İngilizce - Türkçe çeviri
 
History:
yapma more delete
Related:
... adı altında tica..
acemice iş yapma
akaryakıt ikmali yap..
akit yapma vaadi
akit yapma zorunluğu
akort yapma
akrabaya ayrıcalık y..
alan başı yapma
aletlerle iş yapma
alışveriş yapma
analiz yapma yeteneğ..
analiz yapma yeteneğ..
anormal oranda kaza ..
antreman için rakibi..
aptal numarası yapma
araba sollamak için ..
araştırma yapma
araştırma yapma hakk..
aromatik yapma
askerlik yapma
askerlik yapma sorum..
ateşli konuşma yapma
ayak yapma
aynen karşılığını ya..
aynı aygıtla yayın y..
ayrıcalık yapma
ayrım yapma
açıktan açığa propag..
ağ yapma
aşı yapma
yapma be
 
yap-ma
TR 
add into favorites
1 accomplishment  isim
2 implement
3 making  isim
4 dummy
5 fulfillment  isim
6 makıng
7 dont
8 exercise
9 bogus
10 execution
11 stop it
12 spurious  sıfat
13 fulfilment
14 pursuance  isim
15 sham  sıfat
16 show  isim
17 artificial
18 acquittal#
19 acquittal
20 building
21 erection
22 processing
23 commission  Kanun
24 execute
25 constitution
26 foundation
27 transaction
28 fabrication
29 construction
30 imitation
31 really?
32 made
33 affected, feigned, mock
34 artificial, imitation, false
35 doing; making; building, erection; false, artificial, bogus; affected, mannered
36 observance
37 imitated  sıfat
38 fulfill
39 cut it out
40 postiche
41 performing  isim
42 cut it out!
43 drop it  fiil
44 performance  isim
45 false
46 (kötü bir şey) perpetration
47 fake
48 go on
49 drop it!
50yapmak perform
51yapmak make  fiil
52yapmak do  fiil
53yapmak have  fiil
54yapmak carry out
55yapmak accomplish  fiil
56yapmak conduct
57yapmak build
58yapmak put up
59yapmak prepare  fiil
60yapmak practise  fiil
61yapmak establish  fiil
62yapmak land  fiil
63yapmak get  fiil
64yapma! do not!
65yapmak conduct to
66yapmak weave  fiil
67yapmak set  fiil
68yapmak create  fiil
69yapmak go over
70yapmak go through
71yapmak work out  deyim
72yapmak cost
73yapmak turn out
74yapmak transact  fiil
75yapmak discharge
76yapmak take  fiil
77yapmak do, does  İnşaat
78yapmak manufacture
79yapmak administer  Ticaret
80yapmak design
81yapmak meet
82yapmak wreak
83yapmak render  Ticaret
84yapmak put through
85yapmak profess  fiil
86yapmak engineer  fiil
87yapmak contrive  fiil
88yapmak carve out
89yapmak architect
90yapmak fashion  fiil
91yapmak found
92yapmak practice  fiil
93yapmak produce  fiil
94yapmak ply  fiil
95yapmak fulfil
96yapmak acquit oneself
97yapmak work
98yapmak to make; to build, construct, fashion; to create; to manufacture; to produce; to prepare
99yapmak to do; to busy oneself with (something); to do (something) (as one's regular work or occupation); to carry out, perform; to effect, execute: Ne yapıyorsun? What're you doing? Başka ne yapayım? What else can I do? Haldun öğretmenlik yapıyor. Haldun teaches./Haldun's a teacher
100yapmak to repair, fix (something)
101yapmak to do, to make; to perform, to fulfil, to carry sth out; to mend, to repair, to fix" " onarmak, tamir etmek; to build, to construct, to erect, to found" " inşa etmek; to produce, to manufacture, to bring sth out" " üretmek; to cause" " yol açmak; to marry (a girl) to" " evlendirmek; to cost; to do with; to have, to possess; (yemek) to cook; (banyo) to have; (resim) to draw; (konuşma) to deliver, to make
102yapmak to make  Hukuk
103yapmak (hata vb.) perpetrate
104yapmak (makyaj) put on
105yapmak (çocuk) father
106yapmak to cause, bring about (an illness)
107yapmak to be (used with reference to the weather): Geçen kış çok kar yaptı. It snowed a lot last winter
108yapmak to be occupied with (the doing of something): Stajımı o hastanede yaptım. I did my internship in that hospital. Lise öğrenimini Sen Jozef'te yaptı. He got his high school education at St. Joseph's
109yapmak to defecate (in/on); to urinate, wet: Çocuk yine yatağına yapmış. The child's wet the bed again
110yapmak to harm, do (someone) harm: Beni kızdıran kişiyi yaparım! I don't let anybody who crosses me get off easy!/The person who crosses me is in for it!
111yapmak to do, act, behave: Gelmekle iyi yaptın. You did well to come. Fena mı yapmışım yani? So somebody reckons I've behaved badly, eh?
112yapmak to make (someone, something) (reach a certain state): Bu ilaç beni iyi yaptı. This medicine made me well. İstanbul'u İstanbul yapan odur. That's what makes Istanbul Istanbul./That's what makes Istanbul what it is. Oğlumu doktor yapmak istiyorum. I want to make a doctor of my boy. Orayı muz bahçesi yapmalısınız. You ought to make that bit (of land) over there into a banana grove
113yapmak to make, acquire (money)
114yapmak to produce (offspring)
115yapmak (for a vehicle) to do, go, travel at (a specified speed)
116yapmak to do, arrange: Şayeste, saçını Şahinde'ye yaptırdı. Şayeste had Şahinde do her hair. Gülfidan, bir daha yatağını yapmadan kahvaltıya gelme ha! Gülfidan, don't you let me catch you coming to breakfast again without first making your bed!
117yapmak to make or describe (an arc, a curve, a bend, etc.): Yol orada viraj yapar. The road makes a bend there
118yapmak repair
119yapmak turn
120yapmak work on
121yapmak perpetrate
122yapmak ordain
123yapmak make of
124yapmak make up
125yapmak mend
126yapmak accoplish  Havacılık
127yapmak apply a reduction  Politika, Siyaset
128yapmak conference
129yapmak make a reduction  Politika, Siyaset
130yapmak achieve
131yapmak hold in
132yapmak forge
133yapmak brew
134yapmak bring out
135yapmak carry on
136yapmak act
137yapmak Oh go on!/Go on! (used to express disbelief): Yapma! Şaka söylüyorsun! Go on now; you're kidding me! yapmadığını bırakmamak/yapmadığı kalmamak to do everything in the book to annoy or upset someone: Ayhan yapmadığını bırakmadı; onun sepetleneceği kesin. Ayhan's committed every crime in the book; he's sure to be fired. O gün söylediklerine itiraz ettim; ondan bu yana bana yapmadığı kalmadı. I objected to what she said that day, and since then she's done everything possible to harass me. yaptığı hayır ürküttüğü kurbağaya değmemek for (someone's) well-meant help to do more harm than good
138yapmak slang to do it to, have sex with. Yapma!
139yapmak Leave him/her/them alone!
140yapmak Leave it alone!/Stop it!/Cut it out!: Yapma Eda, kırarsın! Leave it alone, Eda! You could break it!
141yapmak cause
142yapmak commit
143yapmak do with
144yapmak draw
145yapmak fabricate
146yapmak deliver
147yapmak construct
148yapmak cook
149yapmak facere  Latin
More results
150 İRAS ETME  Hukuk
151 Doğadaki şeylere benzetilerek insan eliyle yapılmış, yapay, suni:"Eliyle bahçenin dökme taştan yapma mağaralarından birini göstererek..."- Y. K. Karaosmanoğlu. İçten olmayan, içten gelmeyerek yapılan, yapmacık:"Fakat fazla içliliği erkekliğe yakıştıramadığından kendini her zaman yapma bir sertliğin arkasına gizlerdi."- H. Taner
152 Yapmak işi
153 Doğadaki şeylere benzetilerek insan eliyle yapılmış, yapay, sun'î
154 İçten olmayan, içten gelmeyerek yapılan, yapmacık
155 Tezeğin kalıplanıp kurutularak yakacak haline getirilmesi
156yapmak Onarmak, tamir etmek
157yapmak Bir şeyi başka bir şey durumuna getirmek:"Ayrıca terbiye edeceğim, onu yaman bir polis köpeği yapacağım."- R. H. Karay
158Yapmak TARR
159Yapmak SUN'
160Yapmak İKA ETMEK  Hukuk
161Yapmak gitmek
162Yapmak SEFF
163Yapmak NEFŞ
164Yapmak akdetmek
165Yapmak çıkmak
166Yapmak icra etmek
167yapmak Düzenli bir duruma getirmek
168yapmak Bir düşünceyi, bir davranışı, bir isteği işe dönüştürmek, gerçekleştirmek
169yapmak Bir dileği, bir isteği yerine getirmek, uygulamak, ifa etmek
170yapmak Üretmek
171yapmak Olmak
172yapmak Gerçek niteliğini vermek
173yapmak Bir kimseye bir meslek kazandırmak; yetiştirmek
174yapmak bir durum yaratmak
175yapmak Birini herhangi bir duruma düşürmek
176yapmak Gerçekleştirmek
177yapmak Davranmak, hareket etmek
178yapmak Bir harekete, işe başlamak veya bir hareketle, işle uğraşmak
179yapmak Zarara yol açmak
180yapmak Etkili olmak
181yapmak Salgılamak, çıkarmak
182yapmak Bir düşünceyi, bir davranışı, bir isteği işe dönüştürmek, gerçekleştirmek:"Elimi ağzına götürerek sus işareti yaptım."- R. H. Karay
183yapmak Bir dileği, bir isteği yerine getirmek, uygulamak, ifa etmek:"Şu işi yapıver diye yalvarmıştı da enişte engel olmuştu."- S. M. Alus
184yapmak Ortaya koymak, gerçekleştirmek, oluşturmak, meydana getirmek:"Her görevi ayrım gözetmeden aynı titizlikle yapmak başarının sırrıdır."- Ç. Altan
185yapmak Olmasına yol açmak
186yapmak Bir işle uğraşmak, meşgul olmak:"Yaratıcı hamleler yapmak isteyen bir millet için mutlaka bir şeye inanmak lazım."- O. S. Orhon
187yapmak Dışkı çıkarmak
188yapmak Gerçekleştirmek:"İlk ve orta öğrenimini Anadolu'da yapmıştır."- Y. Z. Ortaç
189yapmak Olmak. İyilik veya kötülükte bulunmak
190yapmak Yol almak
191yapmak Ortaya koymak, gerçekleştirmek, oluşturmak, meydana getirmek
192yapmak Bir kimseye bir meslek kazandırmak, yetiştirmek:"Onu da Üsküdar'daki ambar memuru yapmak suretiyle daireden uzaklaştırdı."- H. Taner
193yapmak Edinmek, sahip olmak
194yapmak Tehdit yolyla birini herhangi bir duruma düşürmek
195yapmak Evlendirmek
196yapmak Bir durum yaratmak:"Fırının harlı ateşi yanaklarını pembe pembe yapmıştı."- N. Araz
197yapmak Bir işle uğraşmak, meşgul olmak
More results