anlaşılan

listen to the pronunciation of anlaşılan
Türkçe - İngilizce
apparently

Apparently, Mary doesn't like me. - Anlaşılan Mary beni sevmiyor.

Apparently I'm adopted. - Anlaşılan ben evlatlığım.

pertaining to inference
speculative
conclusive
pertaining to a conclusion
seemingly, apparently
inferential
may well be
seemingly
understood

Music is a language understood by all humans. - Müzik tüm insanlar tarafından anlaşılan bir dildir.

implied
evidently

Evidently, it's going to rain tomorrow. - Anlaşılan, yarın yağmur yağacak.

evident

Evidently, it's going to rain tomorrow. - Anlaşılan, yarın yağmur yağacak.

söylenmeden anlaşılan
tacit
anlaş
(Bilgisayar) negotiate

The two countries will negotiate a settlement to the crisis. - İki ülke kriz için bir anlaşma görüşecekler.

Attempts to negotiate a peace treaty failed. - Barış anlaşması görüşme girişimleri başarısız oldu.

kolayca anlaşılan
coherent
anlaş
{f} handshake
anlaş
concur
anlaş
agree with

I've got to agree with Tom on this one. - Bu konuda Tom'la anlaşmak zorunda kaldık.

Tom and Mary almost always agree with each other. - Tom ve Mary hemen hemen her zaman birbirleriyle anlaşırlar.

anlaş
cotton up to
anlaş
{f} handshaking
anlaş
concurring
anlaş
{f} assent
kendiliğinden anlaşılan
self-explanatory
kolay anlaşılan
articulate
kolay anlaşılan şey
continuity
söylenilmeden anlaşılan
understood
Türkçe - Türkçe
Anlaşıldığına göre, galiba, muhtemelen: "Anlaşılan sen İstanbul'un acemisi olmalısın."- O. C. Kaygılı
(Osmanlı Dönemi) ZAHİR
anlaşılan