Topladığımız paranın miktarı önemsizdi.
- The amount of money we collected was insignificant.
Bazen kötüleyici olarak gürültü, önemsiz ve cazibeden yoksun müzik diyoruz.
- We sometimes disparagingly call noise, music that's insignificant and devoid of any charm.
Fransızca konuşabilip konuşamaman bu konuşmayla tamamen alakasız.
- Whether you're able to speak French or not is completely irrelevant to this conversation.
Benim görüşüm alakasızdı.
- My opinion was irrelevant.
Başka her şey önemsiz.
- Everything else is irrelevant.
Ben çok önemsiz ve anlamsızım.
- I'm so unimportant and insignificant.