeşitlilik, ofis alanlarının çok ötesine uzandı.

assortment
variation
multiplicity
variety, diversity
diversification
variety, diversity, variation
distinctness
(Hukuk) diversification, diversity
variegation
nonuniformity
variedness
multifariousness
diversify
various
çeşit
kind

What kinds of meat dishes do you serve? - Ne çeşit et yemeklerini servis yapıyorsunuz?

I read three kind of newspapers in order to keep abreast with the times. - Gelişmeleri takip etmek için üç çeşit gazete okurum.

çeşit
{i} variety

The company manufactures a variety of paper goods. - Şirket, çeşitli kağıt ürünleri üretmektedir.

He grew a variety of crops. - O, çeşitli ekinler büyüttü.

çeşit
sort

What sort of television programs are on today? - Bugün ne çeşit televizyon programları var?

All sorts of people live in Tokyo. - Tokyo'da her çeşit millet yaşar.

çeşit
{i} cast
çeşit
type

Every type of socialization requires a lie. - Her çeşit sosyalleşme bir yalana gereksinim duyar.

Spätzle are a type of German pasta. - Spätzle bir çeşit alman pastasıdır.

çeşit
sort of

How do you take off the shell of a boiled egg cleanly? Is there some sort of trick? - Kaynamış bir yumurtanın kabuğunu temiz bir şekilde nasıl çıkarırsın? Bir çeşit hile var mı?

What sort of television programs are on today? - Bugün ne çeşit televizyon programları var?

çeşit
denomination
çeşit
style

Part of the charm of a big city lies in the variety of styles that can be seen in the architecture of its buildings. - Büyük bir şehrin cazibesinin bir kısmı onun binalarının mimarisinde görülebilen stillerin çeşitliliğine bağlıdır.

çeşit
{i} item
çeşit
{i} genre
çeşit
{i} species

Cabbage, cauliflower, broccoli, and Brussels sprouts are all cultivars of the same species. - Lahana, karnabahar, brokoli ve brüksellahanası aynı türün çeşitleridir.

çeşit
variation
çeşit
(Spor) make

Tom came up with various ideas on how to make his business more successful. - Tom işini nasıl daha başarılı yapacağına dair çeşitli fikirler ileri sürdü.

She knows how to make more than a hundred types of bread. - O, yüz çeşitten fazla ekmek yapmasını bilir.

çeşit
(Ticaret) line
çeşit
version
çeşit
flavor
çeşit
hue
çeşit
breed
çeşit
rate
çeşit
run

Oil is necessary to run various machines. - Yağ çeşitli makinelerin çalıştırılabilmesi için gereklidir.

çeşit
class
çeşit
nature
çeşit
order

I read three kind of newspapers in order to keep abreast with the times. - Gelişmeleri takip etmek için üç çeşit gazete okurum.

In order to study computational linguistics it's necessary to know various languages, however, one also has to be familiar with the use of computers. - Bilişimsel dil bilimi eğitimi yapmak için çeşitli dilleri bilmek gerekli, ancak, insan bilgisayarların kullanımı da bilmelidir.

çeşit
description
çeşit
assortment

We also have lentils in our assortment. - Ayrıca çeşitlerimizde mercimeğimiz var.

A clocktower is full of an assortment of doodads and doohickies. - Saat kulelerinin içi çeşit çeşit zamazingoyla doludur.

çeşit
form

Sami had some form of paranoid schizophrenia. - Sami'de bir çeşit paranoyak şizofreni vardı.

There are several kinds of cloud formations. - Çeşitli bulut oluşum türleri vardır.

çeşit
sample
biyolojik çeşitlilik
Biological diversity
çeşit
range

A buyers' market is a market in which goods are plentiful, buyers have a wide range of choices, and prices are low. - Bir alıcı piyasası malların bol olduğu, alıcıların çok çeşitli seçimlere sahip olduğu, ve fiyatların düşük olduğu bir piyasadır.

We discussed a wide range of topics. - Çok çeşitli konular tartıştık.

çeşit
kind, sort, variety
çeşit
biol. variety
çeşit
{i} ilk
çeşit
{i} stripe
çeşit
kind, sort, description, cast, breed; variety; assortment; sample
çeşit
{i} manner
çeşit
(Hukuk) brand
التركية - التركية
Çeşidi çok olma durumu, tenevvü
Çeşidi çok olma durumu, tenevvü: "Onun gülüşünü ve gülüşlerindeki mana çeşitliliğini bilmesi gereken ve bildiğini sandığı üç beş kişiden biri."- T. Buğra
yelpaze
Çeşit
tür
çeşit
Türlü
Çeşit
(Osmanlı Dönemi) BÂC
Çeşit
kalem
çeşit
Aynı türden olan şeylerin bazı özelliklerle ayrılan öbeklerinden her biri, tür, nevi
çeşit
Aynı türden olan şeylerin bazı özelliklerle ayrılan öbeklerinden her biri, tür, nevi: "Her çeşit insanı kavrayacak bir sunuş tarzı vardı."- H. Taner
çeşit
Canlıların bölümlenmesinde, bireylerden oluşan, türden daha küçük birlik
çeşit
Türlü: "Bu camilerin her biri başka planda başka çeşittir."- Y. K. Beyatlı
çeşit
tevür
çeşitlilik
المفضلات