Her yerde çiçek var, görmek isteyen için.
- Es gibt überall Blumen, für den, der sie sehen will.
Her yeri aradım fakat cüzdanımı bulamıyorum.
- Ich suchte überall, aber ich kann meine Geldbörse nicht finden.
Her zaman her yerde huysuz ihtiyarlar vardır.
- Immer und überall gibt es grantige alte Leute.
Her yerde çiçek var, görmek isteyen için.
- Es gibt überall Blumen, für den, der sie sehen will.
Biz ülkenin her yerinde seyahat ettik.
- We travelled all over the country.
Dünyanın her yerinde çok sayıda insanlar barış istiyorlar.
- A lot of people want peace all over the world.
Onun her tarafı ağrıyordu.
- She was aching all over.
Kolumun her tarafında sivrisinek ısırıkları var.
- I have mosquito bites all over my arm.
Tom raporu baştan yeniden yazmak zorundaydı.
- Tom had to write the report all over again.
Her şeye yeniden başladık.
- We started all over again.
Onun bitmiş olduğunu biliyorduk.
- We knew it was all over.
Tom'u her yerde aradım.
- I looked all over for Tom.
Tom her yerde seni arıyordu.
- Tom was looking all over for you.
Size tekrar aşık olabilirim.
- I could fall in love with you all over again.
Bu konuşmanın en önemli kısmı bütün haberlerde tekrar edildi.
- This soundbite was repeated all over the news.
Şimdi her şeye baştan başlamalıyım.
- Now I have to start all over again.
Bu yeni baştan oluyor.
- It's happening all over again.
Tom hiç bir yere yürümez.
- Tom doesn't ever walk anywhere.
Başka hiç bir yere gidemem.
- I can't go anywhere else.
Tom Mary'yi hiçbir yerde görmedi.
- Tom didn't see Mary anywhere.
Bu yüzük hiçbir yerde bulunmayacaktı.
- The ring was not to be found anywhere.
They have branches all over the world, from Calcutta to New York City.
- Sie haben überall auf der Welt Filialen, von Kalkutta bis New York.
He was covered all over with white paint.
- Er war überall mit weißer Farbe bekleckert.