yapma

listen to the pronunciation of yapma
Turkish - English

Definition of yapma in Turkish English dictionary

  1. accomplishment isim
  2. implement
  3. dummy
  4. fulfillment isim
  5. making isim Jim seems to know the art of making friends with girls. - Jim kızlarla arkadaşlık yapma sanatını biliyor gibi görünüyor.
  6. fabrication
  7. processing
  8. commission Kanun
  9. constitution
  10. execute
  11. erection
  12. building He explained the process of building a boat. - Bir tekneyi yapma sürecini açıkladı.
  13. imitation
  14. really?
  15. transaction
  16. foundation
  17. performing isim
  18. achievement
  19. discharge
  20. perpetration
  21. performance
  22. observance
  23. pinchbeck
  24. pseudo
  25. execution
  26. imitated
  27. ersatz
  28. factitious
  29. fulfilment
  30. false
  31. makıng
  32. dont
  33. bogus
  34. stop it
  35. acquittal#
  36. made
  37. spurious sıfat
  38. exercise What's your favorite way to get exercise? - Favori egzersiz yapma tarzın nedir?
  39. construction
  40. acquittal
  41. (kötü bir şey) perpetration
  42. artificial, imitation, false
  43. affected, feigned, mock
  44. show isim
  45. doing; making; building, erection; false, artificial, bogus; affected, mannered
  46. go on
  47. cut it out!
  48. drop it!
  49. sham
  50. pursuance
Turkish - Turkish

Definition of yapma in Turkish Turkish dictionary

  1. İRAS ETME Hukuk
  2. Doğadaki şeylere benzetilerek insan eliyle yapılmış, yapay, suni: "Eliyle bahçenin dökme taştan yapma mağaralarından birini göstererek..."- Y. K. Karaosmanoğlu. İçten olmayan, içten gelmeyerek yapılan, yapmacık: "Fakat fazla içliliği erkekliğe yakıştıramadığından kendini her zaman yapma bir sertliğin arkasına gizlerdi."- H. Taner
  3. Yapmak işi
  4. Doğadaki şeylere benzetilerek insan eliyle yapılmış, yapay, sun'î
  5. İçten olmayan, içten gelmeyerek yapılan, yapmacık
  6. Tezeğin kalıplanıp kurutularak yakacak haline getirilmesi
  7. Related Terms
  8. Onarmak, tamir etmek : yapmak
  9. Bir şeyi başka bir şey durumuna getirmek: "Ayrıca terbiye edeceğim, onu yaman bir polis köpeği yapacağım."- R. H. Karay : yapmak
  10. TARR : Yapmak
  11. SUN' : Yapmak
  12. İKA ETMEK Hukuk: Yapmak
  13. gitmek : Yapmak
  14. SEFF : Yapmak
  15. NEFŞ : Yapmak
  16. akdetmek : Yapmak
  17. çıkmak : Yapmak
  18. icra etmek : Yapmak
  19. Düzenli bir duruma getirmek : yapmak
  20. Bir düşünceyi, bir davranışı, bir isteği işe dönüştürmek, gerçekleştirmek : yapmak
  21. Bir dileği, bir isteği yerine getirmek, uygulamak, ifa etmek : yapmak
  22. Üretmek : yapmak
  23. Olmak : yapmak
  24. Gerçek niteliğini vermek : yapmak
  25. Bir kimseye bir meslek kazandırmak; yetiştirmek : yapmak
  26. bir durum yaratmak : yapmak
  27. Birini herhangi bir duruma düşürmek : yapmak
  28. Gerçekleştirmek : yapmak
  29. Davranmak, hareket etmek : yapmak
  30. Bir harekete, işe başlamak veya bir hareketle, işle uğraşmak : yapmak
  31. Zarara yol açmak : yapmak
  32. Etkili olmak : yapmak
  33. Salgılamak, çıkarmak : yapmak
  34. Bir düşünceyi, bir davranışı, bir isteği işe dönüştürmek, gerçekleştirmek: "Elimi ağzına götürerek sus işareti yaptım."- R. H. Karay : yapmak
  35. Bir dileği, bir isteği yerine getirmek, uygulamak, ifa etmek: "Şu işi yapıver diye yalvarmıştı da enişte engel olmuştu."- S. M. Alus : yapmak
  36. Ortaya koymak, gerçekleştirmek, oluşturmak, meydana getirmek: "Her görevi ayrım gözetmeden aynı titizlikle yapmak başarının sırrıdır."- Ç. Altan : yapmak
  37. Olmasına yol açmak : yapmak
  38. Bir işle uğraşmak, meşgul olmak: "Yaratıcı hamleler yapmak isteyen bir millet için mutlaka bir şeye inanmak lazım."- O. S. Orhon : yapmak
  39. Dışkı çıkarmak : yapmak
  40. Gerçekleştirmek: "İlk ve orta öğrenimini Anadolu'da yapmıştır."- Y. Z. Ortaç : yapmak
  41. Olmak. İyilik veya kötülükte bulunmak : yapmak
  42. Yol almak : yapmak
  43. Ortaya koymak, gerçekleştirmek, oluşturmak, meydana getirmek : yapmak
  44. Bir kimseye bir meslek kazandırmak, yetiştirmek: "Onu da Üsküdar'daki ambar memuru yapmak suretiyle daireden uzaklaştırdı."- H. Taner : yapmak
  45. Edinmek, sahip olmak : yapmak
  46. Tehdit yolyla birini herhangi bir duruma düşürmek : yapmak
  47. Evlendirmek : yapmak
  48. Bir durum yaratmak: "Fırının harlı ateşi yanaklarını pembe pembe yapmıştı."- N. Araz : yapmak
  49. Bir işle uğraşmak, meşgul olmak : yapmak
About yapma

    Hyphenation

    yap·ma

    Pronunciation

    Add to favorites

    Word of the day

    prehensile
Favorites